Emanet

Kenan YAŞAR

Emanete riayetin imanın bir parçası olduğunu öğrendikten sonra endişelerim daha bir çoğaldı. Kaldıramıyordum.
         Herkes hayk
ırıyordu: Vatan emanet. Dünya emanet. Sağlık emanet. Eş emanet. Çocuk emanet. Can emanet.
         Ad
ım, yüzüm, sesim, aklım, sağlığım bana emanetti. Göz kulak, dil, mide el, ayak daha ne tür uzuv varsa hepsi emanet. Kafamın içinde, emanetler dolaşıyordu. Delirecek oluyordum. Akıl da bana emanetti. Tam bir kısır döngü...
         Onunla son g
ünlerde yaşadığımız geçimsizlik de işin tuzu biberi olmuştu. Aradaki sorunlar da incir çekirdeğini doldurmaz meselelerdi. Ama aşamıyorduk. Soğuk savaş halindeki böyle bir hayatı kaldıramıyordum. Bu gidişat, ya herkes gibi inceldiği yerden kopsun anlayışıyla duyarsızlığa yol açacak ya da gökyüzü ve yeryüzü gibi emaneti taşıyamayacağımı beyan ederek bu yükten kurtulacaktım.
         Onun "evet gidece
ğim" demesi, ikinci ihtimale göre davranmaya itiyordu beni. Bu kaygıyla oturduğum divan da uykuya dalmışım.

Bir uçurumun üzerine kurulan daracık bir köprünün başında sırtımda emanetler bekliyordum ve bir türlü cesaret edip geçemiyordum. Sıkıntı içinde kıvranırken, Emanetçi Baha'nın emanetlerini yüklenerek el alan ve yıllar önce evimize uğrayan misafir çıka geldi. Onun, en son gördüğümdeki umutsuz, bitkin ve kaygılı hali yerini bilge bir insana bırakmıştı. Bana yaklaştı. Omzuma elini koydu.
         "O
ğul, nereye böyle? diye sordu.
         "Ta
şıyamıyorum artık" dedim. "Emanet gibi duruyorum bu hayatta. Şehirde yaşayan bir göçebeyim sanki. Bir emanetin emanet taşıması uygun olmaz. Tüm emanetleri sahiplerine vereceğim. Yer gibi, gök gibi ben de emaneti taşımaktan affımı isteyeceğim."
         "Y
üreğine dön" dedi Misafir. "Sesin varsa, ses verir dağlar. Gözün varsa görünür kainat. Kulağın varsa duyarsın. Her şey başlar ve biter. Her kuru meşe yaprağı bir güzelliğin kayboluşudur. Çeşmenin suyu kesilmek içindir. Her rüzgar başını vurup yok olacağı bir dağ arar. Olmuşa takılıp kalma. Bir şey bitmişse bitmiştir. Lastiği sundururken kopacak kadar çekmemek lazım. Ama kopmuşsa kopmuştur. Ölüyü geri döndüremezsin. Biten bir şey eski tadında yeniden başlamaz. Bitmemiş bir şeyi bitirmiş kabul etmek de doğru değil.
         Misafirin s
özlerinin büyüsüyle ağlamaklı bir sesle "ne yapmalıyım" diye sordum.
         "Bir ya
ğmur ol. Bütün içtenliğinle yağ... Bir güneş ol. Gönder ışıklarını dört bir yana... Veren ol. Alan Olma. Kırılan ol. Kıran olma. Onaran ol. Bozan olma. Kanatlarını aç. Altında devler yaşasın. Bir damla sudan bir göl, bir bardak sudan bir deniz oluşsun.. Ya toprağın yağmuru emdiği gibi öğüdümü al ve yeşer, ya da yağmuru kaya gibi sav başından. Seni insan yapan o emanetlerdir. Sana verilen emanet, taşıyabileceğin kadardır." dedi ve kayboldu. Sözlerinin etkisi yüreğimi kapladı. Önümdeki daracık köprü, uzunluğu kadar genişlemişti.
         Y
ürüdüm. Yürüdüm. Yürüdüm. O, köprünün sonunda, elinde çiçekler ve sevgi dolu bir tebessümle beni bekliyordu.
         Uyand
ığımda eşim, elinde bir bardak suyu uzatmış, az önceki rüyadaki gibi bana gülümseyerek bakıyordu.
         "Ak
şam senin verdiğin suyun karşılığı," dedi ve tam tekmil hazırlanmış kahvaltı masasını göstererek" bu da ayrılmayışımızın kutlaması olsun" diye ekledi.
         Anlad
ım ki emanet özgürlüğümdür. İçimde duyduğum huzurdan oluşan karar; emanetleri taşımaya devam edeceğimdi.