|
|
|
"Sır" Bize Ne Söylüyor?
Birsen AYVAZ
Bir
zamanlar dünyanın
bütün havaalanlarında yolcuların karşı karşıya kaldığı kitap, Dan
Brown'ın "Da Vinci Şifresi" idi. Bugünlerde aynı havaalanlarının
dükkanlarında başka bir kitap duruyor : "The Secret". "SIR” adıyla
Türkçe'ye çevrilen ve janjanlı bir baskı tekniği içinde Türk okuruna
sunulan kitap, uluslararası bir başarı sağlayarak çıktığı günden
beri çok okunanlar ve çok satanlar listesinde yer aldı.
Türkiye'de
yayınlandığından bugüne değin değişik köşe yazılarına ve radyo
sohbetlerine epeyce malzeme konusu olan “SIR” la ilgili görüş beyan
ederken bir kısım okuyucu, medya ve fikir insanı onu göklere
çıkarttı, başka birileri ise yerin dibine batırdı. Kimileri de bir
ideolojiyi aşılamakla suçladılar. Bütün tartışmalarda olduğu gibi,
işin bir noktası, kişiselleşip Türk yayıncısına kadar ulaşmış
durumda. The Secret'ın dünya çapında bir tarikatın öğretilerini
lanse ettiği ve kitabın yayıncısının da bu tarikatın üyesi olduğu
söylentileri sıkça konuşulanlar arasındaydı.
Bir kitabın
çok okunurluğu farklı ölçütlere dayalıdır; gerçek anlamda kayda
değer olmasının yanı sıra, popüler olması, üzerinde çok konuşulması
da büyük etkendir. Öyle ki içeriğini aşan bir popülarite edinmiş ve
her ortamda sözü edilen böylesi bir kitabı okumamış olma durumu,
sıradan kitap kurtlarını entellektuel yoksunluk psikozuna sokar.
Aslında
şaşırtıcı olan, kitapla ilgili tepkilerdeki abartıdır. Çünkü
dikkatli bir okuma sürecinde iyi ya da kötü gibi yargısından çok "bu
yaklaşımları ben daha evvel nerede okudum ve duydum" sorusununun
peşine düşüyorsunuz. Kitabı tüm dünyada ve ülkemizde sattıran
olguları irdelemekle ilgilenmiyorsunuz. Zihninizin tozlu rafları
arasında dolaşıyor, okuduğunuz kitaplara göz atma gereği
duyuyorsunuz. Kitabın, batı kaynaklı pek çok yazarın daha evvel ele
aldıkları konuların yeni bir şeymişçesine tekrarından ibaret
olduğunu kolayca fark ediyorsunuz. Bu olguları anlatan kitaplardan
birisi Louise Hay'in "Düşünce Gücüyle Tedavi" isimli kitabıdır.
Secret'de "hatırlamayı
hatırla" başlığıyla sunulan olgu çok satan kitaplar serisinden
birisi olan "Şimdinin Gücü" isimli kitaba ismini vermiştir. Kitabın
yazarı Echart Tolle Şimdinin gücü ve Dinginliğin gücü isimli
kitaplarında "anda olmayı" ve insanın içine, özüne yönelmesini uzun
uzun anlatmaktadır.
"Siz düşüncesiniz,
kardeşim/ geri kalan ise et ve kemik/ Eğer gülleri düşünürseniz gül
bahçesi olursunuz/ eğer dikenleri düşünürseniz, ateş için odun
olursunuz" dizeleriyle Hazreti Mevlana, düşüncenin gücüne ve
ehemmiyetine 1200'lü yıllarda dikkatleri çekiyordu. Eğer aklına
gelen başına geliyorsa, başına gelmesini istediğin şeyleri düşün
kardeşim diyerek, düşüncenin safiyetine vurgu yapmaktaydı. Yine aynı
yüzyılda Yunus Emre "ete kemiğe burundum, Yunus diye göründüm"
diyerek görünenin ardındaki gerçekliğe yönlendirmekteydi insanlığı.
The Secret'da "olumsuzluklara odaklanarak, ne dünyaya
ne de kendinize yardım edebilirsiniz " denilerek mutluluk, sağlık ve
başarı sırrının güzelliklere odaklanmak olduğu anlatılmaktadır.
Yüzyılımızın büyük alimlerinden olan Bedüüzzaman Said Nursi sabır
bahsini anlatırken "geçmiş bitti gitti, gelecek dahi senin değil,
şimdiyi yaşa ve enerjini şimdiye kullan" derken hayatın " şimdi "
lerden ibaret olduğunu anlatmaktadır. Üstadın Kastamonu'da bulunduğu
yıllar ikinci dünya savaşı yıllarına denk gelmiştir. O hiç savaşla
ilgilenmemiş, gazete, dergi okumamış ve savaş üzere konuşmamıştır.
Nedenini soranlara ise "olumsuz olanın gündeme gelmesinin kimseye
yarar getirmeyeceğini" anlatmıştır.
"Sır
ortaya çıktı1
başlıklı bölümde: Düşünceler manyetik sinyaller yayarlar ve bu
sinyaller ait oldukları düşüncelerin benzerlerini size doğru
çekerler. Gönderilen her şey kaynağına geri döner ve siz o
kaynaksınız. Denilerek sır özetlenmiştir. Güzel bakmanın hayata
lezzet getireceğine inanmış, suizan etmenin (olumsuz düşünmenin )
haramlığına iman etmiş Türk okuyucusu için kitaptaki "büyük bir
sırrın açıklanışı" edasının komik gelmesi normal karşılanmalıdır.
Mevlana mesnevi'de insanların
hırs, tamah, kibir, kıskançlık ve kin gibi kötü huylardan ancak
ilahi sevgi ile arındığını belirtmektedir. Kitapta ise, başarı,
sağlık, zenginlik ve güzellik için iç huzurundan, arınmadan ve
aydınlanmış insan olmadan söz edilmektedir.
Kitabın
"ilişkilerin sırrı" isimli 6. bölümünde "Sevgiyi elde etmek için
içinizi öyle bir doldurun ki; sevgiyi çeken bir mıknatıs olun"
denilmektedir.
Yunus Emre’nin "Aşk
mezhebi dindir bana" dediği gibi Mevlana da "peygamberimizin yolu
aşktır. / Aşk oğullarıyız biz, anamız aşktır." sözleriyle aşkın,
dört mezhebin özü olduğunu
belirtmektedirler. Mevlana hazretleri ne mecazi, ne
de hakiki aşktan
nasibini alamayanlara sert bir dille çatarak şöyle der ; "Madem ki
aşık olmuyorsun, git yün ör, iplik eğir / Yüz işin var; yüz renge
boyanmışsın, yüz rengin var, yüz alacan. / Madem ki kafatasında aşk
şarabı yok, / Var, geliri bol kişilerin mutfağında kase yala." İbn-i
Arabi "aşkın dinini ilan ediyorum ve o beni nereye götürürse
götürsün orası benim imanım ve inancımdır."diyerek dinin özündeki
sevgiye işaret etmektedir.
Vatan gazetesi yazarlarından
Haşmet Babaoğlu "Secret’a ayılıp bayılanlar Mevlana'nın sözlerinden
haberdar mı” diyerek kitapta anlatılanların Türk okuyucusu için
yavanlığına dikkatleri çekmek istemiş ve kitaba yeni bir eleştirel
boyut getirmiştir.
“Aklıma
gelen başıma geldi", "niyet hayır akıbet hayır" sözlerini pek çok
kez duymuşsunuzdur. Belki defalarca kendiniz de kullanmışsınızdır.
Kitabın bu cümleler benzeri nasihatler olduğunu söyleyenler ise ;
"Yıllardır babaannelerimizden duyduğumuz nasihatlerin bugün
paketlenerek ‘çok satan’ adıyla pazarlanması okuyucuyu enayi yerine
koymaktır." diyerek ağır eleştirilerde bulunmaktadırlar. Geleneksel
kültürümüz içinde bu tür yaklaşımların kulaklarımızda yer etmiş
olması bir yandan kitabın safsata bir kandırmaca olduğu savını
destekler görünürken, öte yandan da çok satmasına neden olduğu
kanaatlerini güçlendirmektedir.
Türkiye'ye
kitabı Ayşe Arman'ın "bestseller avcısı" diye nitelendirdiği ve şu
anda Mia yayınevi sahibi olan Birol Gündoğdu getirmiştir. Gündoğdu
daha önce de 'Ferrari’sini Satan Bilge'yi yayınlamıştı. Gündoğdu bu
eleştirilere "sizin babaanneniz kuantum fizikçisi miydi? Benim ki
değildi" diyerek karşılık vermiştir.
Bir kısım
yazarlar ise kitabın tarikat uzantısı olduğu konusundaki
tartışmalara dikkat çekerek kitabı Türk okuyucusu için katiyetle
sakıncalı bulduklarını ilan etmişlerdir. Kişisel gelişim alanında
çok satan kitapların yazarlarından olan ve okuyucusundan kabul gören
Muhammed Bozdağ, Radyo yedide yaptığı bir söyleşide Secret kitabının
İslam inançlarını zedeleyecek boyutlarına değinmiştir. Bozdağ,
kitapta anlatılanlar arasında en çok "maddi beklentilerin sırf
düşünce ile gerçekleşmeyeceğini, bu tür öğretilere inanmanın
insanları hayal kırıklıklarına götüreceğine, çalışmadan, uğraşmadan
beklentiye girmenin abesle iştikal" olacağına değinmiş ve kitabı bu
açıdan eleştirmiştir.
Konu ile ilgilenenler iki gruba ayrılmış
durumdalar. Kitaba karşı olanlar "The Secret Operasyonu" diyerek
sakıncalı ilan edenler ve " başucu kitabı olarak önerip baş tacı
yapanlar. Hayal, dua ve dilekleri olduranı açıklayamayan kitap
"İstersen olur, yasa böyle” diyerek Tanrı /Allah ya da yaratıcı
kavramından hiç söz etmemektedir. Sık sık "evrene güvenin, inanın,
inanç duyun" sözleriyle “olduranın" adından itinayla kaçınmaktadır.
Ancak evrenin bunu nasıl
yaptığını ve evreni de kimin ya da neyin idare ettiği konusundan da
hiç bahsetmemekte ve bilimsel bir gerçeklikle de ortaya
koyamamaktadır. Allah inancına sahip olunmasa bile insan aklı
bilimsel bir takım açıklamalara gereksinim duymaktadır. Her
okuyucunun kuantum fizik bilgisine sahip olmadığı düşünülünce kitap
bilimsellikten uzak, babaanne nasihatlerinden öteye geçemeyen bir
görüntü sergilemesine neden olmaktadır.
"Ne
ekersen onu biçersin" sözü Türk okuyucusuna uzak bir öğreti değildir
ancak bunun bir "Çekim Yasası" olarak kabul görebilmesi için
bilimsel verilere dayandırılması gerekmekte ki, kitapta bunlardan
söz edilememiştir. Bu da kitabın güvenilirliğini ve inandırıcılığını
ortadan kaldıran bir olgu olarak okuyucunun karşısında durmaktadır.
Babaoğlunun da işaret ettiği gibi kültür ve köklerine aşina olanlar
için komik gelebilecek yavanlıkta bir kitap olmaktan öteye
geçememiştir.
Rhonda Byrne'nın
The Secret/Sır adlı kitabının etkisi yayıldıkça yayılıyor.
Yazılanlara göre Türkiye'de 5 haftada 180 bin sattı. Amerika’da ise
sekiz milyon kişiye ulaştığı söyleniyor. Rhonda Byrnes binlerce
yıllık insanlık kültürünün hayal-dua-dilek-adak konusunda
biriktirdiği ne varsa hepsini bir araya getirip ona bir bilimsel
yasa (Çekim Yasası) ismini vermiş. Bunu yüzlerce kişinin dilinden
örneklerle sunarak renklendirmiş ve iyi bir pazarlama tekniği ve
dünya ülkelerindeki bağlantılarıyla da büyük satış rakamlarına
ulaşmıştır.
Yazarın
açıkça dile getirdiği gibi bir kişinin eseri olmaktan çok, güçlü bir
ekip çalışmasının ürünü olan kitabın Amerika Birleşik Devletlerinde
çok seyredilen bir televizyon programında tanıtılmasından sonra bu
başarıyı yakaladığı yazılıp, söylenilenler arasında.
198 sayfa olan The Secret (Sır)'ı
Rhonda Byrne yazmış ve Mia yayınlarından çıkartılmış. Türkçe'ye Can
Üstünçınar çevirmiş. Kağıt kalitesi, güzel baskısı, kurgu ve
pazarlama tekniklerinin kullanılmasını ve elde ettiği satış
rakamlarını takdir etmemekse emeğe saygısızlık olacaktır. "Bu,
tasavvufta da var" demenin günümüz insanına fayda getirmeyeceği de
bir gerçektir. Bu fikir, düşünce ve öğretilerin düzgün anlatımlar,
baskı - kağıt kalitesi ve başarılı pazarlama teknikleriyle insanlara
ulaştırılması gerekmektedir. The Secret konu ile ilgili olanları
yeni çalışmalara teşvik edip, örnek teşkil etmesi bakımından dikkat
çekici bir kitap olma özelliğindedir ve bu yanlarıyla övülmeye
değerdir.
|
 |
 |
|
|
|