|
| ||||||
|
|
|
Birsen AYVAZ İki cihan sultanı Hz Muhammed ( SAV ) arkadaşlarıyla oturuyorlar. İçeriye Ebu Cehil giriyor. Efendimizin yüzüne bakarak " Lat ve Uzzaya yemin olsun ki bu güne kadar senin yüzün kadar çirkin bir yüz görmedim ..." diyerek geri dönüp gidiyor. Efendimiz başıyla tasdik ederek tebessüm ediyor ve " doğru söylüyor..." diyor. Az sonra Peygamber aşığı Hz. Ebu Bekr içeriye giriyor. Efendimizin yüzüne muhabbetle bakıyor selam vererek: "Vallahi bu yaşıma geldim, senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim ya Muhammed" diyerek oturuyor. Hz. Peygamber onu da tasdikliyor ve "Ebu Bekr doğru söylüyor" diyor. Sahabeler şaşkın peygambere bakıyorlar ve bir tanesi bu şaşkınlığı dillendiriyor" Efendimizin cevabı ebediyete kadar gönül ve fikir deryasına ışık tutacak enginlikte: "Ben sizlerin aynasıyım. Ebu Cehl bana baktı ve kendini gördü. Doğruyu söyledi. Ebu Bekr de bana baktı, kendini gördü ve doğruyu söyledi. Her birimiz diğerinin aynasıyız. " Sen ey kaldırımda yürüyen insanoğlunun yürüyüşündeki yamukluğu fark eden yolcu! Yamukluk yürüyende mi yoksa senin bakışında mı? Misafir çağrıldığın evde büfedeki fincanın altında gördüğün tozlar ev sahibinin mi, yoksa senin gönül kirlerin mi? Ya siz, ey sevgiyi, mutluluğu farklı ten ve yüzlerde arayan dostlar! Birilerinin, kalplerde olmayan sevgi ve mutluluğu suretlerde bulabileceğini mi sanıyorsunuz? Oysa sevgiye ulaşmak, kalbi sevgiyle doldurmakla mümkün olabiliyor. Sen sadece kalbindekini akıtırsın ve o sana geri gelir. Bu, sevginin kendine özgü mutluluğudur 0 mutluluğu, sevgiyle baktığında yaşayabilirsin. Sadece sevmeye başlaman yeterlidir. Zamanla çok daha fazla sevginin size geldiğini görürsün.Yüzmenin yüzerek öğrenildiği gibi sevmek de sadece sevilerek öğrenilir. Bazıları sevmek için o en yüce sevgilinin gelmesini beklerler. Yunus misali "yaratılanı yaratandan ötürü" sevmeyi bilemediklerinden midir nedir, gönül gözlerini kapatıp otururlar ve sadece beklerler. Bir yerlerden beyaz atlı prens ya da prenses çıkıp gelecek ve o zaman kalplerini açacaklar; oysa onu bulduklarında varlığını bile fark edemiyorlar. Zira o vakte kadar nasıl seveceklerini, kalplerini nasıl açacaklarını unutmuş oluyorlar. Mutluluğu yakalamanın şartı; her zaman sevgiyi vermeye hazır olabilmek ve karşılık görüp görmemeyi hesaba katmadan sevmektir. Sevgi her zaman geri dönecektir; çünkü bu onun doğasında vardır. Sevgi; dağlara gidip yüksek sesle şarkı söylemek ve vadilerin de o sese cevap vermesi gibidir. Bağırırsanız vadiler de bağırır, şarkı söylerseniz onlar da şarkı söylerler. Fırsatları kaçırmamalı insan. Sokaklarda yürürken bile sevebilmeli. Bir sokak köpeğine bakarken dahi. Kimseye bir şeyler vermeniz de gerekmez, sadece gülümsemeniz yeterlidir sevgi için. Kalpten dudağa yansıyan içten bir gülümseme... Hiçbir maliyeti olmayan bir alışveriş... Kalbinizi sevgiye açtığınızda, enerjiyle dolduğunuzu hissedeceksiniz. Selamlaştığınızda ya da birisinin elini tuttuğunuzda - bir arkadaş ya da bir yabancı fark etmez- sevgiyle dokunmayı denemelisiniz. Doğru insanla karşılaşınca seveceğim diye beklememelisisiniz; çünkü o sevginin olmadığı yere hiçbir zaman gelmeyecektir. Sevmeye devam ediniz. Daha fazla sevdikçe doğru insanla karşılaşma ihtimali hep artacaktır; zira kalpler sevgiyle çiçek açar. Hem sonra çiçek açan her kalp, daha fazla arı-kelebek, daha fazla sevgili çekecektir. Her insanın içinde sevgi tohumu vardır. Ancak siz hiç, bir tohuma arı ve kelebeklerin geldiklerini gördünüz mü? Çiçek bahçelerini görebilmek için bir kelebek, arı olmalısınız. Ya da kendiniz bir çiçek bahçesi. Ne güzel söylemiş Yunus;" cümleler doğrudur sen doğru isen, / doğruluk bulunmaz sen eğri isen." Bu güzel dizeyi "cümleler sevgilidir sen sevgi isen /sevgili bulunmaz sen sevgisiz isen" diye de düşünebilirsiniz. Hz. Mevlana; ey yürüyüp giden dost / bütün gücünle ara, ama aradığını dışarıda değil kendi içinde ara. Diyerek aranılanların surette değil sirette aranmasının gereğine işaret ediyor.
|
|
| ||
|
|
||||||