|
|
|
Şiirde Kelimeler ve Anlamlar
Edip
UĞURLUDAĞ
Şeyh
Galip'in şu sözü çok manidardır: " Şair demek ehli hal demektir."
Şair insan halinin ruhunun inceliklerini, duyuşlarını, hislerini
anlatmaya çalışan ancak bu anlatımdaki eksiklikleri kelimelerle
oynayarak güzelliklere çeviren bir simyacı gibidir. Tıpkı suyu yağa
çeviren, taşı altın yapan bir simyacı gibi. Onun elinde kelimeler
yepyeni ve daha şümullü anlamlar kazanır. Okuyucusunu cezbeder,
duygulandırır, onu kah geçmişe götürür kah geleceğe... Şair yaşadığı
dünyayı, olayları ve insanları herkesten farklı algılayan bir kişi
olmak durumundadır ki farkı fark edebilsin.
Şair;
yazdığı şiirdeki anlamı diğer edebi türlerin aksine açıkça vermez.
Şair; dolaylı bir anlatım yolu seçerek zihninde kastettiği anlamla
birebir örtüşen farklı kelimeler daha teorik bir ifade ile imgeler
kullanarak, hem anlatımını daha canlı bir hale getirir hem de
okuyucusunun zihninde hayal kurdurarak farklı manalar canlandırma
yoluna gider. Bu yüzden şiir farklı anlayışlara sahip okuyucudan
okuyucuya farklı anlamlar kazanacak ve kendi anlamını kendi
üretecektir. Tıpkı Tagore'nin "Şairin kullandığı sözcüklerde
insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer"
sözünde olduğu gibi.
Şiirde
asıl olan kelimelerle "ne söylediğimiz" değil, nasıl
söylediğimizdir. İşi bilenler bu yöne adapte olarak şairin
kelimeleri nasıl kullandığına bakarken şiirden anlamayanlar ise ne
söyledi diye debelenip dururlar.
Üstad
Necip Fazıl'ın tabiriyle şair; ne yaptığının yanı sıra "niçin" ve
"nasıl" yaptığının ilmine muhtaç ve üstün marifetinin sırrına müştak
bir tılsım ustasıdır. O bu tılsımları tıpkı arının envai çeşit
çiçeklerden derlediği bal özlerini kursağında mayalayıp petekte
olgunlaştırdığı gibi ilham ile envai çeşit kelimelerden aldığı
manayı kalbinde olgunlaştırarak kağıda döker, söze döker. Onun
tılsımları yine harflerle yazılır, kelimelerle ile okunur ve
içerdiği bu mana sırlarına, şifrelere agah olanlarca anlaşılır.
Dil kelimesi gönül
manasına da gelir. Dili lisan olarak ta ele aldığımızda ise lianın
gönülün aynası olduğunu görürüz. Şiir dili aynı zamanda gönül dili
veya kalp dili olmak zorundadır. Bundan dolayıdır ki şairin
şiirindeki tesir gücü, onun sözlerinin kalpten gelmesi ile
alakalıdır. Şairin şiirini anlamak için okuyucunun da müteessir
olacak bir kalbe sahip olması gerekir. Tıpkı cevherin değerini
sarrafın anladığı gibi...
Anlayış
kabiliyeti olmayan bir akla, nakış ve tertip zevki olmayan bir göze,
ahenk ve seda zevki olmayan bir kulağa sahip bir insan nasıl ki
okuduğundan, dinlediğinden, gördüğünden ve duyduğundan müteessir
olamazsa, etkilenmezse hissetmeyen bir kalbe sahip bir okuyucu
şiirden, sözlerde ki manadan, kelimelerin ahenginden
etkilenmeyecektir. Ama bunun tersi bir durumda yani anlayış, idrak
ve sanat zevkine sahip birisi okuduğu şiirden etkilenmiyorsa bu
şair, şair değil "müteşair" dir, çünkü yazdığı da şiirden bir parça
sayılsa da şiir değildir. Yapmacık sözler, ham bir meyve gibi
okuyucunun boğazına durur, tesirsiz kalır.
Şiir
insanın kendi iç dünyasındaki teknik bilgi, his ve fikirden oluşan
enstrümanların birbiriyle dengeli, muvazeneli bir şekilde dimağa
doğru harekete geçmesiyle oluşur. Bu üç unsur tek başına şiir
oluşturmak için yeterli değildir. Bu üç unsurun birleşmesiyle oluşan
bambaşka bir terkiptir ki adı da zaten şiirdir. Şiirde teknik bilgi;
şekil ve kalıbı, fikir; kelimeler ve mısralarda fikir edası olan
üslubu, his ise o şiirin türünü oluşturacaktır. Fikir histe fani
olarak teknik bilgi ile kendine bir libas bulacaktır. Şiirin
yapısında oluşan bu ahenk ise onun farklı şekil ve kalıplarda
söylenmesini sağlayacaktır. Şiirdeki bu ahengin en temel göstergesi
ise ritimdir.
Şiirde
şekil ise o şiirin örülmüş iskeleti gibidir. Şiir; tıpkı insan
bedeninin ruhunu ve iskeletini insanın suret güzelliği arkasında
saklayıp göstermediği gibi şekil, şiirin ruhunu ve iskeletini
gizleyemiyorsa ya bayağı bir his manzumesi ya da şekil ve kalıbın
koltuk değneklerine mahkum olmuş yarım ve topal bir manzumeden öteye
geçemez.
|
 |
 |
|
|
|