|
| ||||||
|
|
|
Ramazan YAŞAR Otobüsün sarsıntısıyla uyanmıştı. Ne kadar uyuduğunu kestiremedi. Saatine baktı. Saat sabahın sekizini gösteriyordu. Evindeki yatağı kadar rahat olmamasına rağmen bu koltukta nasıl uyuyabildiğini düşündü ve "Herhalde insan kendini şartlara göre ayarlayabiliyor" dedi. Sonra gözlerini ovuşturdu ve doğaya yeni yeni selam veren güneşi seyre koyuldu. Gökyüzünün son berraklığını yaşadığı günlerdi bu günler Bir ara gözleri ağaçlara kaydı Ağaçların dallarından yapraklarının ayrılışının, yapraklar için çok hüzün verici bir şey olacağı geçti aklından. Onlar yaklaşık beş aydır birlikte oldukları dallarından ayrılıyorlardı. Dallardan kopan yapraklar nazlı bir gelin edasıyla süzülerek yere düşüyorlardı. Yaprakların bu durumu onun kendi evinden ayrı kalışını hatırlatıyordu.Ne bitmez tükenmez bir gidişti şu otobüsün yolda ceylan gibi süzülüşü. Mahmur gözlerinde bir iki damla yaş belirdi. Birden kendine geldi. "Be hey adam! Erkekler ağlamaz" dedi bir ses bir yerlerden. "Ağlasa bile içine döker gözyaşlarını!" Babasından öyle görmüştü o. En son hıçkıra hıçkıra ağladığında ablasının düğünüydü. O gün sabrının son noktasına gelmiş ve gözyaşlarına hâkim olmanın anlamsız olduğunu düşünerek göz kapaklarını sonuna kadar açmıştı. Ne hikmetse o ayrılık gününde babası ya hiç gözyaşı dökmemişti ya da kendisi duygu selinden dolayı bu durumun farkına varmamıştı. "Yine daldım" diye düşündü. Sonra yan koltukta uyuyan kardeşine baktı. Küçüklüğünden beri kendisine nasıl destek olduğu aklına geldi. O dahil ailesinin bütün fertleri onun iyiliği için çabalamışlardı. Ara sıra kırgınlıklar olsa da onları sevdiğini hatırladı. Bu esnada muavin sabah servisi için ön koltuklara doğru ilerliyordu. Nerde olduklarını öğrense iyi olacaktı. "Ne kadar kaldı" diye sordu. "Bir saat içinde otogara gireriz." diye cevap verdi muavin. Heyecanlıydı. Üniversiteyi kazanmanın mutluluğu yüzünden okunuyordu. Fazla çalışmış sayılmazdı ama Allah yardım etmişti işte. İçinden Allah'a şükrediyordu. Ailesinin dualarını da hatırladı. Hele ablasının ve annesinin her telefon açışında dua etmelerini istediği günleri... Güneş yükselişini sürdürüyor ve ısıtmaya çalıştığı bu kente şimdilik sevimli görünmeye gayret ediyordu.O kent bir gün olacak güneşin soğuk yüzünü de görecekti. Ona dair bilgiler okuduğu kitaplara, gazete ve televizyonlarda çıkan haberlere dayanıyordu. Kısa bir süre sonra onu, tüm duygularıyla hissedecekti. Otobüsün içinde biraz üşüdüğünü hissetti. Biraz dikkat edince soğuğun dışarıdan gelen bir olduğunu fark etti. "Demek ki Ankara'nın sabahları soğuk oluyor" diye düşündü. Muavinin ikram ettiği çay ve bir dilim kek içini ısıtmıştı. Evini, ailesini, okuduğu mekanları ve arkadaşlarını ne çabuk özlemişti. Ablasıyla bir türlü geçinemezdi. En iyi geçindiği günleri tatil başlangıcının ilk iki günü olurdu. Bunun Babasının her zaman söylediği; "oğlum misafirlik üç gündür" sözüyle bir bağlantısı olduğunu düşünürdü. Ailesini diğer fertleriyle de durum çok da farklı değildi. "Keşke o tartışmalar hiç yaşanmasaydı" dedi kendi kendine. "Bak işte özlüyorum şimdi. Demek kıymet bilmek için uzaklarda olmak gerekiyormuş." "E... İstanbul uzak değil miydi" dedi içinden bir ses "Yok yok" dedi. "İstanbul uzak mı sayılır? Arada kaç km. var? İzmit'in komşusu işte". "Ankara'da inecek yolcularımız lütfen eşyalarınızı arabada bırakmayın. Devam edecek yolcularımız lütfen otobüsten inmeyin. Birazdan hareket edeceğiz." Muavinin bu kısa konuşmasıyla daldığı düşünce deryasından çıktı. Soğuk olur düşüncesiyle annesinin zorla aldırdığı montunu giydi.
"İyi ki almışım" dedi kendi kendine.
Balığın sudan çıkmayınca suyun kıymetini bilemediği aklına geldi.
Boş ver gün olur inersin sen de herkes gibi ineceğin yerden dedi
daldı yeni hayallere. |
|
| ||
|
|
||||||