|
| ||||||
|
|
|
Metin DEMİRCİ Bazı yazarlar yazdıktan sonra düşünürler, bazı yazarlar ise hem ne yazacağını önceden düşünürler hem de hangi türde yazı yazacağına yazıya başlamadan önce karar verirler. Bu iki çeşit yazardan birincisi bol eser verse de, onda kalite düşüktür. İkinci çeşit yazar hem çok eser verir hem de eserine yüksek seviyede bir estetik değer katar. Misal: Bir bahçıvan bahçesini güzel işlese ve sonra yer tespiti yapmadan tohumları ekse ve bahçesinin bakımını da hakkıyla yapsa mı daha iyi sonuç alır, yoksa her tohuma bir yer tespit etse ve diğer çalışmalarını ona göre yapsa mı? Gerçek şu; ki türler aynı anda aynı yerden beslenirlerse türler arası mücadeleden dolayı hepsi zayıf kalır. Elde edilen ürün bir çok çeşitten meydana gelirse o türlerin kendi özel ve güzel yapıları hakkıyla yansıtılamaz. Aynı türden birden fazla varlık aynı vitrinde bir arada bulunursa tek olarak bir yerde bulunmaktan daha fazla albeni oluşturur. Farklı türden bir çok çeşidin karışık olarak sergilenmesi ise tüm türlerin albenilerini zayıflatır. Yazar zihninde bu deneme için, bu makale için, bu öykü için, bu söyleşi için, bu şiir için, bu inceleme için, bu anı için, bu mektup için şeklinde bağımsız yerler oluşturursa işleri yolunda gider. Bu durum yazarın yazma arzusunu körletmez mi derseniz şöyle derim: Ulu orta yazmaktan daha iyidir düzenli yazmak. Edebiyatçı ilhamını kendi istediği zaman istediği yere çağırabilen kimsedir. Yazar bir yerde konuşacak fakat ilham gelmemiş. Ne yapacak o zaman o yazar? Ya konuşmayacak bana ilham gelmedi diye ve özür dileyecek muhataplarından, ya da orijinalliği olmayan, oradan buradan kotardığı bilgileri sunup dinleyicilerinin kafasını şişirecek. Doğrusu akıllı yazar ilhamını elinin altında tutan ve kendini tekrara düşmekten kurtaran kimsedir. Ben bilgi ve beceri elde etmeden propos yazılmaz dedim. Mesela kendin sorup kendin cevaplama yoluyla yapılan proposlar var,dedim. Salt cevap yoluyla yapılan proposlar var, dedim. Bir tasvir ya da anlatımla başlayıp soru cevaplarla devam etmek şeklinde proposlar var; iki kişiyi karşılıklı konuşturma şeklinde proposlar var ve daha başka usullerle yapılan proposlar var dedim. Mehlika "propos denince Alain akla gelir, yok mu sende ondan bir örnek" dedi. Ben de işte Alain'den, soru sorup cevap vererek propos yapmaya bir örnek dedim. Alain, kendi sorup kendi cevaplamış. Ben de onun gizlediği soruları yazı yüzüne çıkardım ve şöyle bir şey oldu Alain'in yazısı: S1: İnsan benzerini sevebilir mi? Ondan korkmak ve çekinmek daha akıllı bir hareket olmaz mı? Beni çeken her şey onu da çekmez mi? C1: Vaktiyle bana, aynı şeyleri düşünenler arasında anlaşma olduğunu söylemişlerdi. S2: Düşüncelerimiz eğer isteklerimizse, daha doğrusu ihtiyaçlarımızsa aynı şeyleri düşündüğümüz takdirde ortaya bir kavga mevzuu çıkmaz mı? C2: Ey düşman kardeşim, bana acı hakikatler öğrettin. Şu anda bile onları teyit ediyorsun. Takındığın tavırdan, duruşundan, bıkkınlık gösteren, hareketlerinden, evet hem bıkkınlık gösteren, hem tehdit eden hareketlerinden, bunun böyle olduğunu anlıyorum. Elveda kardeşlik.
S3: Nasihat etmen gerekse ne söylerdin
insanoğluna? Alain bilerek soru cevap panosunu kaldırdı ve propos denen yazı türüne bir örnek eser ortaya koydu. İşte proposun tanımında ve tanınmasında önemli bir örnek. Yine bir başka örnek sunmayı kendime bir vazife bildim: MehIika dedim, bak bu da Alain'den, ama farklı bir söyleyiş şekline sahip. Orijinalinde böyle sorular yok. Nerden çıktı bu sorular diye birkaç soru da sen üretme. Elbette Alain'in yazısında bu sorular yok. Konu daha iyi anlaşılsın diye ben koydum o soruları. İşte sorulu cevaplı bir yazı: 1. LİON S1: Sayın Üstat, Lionville şehri nasıl kuruldu? C1: İmparator ve kral 1. Lion mızrağını yaylanın orta yerine sapladı ve, "Buraya bir şehir kurulsun, adı da Lionville olsun" dedi. Kazmalı kürekli işçilerle duvarcılar hemen koşuştular. Sokaklar,meydanlar açıldı, hükümet konağının da temeli atıldı. S2: İlk taşı kim koydu ? Tören yapılmadı mı? C2:İlk taşı elinde küçük altın bir mala,kraliçe hazretleri yerine koydu. Tanrıya dua edildi. 0 çağda yepyeni bir süs sayılan altın saçaklı kırmızı kadife döşeli kürsülerden akademi üyeleri sonraları bir hayli taklit edilen can sıkıcı nutuklar söylediler. Ama bu nutukların hepsinde 1. Lion'un faziletleri övüldüğünden kral hazretlerinin canı azıcık olsun sıkılmadı. S3: Burada bir acayiplik var. Şehir iki bölüm gibi. Sanki şehrin temeli şurada atılmış ama şehir buradan epey uzak bir yerde kurulmuş gibi. Bunun sebebi ne ola ki? Siz şehrin temellerini bulunduğumuz bu yerde kral ve kraliçe tarafından atıldı demiştiniz. Hani nutuklar çekilmiş, kral övülmüştü. Hani işe buradan başlanmış ve şehir buradan yükselmeye başlamıştı? C3: Bu arada, onların peşi sıra sökün eden bir sürü işçi ile esnaf kendi ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla inşaata giriştiler. Bunlardan bir tanesi, biraz uzakta, mimarların çizdiği sınırların dışında bir kuyu açtı. İçimi güzel, temiz ve bol bir su buldu. Sondaj yaptıktan sonra başkaları da onun evinin civarında kuyular açtılar. Yer altındaki ırmak şehirden uzaklaşıyordu. Binalar ve bahçeler de suyu takip etti. Beyaz kırmızı bir ev,eskiden görünmeyen ırmağın şeklini yeryüzünün yeşillikleri üstünde çizmeğe başladı. Öteki şehrin sokakları ise saray duvarları etrafında uzayıp gidiyordu ama boşuna: Hiç kimse ev yapmıyordu orada. S4: Kral kızmadı mı buna ? C4: 0 zaman 1. Lion mızrağını eline aldı,götürüp evlerin bulunduğu sahanın ortasına sapladı. Akıllı ve kudretli bir hükümdar olduğunu gösterdi. Onun tabiata karşı bir gösterisi olan bu basit hareketi, bu sefer, tanrılara edilen dualardan çok daha tesirli oldu. Şehirler fatihlerin istedikleri yerlerde yükselmez. Ağaçların üstündeki yosunlar gibi, suyun mecrasını takip eder. İşte böyle Mehlika: Soru- cevap tablosunu kaldırırsak yabancı lisanla "propos", Türkçe söyleyişle "söyleşi", veya başka bir ifadeyle " sohbet " diye bilinen yazı türü gerçekleşmiş oluyor. Alain'in orijinal yazısında sorular yok. Dedim ya konuyu kavramamıza yardımcı oluyor bu sorular. Alain, kendi kendine cevapladığı soruların yalnızca soru kısmını silip sadece cevaplarla bir yazı mı oluşturmuş, yoksa birilerine verdiği cevapları mı tespit etmiş, bilmiyoruz. Ama her halükarda bu yazıyı okuyan, soru sorup cevabı verilmiş de, sonradan soruları silinmiş gibi bir hisse kapılıyor. Bir de iki adamı karşılıklı konuşturuyormuş gibi propos yapmaya bir örnek var Alain'nin eserlerinde. Ancak, Alain'inin yazısında böyle birinci adam ikinci adam tabloları yok. SÜS 1. ADAM: Kadınlar, gösterişe,erkeklerden daha düşkün olurlar. Dün düşündüğüm bir kanaat bu ama hiç incelenmeden hoşuma gitti. Kıvır zıvır için,süs için sarf ettikleri paraları, modanın zorbalığını, yarattığı korkuyu, hatta saygıyı, nihayet içinde hiçbir fikir bulunmayan gevezelikleri, cinsi latifin itiyatları arasında herkesin hiçbir güçlük çekmeden görebileceği şeyleri şöyle bir dikkatle incelersek bu kanaatin son derece bedihi olduğunu görürüz. Hem zaten gösteriş görünmek arzusundan daha doğrusu bize ait şeylerin basılarının vereceği değere göre takdir edilmesini arzulamaktan başka bir şey değilse, elbette ki kadınlar gösterişe hem de fazlasıyla düşkündürler. 2. ADAM: Ama burada her şey göz boyacılığıdır; çünkü aşk ve arzu oyunlarında,erkek de kadında karşısındaki cinse göre kendisini düzene koyar, genellikle karşısındakinin kusurlarını bir manto gibi alıp kabul eder. Böylece mesela ahlaken düşmüş kadın sayısının çok olduğunu zanneden kimse yanılır; hakikatte bu çeşit kadıların sayısı azdır; en büyük kargaşalarda bile tabiattan aldıkları saflığı, sadeliği muhafaza ederler. Bundan ötürü de, bir kadını doğru yola getirmek için hayatının düzenin de ufacık bir değişiklik yapmak kafidir; pek öyle uzaktan gelmiyordur da ondan. Korkunç bir şekilde muhayyilesine uyup sürüklenen erkek için aynı şeyi söyleyemeyiz. Kadın ise sırf erkeğin hoşuna gitmek için yerlerde bile sürünür; bunun böyle olduğunu bilmeyen yoktur. Yalnız görünüş aldatıcıdır ki, kızının sadece menfaati bakımından değil başka bakımlardan da saf ve temiz kalması için son derece titiz davranan bir anne oğlunun daha nazik hazine olan ahlakını bir an olsun düşünmez. 1. ADAM: Gösteriş konusunda da aynı hataya düşmek tehlikesi mevcuttur. Kadınlarda kendileri için gerçek bir zaruret olan zahiri bir gösteriş düşkünlüğü vardır. Kendilerine çeki düzen vermeleri, boyanmaları ve süslenmeleri lazım. Tesadüf hakkındaki düşüncelerini, baştan başa tabiat mahsulü olduğu halde bir budalanın şeref payı çıkartabileceği geçici heyecanlarını rast gele ifade edip anlatamazlar. Şu halde görünüşlerine hatta başkalarının kendilerini zannedebilecekleri şekilde olmalarına dikkat etmek zorundadırlar. Bununla beraber devri bir şekilde düzenlenmiş tabi fonksiyonların kadınlarda muvazenesizliğe uğramayacağı, annelik duygusunun bozulmayacağı, bu duygunun hiçbir iki yüzlülüğe alet olmadan gayesine doğru yürüyeceği, nihayet bu zengin toprakta ihtirasların azimle cüretle haşmetle gelişeceği muhakkak, bu ise şunun bunun kanaatinin, dış nimetlerin, ufak tefek ve önemsiz şeylerin küçümsenmesini icap ettirir. Nitekim kadınların, aşk illetine tutuldukları zaman, şunun bunun kanaatine kolaylıkla karşı koyduklarını görürüz. 2. ADAM: Koluna giren kadının süsündeki inceliğe ve zarafete tamimiyle lakayt kalan erkek yoktur; bu ise başkalarının takdirine kıymet verdiğine delildir; gösteriş düşkünlüğü olacak. Bu bakımdan henüz geç olan erkekleri hayrette bırakacak bir mülahazada bulundum; şöyle ki modaya son derece dikkat eden, son derece şık giyinen bir kadın bile hoşuna giden bir erkeğin giydiği elbiseye aldırış etmez. Şu halde kadınların aşk babında gösterişe düşkünlükleri yok demektir. Bana kalırsa bu da biraz aşırı bir düşünce olur. Neyse siz netice itibariyle kadınların erkeklerden daha süslü, daha şık olduğuna dış görünüşe kadınların erkeklerden daha düşkün olduğu neticesini çıkarmayın; böyle olsaydı, tenteneli, ipekli elbiseler giymiş, başlarına tüylü şapkalar geçirmiş erkekler görürdünüz. Kadınların süslenip püslenme merakını, erkeklerin gösterişe düşkünlüğüyle izah edebilirsiniz. " Bu yazıda iki kişi var da biri sözünü bitirince diğeri konuşuyor gibi geliyor insana. Sanki konuyu iki kişi değerlendiriyor. Yazar kendini ikiye bölmüş, iki kişi konuşuyormuş havası yaratmış. Birinci adam sözünü bitiriyor ve ikinci adam başlıyor gibi. İşte bu da bir propostur. Denemeden farkı nedir diye soranlara da deriz ki, bu propos tasvir ve anlatıma dayalı bir yazı türüdür. Deneme ise açıklamaya dayalıdır ve makale tarafında yer alır. Ancak bu yazıda hiç soru yok? Oysa proposta soru, soru adıyla sorulmasa bile her paragraf başında olsun bir soru çağrışımı olmalıdır. Bence bu durum söyleşi özelliğini yitirttirmez yazıya? Ama Söyleşinin tarifinde propos kelimesinin bir anlamı daha var ki o da şu: Kendi kendine konuşmak veya çok konuşmak. Bu kural doğrultusunda yazar isterse başkalarıyla konuşuyormuş gibi konuşur, isterse kendini ikiye böler, bir yanını bir adam, öbür yanını başka bir adam yapar ve iki ağızla birden konuşur. Maksat çok konuşmak değil mi? Bir ağzın bir sözü varsa iki ağzın iki sözü olur. Önce sorularla söyleşip sonra soru cevap panosunu kaldırmak en sağlam yol olsa gerek propos yazmak için. İstediğin soruyu sil, istediğin soruyu bırak. Farklılığı ayarla ayarlayabildiğince. Sonra gelsin her eşitten proposlar. Ama bu son söylediğimiz, propos yapmanın sadece en kolay yoludur. Konuşmayı çoğaltmaya kalkan için daha pek çok yollar vardır ve yazar isterse yeni yollar da icat eder.
|
|
| ||
|
|
||||||