Tanrı Kadar Özgür

Toprak SAYGIN

         Hep düşünmüşümdür, özgürlüğün sınırı nerede başlar nerede biter diye. Bana göre ya özgürlük yok, ya da sapla saman birbirine karıştırılıyor. Özgürsek, niçin sınır koyalım ki, özgürlüğümüz başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter, diye? Bir yerde başlayıp bir yerde biten özgürlüğe özgürlük demek ne denli doğrudur? Galiba kulluğu kendine yakıştıramayanlar yapmışlar bu tarifi.
         Olay
ı insanın doğa karşısındaki konumundan ele alırsak insan yine özgür değildir. Neymiş insan doğaya müdahale edebiliyormuş. Ya doğa ne yapıyor? Doğa insana müdahale etmiyor mu? Etmiyorsa, insanın bunca gayretinin neticesini birkaç saatte yerle bir eden depremler, seller, fırtınalar ne iş görüyorlar? İnsan doğa karşısında özgürmüş. Aynı şey doğa için de geçerli değil mi? Onun eli kolu bağlı mı?
        
İnsanı, hayvan karşısında özgür sayanlar da var insanlar arasında. İnsan hayvanlara hükmederrniş... Yaşam kavgasının adını hükmetmek koymakla özgürlüğü tarif ettiklerini zannediyorlar. Pek çok hayvanın canını insanlar yakmıştır ama hayvanlar da boş durmamışlardır, bu konuda. Herkes hayatını devam ettirmek için gücü oranında mücadele etmiyor mu? Hayat mücadelesine özgürlük dersek, özgür olmayan kim kalır dünyada?
         Montaigne, "Krallar da ayn
ı mayadan, ayakkabıcılar da aynı mayadandır. Ayakkabıcının kafası bozulunca ayakkabıcılar arastasını birbirine katar; kralın kafası bozulunca dünyayı kana boğar." diye yazmış bir denemesinde. Ayakkabıcı da özgürdür, kral da.. Esas olan kudret ve kuvvettir.
        
Özgürlük parçalanamaz. Var olan herkes özgürdür. Tanrının özgürlüğü ile insanın ya da bir başka varlığın özgürlüğü keyfiyet bakımından aynıdır. Tanrı vardır ve özgürdür. İnsan vardır, o da en az tanrı kadar özgürdür. Tüm yaratılmışlar da en az Tanrı kadar özgürdür. Herkes istediğini yapmakta serbesttir. Ancak sorun şu ki herkes gücü oranında özgürlüğünü kullanır. Yaratıcı diğerlerini yaratmakla gücünün sınırsızlığını gösterir. O yaratına gücünden dolayı yarattığı her şeyi yok edebilme gücüne de sahiptir. Hatta yaratma gücüne sahip olmak demek başka bir yaratıcının olmamasını da gerektirecek kadar büyük bir kudrettir. Bir şeyi yaratıp başka bir şeyi yaratamayan yaratıcı olabilir mi? İki yaratıcı var da biri bir şey yaratıyor diğeri ise o şeyi yaratamıyorsa o ikisinin de yaratıcılığı söz konusu bile olamaz. Yaratıcı sıfatının yanına şunu yaratamıyor sıfatı da eklendiğinde ikinci sıfat birincisini siler. Oysa yaratma külli güç gerektirir. Bir tek zaaf bile yaratıcılığa engeldir. İşte Tanrının kudrette sonsuz oluşu onun özgürlüğünü istediği şekilde kullanması anlamındadır.
        
İnsanın yüklendiği şu meşhur emanetin bir adı da özgürlük olamaz mı? Çünkü insan emaneti bilebilecek kadar bir bilgiyle donatılmamıştır. Yani insan cahil yaratılmıştır. Oysa dağlar taşlar hem belli bir kudretle güçlendirilmişler hem bilgili kılınmışlardır. Onlara özgürsünüz denmiş, onlar yaratılışlarının gereğine uygun olarak yaratıcıdan başka hiç kimsenin özgür olamayacağını bilmişler, ve korkmuşlar ve fıtratlarının gereğince davranmışlar. İnsan da fıtratının gereğini yerine getirip emaneti yüklenmiş; çünkü o fıtraten bilgisiz yaratılmıştı ve hala da hiçbir şeyden habersiz yaratılmaktadır. O güce kudrete kavuştukça özgürlüğü kullanmaya başlıyor. Bilgisiz ve cahil kaldığı oranda da zulmediyor. Herkesle her şeyle takışıyor. Dünyayı fesada veriyor, kan döküyor, can alıyor. Bunu da marifet sanıp kendini eşrefi mahlukat ilan ediyor.
         Biz Tanr
ı kadar özgürüz ama acaba Tanrı kadar bilgili miyiz? Biz Tanrı kadar özgürüz ama acaba tanrı kadar kudretli miyiz? Biz Tanrı kadar özgürüz ama acaba biz Tanrı kadar adil miyiz? Hatta acaba biz Ağrı dağı kadar özgür müyüz? Nitekim dağ dağlığını koruyacak bir güce ve bilgiye sahip ve özgürlüğünü bu yolda kullanıyor; insan ise hem özgürüm diyor hem de kendinden sert birine çattı mı hemen benim özgürlüğüm başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter diye kulluğa sarılıyor. Dağın kulu, taşın kulu, taştan oyduğu kulun kulu olup çıkıyor. Ondan öte ağanın özgürlüğünün başladığı yer, paşanın özgürlüğünün başladığı yer, paranın özgürlüğünün başladığı yer diye kendini avutuyor. Parasal alan, hukuksal alan, kamusal alan, sosyal alan, dinsel alan diye aldatılıyor. Sağa dön alanı diyorlar inanıyor, sola dön alanı diyorlar inanıyor. .
        
İnsan da özgür, Tanrı da... Gerçek şu ki; özgürlükte eşitiz ama sınırlar yalan.