|
|
|
Güneş
Altında Buz Satmak
Halit YILDIRIM
Zaman
ve hayat... Her ikisi birbirinin içine
geçmiş, birbiriyle sarmaş dolaş olmuş kavramlarmış gibi görünse de
bazen hayat zamanın bir parçası, bazen de zaman hayatın bir
parçasıdır. Zaman da tıpkı hayat gibi dünyanın, daha doğrusu
kâinatın yaratılışı ile var olmuş, kıyamete kadar devam edecek ve
onunla yok olacak bir mefhumdur. Zamanın da demek ki fani bir hayatı
var.
Hayatı
yaşamak bir sanattır insanoğlu için... Zamanı en mükemmel şekilde
kullanan insan, en iyi hayat sürmüş bir insan değil midir? Zira
"zamana yemin olsun ki insan zarardadır' kavli Celili boşuna
değildir. Şu malum misalde olduğu gibi insan, tıpkı güneş altında
buz satan ve "sermayesi eriyen şu adama acıyın" diye feryat ederek
elindeki buzları erimeden satma derdine düşen bir adam gibi zamana
sıkışmış bir haldedir.
Zaman akıp
gidiyor. Çocukluğumuzu gençliğimiz, gençliğimizi ihtiyarlığımız
kovalıyor. Hayat, zaman denen bu mecradan bir yerlere akıp gidiyor.
Zamana durması
için ya da geri dönmesi için hep yalvarıp dururuz, şiirler yazarız,
şarkılar söyleriz. Ziyanda olduğumuzu aslında hep gayri ihtiyari
hissederiz. Bazen: "Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" deriz.
Bazen "Durdurun dünyayı' diye feryat ederiz. Bazen bir mucize
bekleriz şarkılarımızda "Bir mucize olsa, zaman dursa" diye. Aslında
dünyaya gelişimiz buradan gideceğimizin de alameti... Yolcusu
olduğumuz hayat denilen bu kısa zaman parçası içinde tıpkı zaman
gibi fani olan bir mekânda birkaç günlük bir mola veriyoruz. Bu mola
esnasında türlü imtihanlardan geçiyoruz ama çoğu zaman fark
etmiyoruz.
Ebedi yolculuğumuz
için yol azığı, yol hazırlığı yapmamız gerekirken dünyanın aldatıcı
zevk, sefa ve meşakkatleri bize asli vazifemizi unutturup oyun ve
eğlenceye, dünya malı biriktirmeye sevk ediyor. Oysa hayatımız her
gün bir sonraki gün için hazırlıkla geçiyor. Toprağı işlerken
ekmeye; sularken, biçmeye; biçerken harman etmeye hazırlık yapmıyor
muyuz? Bu üç günlük dünya hayatında gündelik ihtiyaçlarımızı
karşılamak için harıl harıl çalışırken, ebedi mekânımız olan
ötelerin ötesine giderken hazırlık yapmamak ne yaman bir çelişkidir.
İyilik
ve güzelliklerden başka oraya götürebileceğimiz neyimiz var? Bu
dünyada kazandığımız mal, mülk, evlat, eş vs. hepsi burada kalıyor.
Bir top kefenden başka ne götürebiliriz dünyalık olarak?
Zaman
üzerine birçok söz söylemişizdir: "zaman her şeyin ilacı1,
'zamanla unutulur, zaman siler" gibi. Oysa hiçbir şey silinmez,
hafıza-i beşer nisyan ile malul olsa da, yaptığımız her hareketi
unutmayan bir Yaratanımız vardır.
Ebedi
yolculukta sadece yaptığımız
iyilik ve kötülükler bizimle gelebiliyor. 0 çok sevdiğimiz, uğruna
canımızı verebileceğimiz, kalpler kırdığımız, haksızlıklar, zulümler
yaptığımız dünyalık sevdiklerimiz, tamah ettiklerimiz, ”benim”
dediklerimiz bu yolculukta bizimle olamıyorsa o zaman bunlar
gerçekte nasıl bizim olabilir?
Bizim olanlar bizimle gelenlerse iyilik ve kötülüklerimizden,
güzel amellerimizden başka bizim olan hiçbir şeyimiz yok demek ki...
Zamanın
öleceği, yerin ve göğün korkudan birbiriyle sarmaş dolaş olacağı o
günde kabrimizden fırlayıp "bize ne oldu?" diye etrafımıza şaşkın
şaşkın bakacağız. 'Dünyada bir gün ya da daha az kaldık' diyeceğiz.
Zamanın ne kadar da izafi olduğunu anladığımız o günde yol
arkadaşımız iyilik ve kötülüklerimiz olsa gerek. Bunlar bizi ya başı
olan ama sonu olmayan vaat edilmiş bir mekâna ulaştıracak ya da
ölümün bile olmadığı, ölümün bile öldüğü azabın içine yuvarlayacak.
Ahiretin tarlası
olan bu dünyada ne ekersek onu biçeceğiz. Ama rüzgar ekersen fırtına
biçersin demiş atalarımız. Yaptığımız kötülükler, haksızlıklar hesap
gününde karşımızda birer fırtına olarak belirecekse ve bu bize
tebliğ edildiyse o zaman niçin hala daldığımız bu gafletten uyanmak
istemiyoruz?
Bu dünya
hayatında sermayesi eriyen buz satıcısı gibi sermayemiz olan ömrümüz
bitmekte, zamanımız azalmakta iken herhalde iyilik yapmada acele
etmemiz gerekir. Kapımızın ne zaman çalınacağını bilemediğimiz gibi
her an çalınabileceğini düşünerek zamanımızı Vakit nakittir" düsturu
ile en iyi şekilde kullanmalıyız değil mi?
Gül
dikelim bu dünyaya gülistanımız olsun ötelerde... Ne dersiniz?
|
 |
 |
|
|
|