|
| ||||||
|
|
|
Kenan YAŞAR "Bir kalıp sabun verir misiniz?" "Beyefendi, üç kalıp sabunu az önce koymuştum. Orada olmalı..." "Bitti! Yenisini rica edeyim." "Beyefendi her gelişinizde aynı sorun. Gelmeyin bir daha. İstemiyorum sizi." "Parasıyla değil mi kardeşim?" "Hangi para? Elli kuruş ücret veriyorsunuz, on liralık sabun harcıyorsunuz. Defolun gidin." "Babanın yeri mi? Burası belediyenin. Sabunu cebimde mi getireyim? Beni kovamazsın." "Ben buranın bekçisiysem, kovarım; çünkü burası kamusal alan..." "Kamuya açık değil mi, elbette gelirim." "Kamusal alana öyle herkes istediği gibi giremez." "Bu ülkede serbest piyasa var, para öder karşılığını alırım. Sen karışamazsın." "Serbest piyasada benim de seni almama hakkım var." "Ben nereye yapacağım? Çarşının ortasına mı?" "Beyefendi gidin başımdan. Bana ne, nereye ne yapacağınızdan." "Hem burası köy mü? Girene bir şişe su veriyorsun, bir parça kağıt..." "Onun adı tasarruf... Herkes sizin gibi su ve sabun kullansa bu işletme zarar eder. Başkanım beni buraya görevlendirdi ise işimi doğru dürüst yapıp, aldığım maaşın hakkını vermem lazım. Görmüyor musunuz, küresel ısınmadan kaynaklanan su sıkıntısı var her yanda. Yarın bizim de suyumuz biterse bunu da bulamazsınız. Tabi bunlar sizin umurunuzda değil. Varsa yoksa israf." "Temizlik imandan..." "Ne temizliği, ellerinizi yıkamıyorsunuz, ellerinizdeki mikroplara adeta kese yapıyorsunuz." "Doğrusu çok komik...Tellak da bulundur bari."
"Ne
o elindeki?" "Az sonra biri de elinde orak, yan yana gelirsiniz. Komünist olursunuz. Ben de kamusal alanda size yardım ve yataklık yapmış olurum."
*** "Ey sen, kulağı küpeli! Dur bu halde giremezsin. Burası kamusal alan..." "Benim sakalım yok, neden giremeyecekmişim?" "Küpeni çıkar, adam gibi gir. Hem erkek adamın kulağında küpenin ne işi var?" "Erkeklikle ne ilgisi var küpenin? Hem Yavuz'da takmış." "Ben Yavuz mavuz anlamam. Burası kamusal alan... Gelirse o da giremez"
*** "Kot pantolonlu dur bir dakika! Burası kamusal alan, kravatsız girilmez. Al şu kravatı tak, çıkışta geri verirsin." "Ama üzerimdeki tişört..." "Olsun. Sen tak yine. Sıkışmışsın. Bugünlük idare ederim. Yalnız bir daha geldiğinde takım elbiseyle gel."
"Delikanlı sen hiç giremezsin!" "Ama benim şartlarım tutuyor." "Şartların tutuyor ama niyetin kötü." "Allah Allah! Niyeti mi olur bu işin? Hem siz nerden çıkardınız niyetimin kötülüğünü? ***
***
"Hanımefendi, ücreti rica edebilir miyim? Peşin alıyoruz." "Yanıma nakit almamışım. Kredi kartıyla ödesem..." "Olmaz. Kamusal alanda kredi kartıyla ödeme yapıldığı nerde görülmüş?" "Sonra ödesem..." "Behey kadın, bu işin veresiyesi mi olur? Yarın ödemeyeceksiniz, hakkınızda amme alacakları uyarınca icra başlatılacak, siz de ulusal medyaya çıkıp kamusal alanı korumaya çalışanların itibarını sarsacaksınız. Yok öyle... Hadi başka kapıya..."
***
"Delikanlı geri dön bakayım! Giremezsin!" "Param var ağabey. İstersen peşin vereyim." "Sorun para değil. Buraya sakallı erkekler ve başörtülü kızlar giremez." "Sakallı girsem kime ne zararı var?" "Hiç olur mu? Sen bugün sakalınla gir, yarın bir Hıristiyan haç takmış şekilde girsin, öbür gün de bir Musevi kippasıyla girsin." "Girsin, ne olur ki? "Girsinmiş, lafa bak. Nerde kaldı bizim kamusal alan? İmkanı yok giremezsin." "Ben sakallı olarak girsem yönetimin abdesti mi kaçacak?" "Abdest almak da yasak..." "Tabi burası kamusal alan..." "Bak nasıl anladın. Hepiniz öğreneceksiniz yavaş yavaş." "Perukla girilebilir mi?" " Ne sandın sen burası üniversite mi?" "Ben de sana soruyorum, burası üniversite mi? "Değil ama kamusal alan..." "Peki, savaş meydanı da kamusal alan mıdır? "Elbette!" "O zaman Çanakkale'de, Sakarya'da İnönü'de niye aldınız bizim gibileri?" "Ben yoktum o zaman." "Şu köşedeki sandalyeye oturup bekleyebilir miyim?" "Orası ikna köşesi... Kamusal alanı anlama ve anlatma yeri. Eğer ikna olacaksan otur, yoksa marş marş..." *** "Hanımefendi durun girmeyin lütfen!" "Neden, kanalizasyon mu patladı, yoksa sular mı kesik? "Değil Hanımefendi, burası kamusal alan... Makyajınız fazla... Parfüm de kullanmışsınız. İçerisi parfüm kokuyor sonra." "Ne kokması gerekiyor?" *** "Beybaba, içeri girecekseniz, cep telefonunuzu buraya bırakın." "0 da nereden çıktı şimdi?" "Burası malum, kamusal alan..." "Ee..." "Kamusal alanda görüntü alamazsınız." "Fesuphanallah! Yahu içeride görüntü alıp da Ruslara mı satacağım?" *** "Beyefendi siz kimsiniz, niye yarım saattir orada bekliyorsunuz" "Ben şairim. İçeri gireceğim ama herkesi kamusal alan deyip geri çeviriyorsun. Şairlere de yasak mıdır, diye düşünüyorum. Sahi, nedir bu kamusal alan?" "Caddeler, sokaklar, meydanlar, otobüsler, arabalar, parklar, lokantalar hep kamusal alan. Buralara herkes öyle istediği gibi giremez. Hal böyleyken, şu gördüğün insanlar, biraz yüz bulsalar, pijamayla hükümetin ve belediyenin önünden geçip kamusal alanda volta atacaklar." "Kamusal alan tüm vatandaşlara açık değil mi?" "Açık elbet. Kapalı diyen mi var? Ama herkes istediği gibi gelemez. Hatta bana kalsa, herkese aynı renk elbise giydiririm. Bir düşünün; bir gün herkese mavi giydirmişiz deniz gibi, bir başka gün kırmızı giymişler okul çocukları gibi." "Başka bir gün yeşil giyseler..." "Yeşil olmaz! Kamusal alanda sadece çimenler yeşil olabilir. 0 da zaruretten." "İçerdekilere niye bağırıyorsunuz?" "Bazıları uzun kalıyor. Düşünüp düşünüp en hin fikirleri burada buluyorlar. Kimisi kapıları yazıyor. Olacak şey mi? Burası kamusal alan." "Peki, ben girebilir miyim?" "Şöyle bir bakalım: Takım elbise tamam. Ütü tamam. Kravat tamam. Tıraş da olmuşsunuz. Şair olmanız içeri girmenize engel olsa bile kim bilecek? Tamam. Bu suyunuz, bu da kağıdınız, buyurun." *** "... Nerenden uydurursun şu kamusal alanı?" "Alkışlamayın! Alkışlamayın! Dağılın! Şair misin her neysen, çabuk dışarı çık! Ben sana içerde şiir okumak neymiş gösteririm şimdi. Kılığına kıyafetine baktım adam sandım. Küpeli, sakallı, hanımefendi, diğer beyler dağılın lütfen! Durumu ilgili makamlara bildirirsem, suçluyu övmekten hepiniz kodesi boylarsınız. Şair sen de aklını başına topla dışarı çık!" "Bekçi Efendi, sana yazdığım şiire istek var. Yeniden okuyacağım." "Yok, bir de türkü söyleseydin bari. İstek radyosu mu kurdun içerde? Olmaz dışarı çık! Dışarıda oku!" "İçeri girdim bir kere. Parasını da ödedim. Okumadan çıkmam." "Çık diyorum sana!!" "Çıkmam." "İçeri girenler senin gibi yapsa, her kafadan bir ses çıkar." "Sen orkestra şefi misin? İçerdekilerden koro mu oluşturdun da her kafadan bir ses istemiyorsun? Öyle de olsa ben solo okuyacağım." "Okuyamazsın! Çık dışarı!" "Bal gibi okurum." "Kamusal alanda şiir okunmaz. Hapse atarlar." "İyi ya işte... Sonra da başbakan yaparlar. Okuyacağım." "Haydi, çabuk dışarı çık!" "Kimse sana yazmamıştır, ilham geldi ben yazdım bak. Okumadan çıkmam." "Çık dışarı diyorum, çık!!!" "Çıkmam! İstersen kapıya yazayım da içeri giren herkes okusun." "Sakın ha! İzin de almadın zaten. Çık dışarı!" "Okuyorum bak, sen de dinle: "Görmüyorsun be adam yolsuzluğu, talanı, Bunadın ya bu yaşta, Allah versin belanı! Yasaklı alan olmaz, boştur geri kalanı, Nerenden uydurursun şu kamusal alanı?" "Ey sen, fırsattan istifade nereye?"
|
|
| ||
|
|
||||||