|
| ||||||
|
|
|
Toprak SAYGIN "Yerküre yeni soğumuş. Her yer taze.Kimi yerler kupkuru ve çöl, kimi yerler soğuk ve karlı. İnsanın yaratılışının üzerinden ancak bir iki bin yıl geçmiş. Ara yerlerde sıcağın ve soğuğun dengelendiği, yeşilin ve mavinin birbirini tanıladığı güzelim cennetler oluşmuş. Her yerde yerli kabile ve şubeler.. . Her yerde bir başka yaşantı şekli... Liderler meydana çıkmış, insanları yönlendiriyorlar. Dogmatik dinler oluşmuş. İnsanlık din adamı geçinenlerin elinde oyuncak.. . İnsan putları memnun etmek için kendi öz çocuğunu kurban ediyor. Yeryüzü fesada uğramış. İnsanlık her yerde yana yakıla mutluluk ülkesini arıyor.. . Böyle bir zamanda Meryem'in kaderdaşı Maryana tapınaktan çıkmış, ıssız bir yerde tefekkür ediyordu. Birden huzurunda bir erkek belirdi. Meryem'in kaderdaşı Maryana korkup adama, ben namuslu bir kadınım, bana erkek eli değmedi, sen de insaflıysan bana dokunma dedi. Adam: Ben Allah'ın elçisiyim. Ben sana bir erkek çocuk müjdelemeye geldim. Maryana o zaman daha da korktu ve ben bakireyim, benim çocuğum nasıl olur dedi. Elçi, her iş Allah'a kolaydır, o " ol " der, oldurur dedi ve kayboldu. Maryana hamile kaldı. Doğum sancıları artınca can havliyle keşke önce ölseydim de bu işler başıma gelmeseydi diye feryat etti. Allah ona vahyetti: Mahzun olma. Sen büyük bir ikram içindesin. Sen halifelerin babasını dünyaya getirdin. Sen kutlu bir anasın. Sen insanlığın müjdesi Adem'in annesisin. Susadıysan ayağını yere vur su fışkırsın, acıktıysan dayandığın kuru ağacı salla taptaze olgun meyveler dökülsün...Bunun üzerine Maryana, Rabbim bunun babasını bana sorarlar, ben ne derim, dedi. Rabbi: Sen sus, o konuşsun dedi ve teselli etti. Maryana çocuk kucağında kabilesine döndü ve korktuğu başına geldi. Bu kimden? Senin annen baban nikahlı kimselerdendi. Sen çok kötü bir iş yaptın diye saldırdılar. 0 zaman Adem konuşmaya başladı: Benim annem de temiz, ben de temizim.Benim doğumum da hayatım da ölümüm de kutsanmıştır, dedi. İnsanlar korktular ve geri çekildiler. Bir daha da ona ve annesine takılmadılar. Adem büyüdü ve serpilip gelişti ve yakışıklı bir erkek oldu. 0 zamanın usulü üzere kabileden Havva adındaki bir kızla evlendirildi. Adem Havva'yı çok seviyordu. Onlar da ara sıra herkes gibi cennet arayışına katılırlardı. Bazen de kabileden çok uzaklara gittikleri olurdu. Yine böyle bir günde kabileden epey uzaklaşmışlar ve epey yürümüşlerdi. Kaybolmuş olmaktan çok korkuyorlardı. Umutsuzca oraya buraya doğru koşup durdular. Birden bir güzel bahçeye düştüler. İşte dediler, aradığımız mutluluk yeri burası. Hakikaten tarifi imkansız bir bahçeydi bu bahçe. Sevindiler, dünyalar onların oldu. Allah Adem'e seslendi: Ben senin Rabbinim ve Allah'ınım. Benden başka ilah yok. Seni de, bu bahçeyi de, eşini de, tüm diğerlerini de ben yarattım. Mavi gök de benim eserim, mavi deniz de. Dağlar da benim hediyem, ovalar da..." "Adem ve eşi hayretler içindeydi. Hiç görmedikleri varlıklarla karşı karşıyaydılar. Allah meleklere seslendi: İşte bu, size daha önce haber verilen kimsedir. Ona ruhumdan üfledim. Onu yeryüzüne halife yapıyorum diye Adem'i tanıttı. Melekler yeryüzünde kan döken fesat çıkaranlardan birini mi halife yapacaksın. Oysa biz seni hep tespih ediyoruz ve kutsuyoruz dediler. Adem hak verdi meleklere. Bir an putlar için kurban edilen çocuklar geçti gözünün önünden. Derken Allah meleklere tekrar seslendi: Ey melekler! Adem'in alındığı türe bakıp onun da diğer insanlar gibi kan dökeceğini ve yeryüzünde fesat çıkaracağını mı ima ediyorsunuz? Öyleyse Adem'den sonra gelecek kimselerin ne yapacağından da haberiniz vardır sizin. Bu kimseler ne yapacaklar söyleyin bakayım. Haydi bırakalım ne yapacaklarımdan Adem'in halefleri konumundaki bu şahısların isimlerini olsun söyleyin dedi ve ilgili şahısların suretlerini meleklere arz etti. Melekler: Rabbimiz, sen ne bildirdinse biz onu biliriz. Gaybi ancak sen bilirsin dediler. Allah Adem'e o kimselerin isimlerini öğretti. Adem o isimlerin anlamlarını öğrendi. Sonra o isimlerin hayatlarının hepsi gözünün önüne geldi ve başladı haber vermeye: İdris, bana en yakın sülaleden. Sonra bu Nuh. Bu Lut. Bu İbrahim. Bu İsmail. Bu İshak. Bu Yakup. Bu Yusuf. Bu Musa. Bu İsa. Bu Hatem-ül Enbiya Ahmet dedi. Bunlar da peygamber olmayan ama Allah'ın Salih kullarıdır dedi ve on iki erkek ile bir de kadını gösterdi. Böylece Adem, peygamberlerin, masum ve masumelerin hayatlarını haber verdi. Melekler Adem için secde ettiler. Adem büyülenmiş gibiydi. Hatta o heyecan içinde İblis'in secde etmeyişinin bile farkına varamadı. Rabbi Adem'e seslendi: Ey adem eşin ve sen bu bahçede meskun olun. Her türlü meyveden yiyin ama şu ağaçtan uzak durun. Sonra kendinize yazık edersiniz. Bir de secde gününde sizin farkına varamadığız birini haber vereyim size. O sizin düşmanınızdır, uymayın ona o şeytana dedi! Adem sağına soluna baktı kimseyi göremeyince tamam uymayız dedi kendi kendine." "Günler ve aylar geçmişti. Adem ve eşi bahçenin her türlü meyvesinden yiyor ve yemeleri tavsiye edilmeyen meyveden uzak duruyorlardı. Rahat ve mutluydular. Gündüz gölgelerde gece kuytularda güzel bir hayat yaşıyorlardı. Günlerden bir gün secde olayındaki varlıklara benzeyen biriyle karşılaştılar. Sohbet edecek birini bulduklarını zannedip sevindiler. Ve zamanla ahbap oldular. Cennetin kıdemlisi bildiklerinden onun anlattıklarını önemsiyorlardı. Bir gün o kimse, o yasak ağacı göstererek Adem ve eşine: Haydi biraz da bu meyveden yiyin dedi. İkisi birden hayır biz ondan yemeyiz. Bize ondan yemememiz tavsiye edildi dediler. Çok safsınız dedi o kimse. Görmediniz mi secde eden melekleri? Bir zamanlar onlar da sizin gibiydiler. Onlar bu meyveden yediler birer ölümsüz varlık oldular. Allah size de dolaylı yoldan işaret etti, ve bu ağaç çok önemlidir demek istedi. Bu ağaca yaklaşmayın, kendinize yazık edersiniz ne demek? Yani şimdiki halinizden farklı bir duruma dönüşürsünüz demek. Bu da bir bakıma eski kendinize yazık etmeniz anlamına gelir ama yeni kendiniz eskisinden daha iyi olduktan sonra eski kendinize yazık olsa ne çıkar, olmasa ne çıkar? Siz yenisiniz ve acemisiniz. Biz neler gördük neler? Buraya gelip de kim ölümsüz olmadı ki? Ya Rabbimiz bize kızarsa dedi Adem. İblis Allah adını kullanarak yemin etti. Yiyin siz. Ötesi bana ait. Hem sonra o meyveyi yer yemez, hemen ölümsüz olursunuz. Ölümsüz olana ne yapılabilir ki? İş meyveyi tadana kadar, sonrası zaten ölümsüzlük. Ölümsüzlüğün geri dönüşü olur mu? Geri dönüşü olsa onun adı ölümsüzlük olur mu?. Hem sonra meleklerin sizin için secde etmesinin ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü? O bir tören.. . Ölümsüzlüğe aday kimselerin kabul töreni. Burada her şey önceden yapılır bir tek şey adaylara bırakılır. Yani tercih! Ya yasak meyveyi yiyip ölümsüz olmak, ya da ölüm gelene kadar böyle gezmek. Zaten bir müddet sonra hakkınız da kaybolacak. İlk zamanları yediyseniz ne ala; geç kalırsanız meyvenin etkisi olmaz. Biz nice pişman olmuşları gördük ama elimizden ne gelir? Ya tükenir gidersiniz, yerinize bir başkası alınır bu bahçeye aynı sizin alındığınız gibi, ya da meyveyi yer ölümsüz olursunuz ve yerinize bir başkası alınır buraya sizin alındığınız gibi.Burası böyle bir yer. İnsanların aradıkları bahçe işte burası. Talih kuşu kondu tepenize. Haydi afiyet olsun dedi İblis ve uzaklaşır gibi yapıp Adem'le Havva'yı seyre koyuldu. Adem'le Havva ağacın etrafında dönüp durdular ama ağaca dokunmadılar. Ertesi gün ve daha ertesi gün yine dokunmadılar. Ama bir merak sardı ki onları değme gitsin. Düşünmeyelim diye karar verdiler ama çok geçmeden sorularla kararlarını bozdular. Düşündükçe yeni sorular çıkıyordu. Her soru bir öncekinden daha çok karıştırıyordu kafalarını. Sonunda ne soracak soruları ne de cevaplayacak halleri kaldı. İkisinin de kafasında sadece o kişinin söylediği ' bu meyveden tadarsanız ölümsüz olursunuz ' sözü yankılanıyordu. Bir ara göz göze geldiler. Hiç konuşmadan ağaca uzanıp birer meyve koparıp yediler. Karmakarışık duygular içinde beklemeye başladılar. İblis de onları hain bakışlarla takip ediyordu. Bir müddet sonra iç organlarında acayiplikler hissetmeye başladılar. Galiba biz değişiyoruz dediler. Secdeci melekleri kendilerine örnek tutuyorlardı. Ama öyle olmadı. Çok geçmeden defi hacet ihtiyacı duydular. Defi haceti onlar daha önceden biliyorlardı ama böylesi bir durumla burada hiç karşılaşmamışlardı. Yedikleri cennet yiyecekleri defi hacet yapmaya neden olmuyordu. Serum gibi bir şeydi şimdiye kadar yedikleri yiyecekler. Hem çok leziz hem de çok doyurucuydular. Ayrıca defi hacet gibi bir sorun da yaratmıyorlardı.Ama şimdi iş değişmiş, yedikleri bu meyve başlarına bela açmıştı. Hem sonra cennete girdiklerinde üzerlerini kaplayan elbiseler dökülmüş ve çıplak kalmışlardı. Avret yerleri görünüyordu. Bir zaman öyle gittiler ama o eski rahatlık kalmamıştı. 0 meyveden yemeyince acıkıyorlar, yiyince de defi hacet ihtiyacı duyuyorlardı. Eski tas eski hamam misali başa dönmüşlerdi. Bir gün rableri seslendi. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Utandılar. Cennet ağaçlarının yapraklarıyla örtünmeye ve avret yerlerini gizlemeye çalıştılar. Ya yine meleklerin karşısına çıkarılırsak diye korktular. Allah, ben size, o sizin düşmanınız,uymayın ona demedim mi deyince başlarına gelen felaketin vahametini anladılar. Ama iş işten geçmişti. Ancak: Rabbimiz biz kendimize yazık ettik, sen bağışlamazsan biz ne yaparız diyebildiler. Biz düşmanımızı tanıdık,bizi affet diye eklediler.Rableri onlara: İnin hepiniz birbirinize düşman olarak yeryüzüne. Orada bir müddet geçineceksiniz dedi. Adem, eşi ve şeytan cennetten çıktılar." Vaktiyle biri bana: İnsanlığın babasının Adem olup olmaması bir şey değiştirmez demişti de ben ona: Farklı okumayı bilmeliyiz, farklı okumak doğru ve yanlış yorumu yapmak anlamına gelmez, demiştim. Elbette. Ben bu işin bir çok hikmeti olduğuna inanıyorum. Mesela: Adem gerçek düşmanını cennette tanımıştır. Bir musibet bir nasihatten daha iyi gelmiştir Adem ve eşine. Adem ve eşi insanın en zayıf tarafının ölümlülük olduğunu da burada öğrendi. Adem insanın hükmetmeyi sevdiğini cennette anladı. Cennette başka şeyler de öğrendi insan; mesela insanın ilahlığa kalkışabileceği gibi şeyler.... Yeryüzüne halife olacak kimse bunları bilmeli ve bu tecrübeyi imtihanın olmadığı bir eğitim alanında öğrenmeliydi. İnsan, yetinmeyi bilmeli ve her şeye sahip olmaya kalkmanın sonucunu bizzat nefsinde denemeliydi. Adem ancak böyle yakin olabilirdi.
Bir başka şey de şu:
Melekler Adem
için
cennette secde ettiler. Adem secdenin ne olduğunu cennette öğrendi
ve yeryüzüne indiğinde hem kendi secde
etti hem de insanlara bizzat gösterdi.
Böyle bir
şey ancak çok özel bir
yerde gerçekleşebilirdi ve Allah bundan dolayı yeryüzünde bir
cennet yarattı. Öyledir: Cennetten daha iyi bir ortam olamazdı bu iş için. Adem bu vesileyle kendisinin zürriyetinin kaderini bizzat cennette öğrendi. Allah ona gaybden bir çok haber verdi. O da kendisinden sonra hangi peygamberin nasıl geleceğini, peygamberlerin isimlerini, onların mücadelelerini, İbrahim'i, İsmail'i, İsa'yı ve Musa'yı, Muhammet Mustafa'yı ilk elden insanlığa haber verdi. Böylece Adem'le birlikte çok şey değişti yeryüzünde. İnsanlık yer yüzünde cennet aramak yerine, şekli şemaili, adı ve sanı belli kurtarıcıları bekler oldu. İnsan İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya, Muhammed Mustafa'ya bel bağladı. Kahinler nerden bildiler de Firavun'a haber verdiler Musa'nın gelip onun saltanatını yıkacağını? Bir başka şey: Nemrut zamanında da oldu bu durum. O zaman da biliniyordu İbrahim'in geleceği ve İbrahim'in Nemrutla mücadele edeceği. Bunlar Cennette Adem'e öğretilmişti. Adem, daha peygamberler dünyaya gelmeden çok önce peygamberlerin kıssalarını insanlara anlatmıştı. Onun için insanlar İsa Mesih' in geleceğini ve Meryem'in durumunu daha Meryem doğmadan önce biliyorlardı. Dahası Musa'nın, İsa'nın, Muhammed Mustafa'nın bilgisini insanlara ilk haber veren de Adem idi. Kahinlerin verdiği haberler Adem'den rivayet edilen haberlerdi. Çok şey değiştirir Adem'in ilk insan olmayışı. Adem'in ilk insan olmadığı gerçeği kavranırsa tarihi materyalizm ile didaktik materyalizmin altı oyulur. Darvin'in, canlıların bir tek canlıdan türediği teorisinin hiçbir kıymeti kalmaz. Kapitalizmin oyuncakları da elinden alınmış olur. Eşitlik ve özgürlük kavramları asli yerini bulur. Herkes özgürdür ve eşittir ancak özgürlük ve eşitlik kapitalle gerçekleştirilir gibi saçma sapan fikirlerle insanlığı aldatmak mümkün olmaz. Elbette: " İmam kavim" kavramı yeniden oluşursa, herkes haddini bilir.Müslümanların vahdeti gerçekleşir. Siyahıyla beyazıyla, sarısıyla kırmızısıyla, Arabıyla, Acemiyle tüm zürriyetler Adem'den gelen peygamberler soyuna razı olurlar ve onların yaşantılarını kendilerine örnek alırlar.Tevhidi yaşantı gerçekleşir. Dahası şu: Hem komünizmin sınıfsız toplum hayali boşa çıkar hem de kapitalizmin o fakir - orta direk-zengin şeklindeki hiyerarşik sınıflaması esassız kalır... Kesinlikle: Adem'in ilk insan değil de ilk peygamber olduğu gerçeğini insanlık idrak ederse zengin-fakir ikilisinden başka bir şey kalmaz toplumsal hayatta. Ne insanlığın eşitleme sorunu olur, ne de zengin fakir arasına zenginleri korumak için bir orta sınıf gerçekleşir. Sadece tabi olunanlar- tabi olanlar, zenginler - fakirler, hastalar-sağlamlar, memurlar-amirler, kadınlar -erkekler, çocuklar- büyükler şeklinde tevhidi bir toplumsal yapı oluşur. Herhalde iş olsun diye bahsetmez Allah, Adem diye birinden.
|
|
| ||
|
|
||||||