|
|
|
Edebiyat Günleri
Metin DEMİRCİ
Aziz
dostlar! Biliyorum, edebi sanatlar hakkında
konuşmak sizi gerecek ve eyvah yine büyük laflar edilecek diye
huysuzlanacaksınız Belki de denek olarak kendi şiirimi ele aldığımın
farkına vardığınızdaki haliniz hiç hoş olmayacak. Elbette şairin
şiiri hakkında ahkam kesmesi sıkıntı verir insana. Ancak tekrarın o
dayanılmaz hafifliğinin işin içinde olduğunu da unutmamak gerek. O
hafifliğe tutunan insanın ne sıkıntısı kalır ne de kızgınlığı. Hem
sonra örnek vermeye kalkan kişi önce evladından başlasa hata mı
eder? Ben şiirimin inini cinini, doğumunu, doğuşunu iyi bilirim.
Belki de, ben bu
şiiri önceki sayıda
okumuştum diye bahane bulacaksınız kendinize ama sormak lazım, önce
okunan her şiir her zaman can sıkar mı diye? Ne biliyoruz? Belki de
sıkmaz. Belki de korkulanın aksine çok rahatlatacak sizi bu
tekrarlar veya aşinalıklar. Velhasıl isteseniz de istemeseniz de
okuyacağım size bu şiiri. Ya da şöyle diyelim: Ben okuyayım, siz de
takip edin lütfen.
anladım
uzun geceler kıştan değil yaştan imiş………………
Tenasüb
döne
döne gider imiş yıllar meçhule………………………………
dağlar
aldatırmış gülde bülbülde……………………………………. “ “ “
sevmeyinen eskir imiş
gönüllerde…………………………………. “ “ “
el ele diz dize göz
göze yüz yüze…………………………………. Tedriç
gelen gidince giden gelince aynı
yere…………………………. Telmih.
diyeceğim
o ki tüm ceylan gözlü huriler…………………..Hüsn-i Talil + +
sevgilimin yüzüyle
yüzlensinler güzelce……………………
yol yol olmuş
yanakları yağmurdan………………………….
Kinaye
dudakları
çatlamış toprak gibi……………………………..
Teşbih-i
Mufassal
ne var yani eskimişse
elbisesi sevgilinin……………………
Hüsn-i Talil +
bir terzi ki ol der oldurur astarın
yüzün hemen………………. + …………..
yaz pembe güz
pembe toz pembe derken……………….
Tedriç
yine her
şey
olur………………………………………………………..
yine bir sevmek kalır
sevmeye neden…………………………………….
Mısraların
ucundaki noktaları gördünüz mü? Tenasüp, tedriç, telmih, Hüsn-ı
Talil Kinaye, Teşbih-i Mufassala gibi sözler var dizelerin tam
karşısında. Bu sözlerin şiire dahil olmadığını siz de biliyorsunuz.
. Bunlar edebi sanatlar. Yani sadece bu şiirde kullanılan edebi
sanatlar. Elbette, edebi sanatlar bu kadar değil. Teşhis-İntak,
İştikak, Kapalı İstiare, Açık İstiare, Temsil-i İstiare, Mecaz-ı
Mürsel gibi daha pek çok edebi sanatlar var.
Şiirimde ben "Tenasüp, Tedriç, Telmih, Hüsn-i Talil, Kinaye, Teşbih
- i Mufassal" adlı edebi sanatlar kullanıldığı için mısraların uçuna
bu terimleri böyle yazdım ki daha iyi anlaşılsın. Herhalde bundan
sonra neymiş bunlar böyle diye sormazsınız.
Şair,
yani bendeniz geceleri uyuyamamanın nedeninin mevsimsel olmadığının
farkına varmakta epey geç kalmışım. Yani ben işin eskimekten meydana
geldiğini hissettirmek için "eskimek" kelimesini değişmeceli anlamda
merkeze yerleştirdim. Sonra uzun gece, yıllar, döne döne gitmek,
dağlar, gül, bülbül, gönül, sevmek gibi kelimeleri "eskimek
kelimesine münasip olarak dizdim. Keza uzun geceler, yılların
döne
döne gidişleri, dağların gülde bülbülde tekrar yoluyla yaşlanışı,
sevmenin, gönlün eskimesi, şairin eskimesi yani yaş alması birbirine
yakın anlamlardır. Hakikat o ki böylece ben "eskimek" kelimesine
münasip kelimeleri bir araya getirerek "tenasüp "sanatı oluşturdum.
Tenasüp
sanatı da nedir diye sorulsa herhalde "Zıt anlamlı kelimeler hariç
mana bakımından birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır
ve bu sözcükler asgari iki tanedir; azami sayı şaire bağlı olarak
değişir. " şeklinde cevaplarlar vereceksiniz. Malum olan şu ki
tenasüp sanatında sözcükler rast gele dizilmez. Çünkü rast gele
dizilmiş kelimelerden başarılı bir sonuç çıkmıyor. Açıkçası münasip
sözcükler münasip bir dizimde buluşmazsa tenasüp sanatı
gerçekleşmez.
Tedriç
de var bu şiirde: Bu şiirde ben, "el ele diz dize göz göze yüz yüze"
mısrasında tedriç sanatını kullandım. Uzak mesafeden başlayan
tedrici bir yakınlaşma söz konusudur. El ele, yakın bir mesafe; diz
dize daha yakın; göz göze daha da yakın; yüz yüze veya yanak yanağa
en yakın.
Uzaktan yakına
doğru tedrici bir derecelendirme olmalıdır tedriç sanatında demeyin
çünkü şairler bazen de bu sanatı yakından uzağa şeklinde de
gerçekleştirirler. Uygun tercih, şairin becerisiyle doğrudan
ilgilidir.
Haydi, bu
şiirde telmih sanatı
yok deyin ve bana bir fırsat verin, aksini kanıtlayabileyim "gelen
gidince giden gelince aynı yere" dizesini örnek göstererek. Bu mısra
doğrudan mahşer gününe telmih yapmıyor mu? Gelenin ve gidenin
toplandığı aynı yer mahşer meydanından başka neresi olabilir?
Bilinen haliyle telmih, "Söz
arasında meşhur bir olaya işaret etmek" olarak algılanır. Daha
kapsamlı bir tarife göre ise telmih, Söz arasında bilinen bir olaya,
bir kişiye, bir kıssaya, bir atasözüne" işaret etme sanatıdır.
Telmih edilen şey uzun uzadıya anlatılmadan bir iki kelime ya da
kısa bir mısra ile işaret edilir. Yani belirtilen duygu ile işaret
edilen olay arasında gizli bir benzetme hissettirilir Nabinin şu
şiirinde olduğu gibi.
Ey name sen ol mah -ı
likadan mı gelirsin
Ey hud hud-i ümmid sabadan mı gelirsin
(Meşhur
Süleyman ve Belkıs kıssası gönderme yoluyla hatırlatılıyor)
Hüsn-i
Talil sanatına gelince: "diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler/
sevgilimin yüzüyle yüzlensinler güzelce" şeklindeki söylemimle ben
bu sanatı kullandım şiirimde.
Hüsn-i
Talil için gerçek sebebin yerine hayali bir sebep geçirmektir
derler. Ayrıca şairin getirdiği hayali sebebe heyecan halinin
tesiriyle gerçekten inanmış olması lazım. Öyleyse bu şiirde "Hüsn -i
Talil sanatı yoktur diyebiliriz misiniz?
Hüsn-Talil
nedir diye sormalıyım size ama siz, "Bir olayın gerçek sebebini
inkar ederek gerçek sebep yerine hayali sebebi geçirmektir,
"şeklinde özetleyeceksiniz bu soruyu Ayrıca ben bu tarifin ardına,
"Şair gösterdiği hayali sebebe kendisi de inanmış olmalıdır şeklinde
bir açıklama ekleyeceğinizi de biliyorum. . . Dahası Hüsn-i Talil
heyecana bağlı bir sanat olarak da bilinir. Ama heyecan da tabii
akışına uygun olarak kendiliğinden doğmalıdır." diye tavsiyelere de
rastlanır edebiyat dünyasında.
Kinaye sanatı
ise, gerçek ve değişmeceli anlamları olan bir sözü, onun değişmeceli
anlamını kastederek kullanma sanatıdır. Kinayede ağırlık değişmeceli
manadadır. Kinaye sanatını yapan değişmeceli manayı kastetmiştir.
Gerçek mana ise aralık bırakılmış bir kapı gibidir. Kinaye açıkça
söylenmesi mahzurlu olan duyguları,
alay ve hakaret gibi maksatları
taşıyan sözleri söylemeye yarayan bir sanattır. Durduk yerde bu yola
başvurulmaz. Fakat kinaye her zaman alay ve hakaret gibi duygular
için kullanılmaz. Anlatıma genişlik vermek maksadıyla da bu sanata
başvurulur. Mecazi mananın yanında gerçek mana da bir görüş ufku
açar. Böylece kelimenin iki ifade kudretini birden kullanmış oluruz
ki bu da söze zenginlik verir.
"Kinaye bir maksada dayalı
olarak yapıldığından fikre bağlı bir sanattır. Kelimenin gerçek ve
değişmeceli manasını ilgilendirdiği gibi, değişmeceli ve gerçek mana
ile yapılan mana sanatları grubuna girer. " diyenler de var.
Şiirimizin, "yol yol olmuş yanakları yağmurdan" dizesinde bir kinaye
olduğunu söyleyebiliriz. . "yol yol olmuş yanakları yağmurdan"
mısrasında bir teşbih amacı güdülmüyor. Sevgilinin yüzünün eskimiş
olması söz konusu. Yani şair sevgilinin yüzünün çirkinleştiğini
söylemek istemiyor ama mecbur kalmış söylemeye ve kinaye sanatını
kullanarak bu mecburiyeti aşıyor. Bu arada anlatıma çok büyük bir
genişlik kazındırmış bu sanat. İnsan hayatının tüm safhalarına atıf
yapılıyor. Acının, sancının, gözyaşlarının, insan yüzüne yağmur
sularının bayırlara yaptığı etkiyi yapıp yol yol haline getirdiği
çağrıştırılıyor.
Ayrıca
bu şiirde teşbih sanatı kullandığımı da beyan etmeliyim. Nedir
Teşbih? Teşbih aralarında çeşitli yönlerden benzerlik bulunan iki
varlıktan zayıfını kuvvetlisine benzetmektir.
"dudakları
çatlamış toprak gibi" dizesiyle "Ayrıntılı Teşbih" denen teşbih
çeşidine yer verdim ben bu şiirimde. Teşbihin dört unsuru; benzeyen,
kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı bir arada.
Dudağın çatlaması zayıf, toprağın çatlaması daha kuvvetli. Dudak
çatlama yönünden toprağa benzetilmiş. Benzeyen dudak, kendisine
benzetilen ise toprak. Benzetme yönü çatlamak. Benzetme edatı ise
"gibi" kelimesidir.
"Ne var yani eskimişse
elbisesi sevgilinin
Bir terzi ki ol der oldurur astarın
yüzün hemen"
Sizi bilmem ama ben bu mısralarla
bu şiirde ikinci kez, Hüsn-i Talil sanatı yaptığımı iddia ediyorum.
Tekrar açıklamaya kalkmayacağım; çünkü tekrar, genellikle can sıkar.
Yine ben bu
şiirde "Yaz pembe, güz
pembe, tozpembe derken" mısrasında Tedriç sanatını bir kez daha
gerçekleştirdim. Pembenin tonu tedrici olarak açılıyor. Yaz pembe
koyu bir renk, güz pembe daha açık bir renk, tozpembe çok açık,
soyuta yakın bir renk.
İş
buraya varmışken Teşbih sanatından da bahsetmek gerekir; çünkü
teşbih şiiri şiir yapan sanatların en önemlilerinden birisidir.
Kuran'da da çok geçer teşbih kelimesi. Daha önce de dokunmuştuk bu
konuya. Şimdi ise etraflıca ele alalım istiyorum. Siz ne dersiniz
bilmem ama bana göre bu iş şiirin vazgeçilmezlerindendir.
Üniversitelerde bu bilgileri hepimiz aldık ama bunlar okul
bitirebilmek için birer imtihan vesilesinden öte geçmedi. Oysa edebi
sanatlar bizim gerçek zorunluluğumuzdur. Ressam renklerin ve
fırçanın ve fırça darbelerinin tuval üzerinde neler yaptığını ve
sonunda nasıl bir resim elde edeceğini bilir. Biz edebiyatçılar da
benzer bir konumdayız. .
Şiirimde ben ayrıca "dudakları çatlamış toprak gibi" dizesiyle
ayrıntılı bir benzetme yaptığımı iddia ediyorum. Malumdur ki
ayrıntılı benzetmede benzetme
unsurları
olarak kabul edilen benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü,
benzetme edatı gibi faktörlerin hepsini bir arada tutan bir
benzetmedir. Benim şiirimde benzeyen dudak, kendisine benzetilen,
toprak, benzetme yönü çatlamak, Benzetme edatı ise "gibi" edatıdır
Teşbihte bu dördü bir araya gelince ayrıntılı teşbih" yapılmış olur.
İlgili
dizeyi ben "Dudakları çatlamış toprak" şeklinde yapsaydım teşbihin
bir unsuru sayılan benzetme edatı kullanılmadan teşbih yapılmış
olacaktı. Bunun adına da müekked teşbih veya pekiştirilmiş teşbih
denecekti. Hakeza "dudakları toprak gibi" şeklinde bir dize yapmış
olsaydım yine bir teşbih söz konusu olacaktı ama benzetme
unsurlarından biri sayılan benzetme yönü kullanılmadan bir teşbih
yapıldığından bu bir mücmel teşbih olacaktı. Dahası ben bu
benzetmeyi" Dudakları toprak" şeklinde ele alsaydım o zaman da
yapılan işin adı " Teşbih-i Beliğ" olacaktı…
Söz
buralara inmişken teşbihlerde kullanılan benzetme edatlarından da
bahsedebiliriz. Hemen sıralayalım bu benzetme edatlarını. İşte
benzetme edatları: "adeta, andırır, benzer, gibi, güya, kimi,
meğerki misal, misilli, nitekim sanki sıfat, tek, tıpkı" vb
kelimeler.
"Sanki güzelliğin
cihanda/Bir saltanatın güzelliğiydi" dizesinde, sanki bir benzetme
edatıdır. Ayrıca benzetme yapıldı diyebilmemiz için en az benzeyen
ve kendisine benzetilenin terazinin kefeleri gibi bir arada
bulunmaları gerekir; ancak teşbihte esas unsur olarak kabul edilen
benzeyen ve benzetilenin kullanılış şekline göre bazı çeşitleri
vardır.
Nasıl?
Tekrarın o dayanılmaz hafifliğine tütündünüz mü?
|
 |
 |
|
|
|