Umut

Sedat CEVHER

Dün gece yağan karın ardından sabah saatlerinde yağmur yağmış; yağmurun kesilmesiyle birlikte ortaya çıkan kış güneşi; bütün kaldırımları, caddeleri bir çamur deryasının içinde bırakmıştı. Böyle bir ortamda, güneşli bir yaz günü kırlarda gezintiye çıkmışçasına çabuk ve düzenli adımlarla yürüyordu.

Çamurlu bir yolda yürümekten zevk alabilecek kendisinden başka bir Allahın kulunun yaşayıp yaşamadığını merak etse de; şu an kendisinin yerinde kim olsa halinden şikayetçi olmazdı. Eski ama sağlam botları atılan her adımda yerdeki çamurun bir kısmını, artık maviden çok çamur yeşiline dönmeye başlamış kot pantolonunun paçalarına sıçratıyordu. Sahibinin büyük ihtimalle eve gittiğinde farkına varabileceği başka bir gerçek ise üstüne giydiği kahverengi montun bir kısmının da bu çamurdan nasibini aldığıydı. İşin en İlginç yanı bu kadar çamurun kirlettiği kıyafetlerin sahibi bu durumu umursamıyordu bile.

Özenle taranıp jölelenmiş saçlar, kısılmış buz mavisi hafif çekik gözler. Küçük bir burun ve kocaman gülümsemesiyle yirmili yaşların ortasındaki bu genç mutluluğun resmi çizilse İçinde ben de olurdum dercesine bir hal İçindeydi. Nasıl mutlu olmasındı ki? Kendi hayatı için mutluluk üçgeni diyebileceğimiz üç unsuru da hayatına dahil etmeyi başarmıştı.

Bu üçgenin en tepesinde her ne kadar kabulü acı olsa da para bulunmaktaydı. Para İçin gerekli olansa düzenli bir İşti. Zorluklar ve imkansızlıklar İçerisinde geçirdiği okul yıllarından sonra bitirdiği tarih öğretmenliği bölümü ona gerçek hayata atıldığı bu İlk yıllarda arzuladığı iş imkanını sağlayamamıştı. Dershanelere yapılan başvuruları reddedilmiş, girdiği KPSS sınavında yalnızca bir puan eksiği yüzünden atanmamıştı. 3undan yaklaşık altı ay önce Milli Eğitimin çıkardığı ek kadroyla ve de büyük bir şansla doğduğu şehirde bir lisede göreve başlamıştı.

İşsiz kaldığı dönemde her şey kötü gitmemişti tabi ki; bu dönemin kendisine iki büyük katkısı olmuştu. Bunlardan ilki bu boşluktan yararlanıp askerliğini yapmasıydı. Diğeriyse daha sonraları hayatını birleştirmeye karar vereceği kadını bulmasıydı. Onunla KPSS'ye hazırlanırken kütüphanede tanışmışlardı. 0 da başlarda en az kendisi kadar ürkek ve çekingendi ama araya sevgi girdi ve bu iki insan arasındaki bütün buzlar eriyiverdi. İşe başlar başlamaz yaptığı İlk işse bu kızla hayatını birleştirmek oldu.

Bu dönemde çözülmesi gereken bir başka büyük problemse babasıydı, çocukluğundan beridir bir türlü anlaşamazlardı. Sorunlarının kaynağı onu sevmemesi veya ona saygı duymaması değildi. Hani günümüzün popüler bir ifadesi vardır ya "kuşak çatışması işte sorunlarının adı buydu. Hiçbir zaman samimiyetle babasının yanına oturup derdini anlatamamış; anlatmayı denediğindeyse biz zamanında şöyleydik diye başlayan beylik laflardan kurulu bir nasihatlar serisiyle karşılaşmıştı. Bir de her kavgadan sonra duyduğu baba olunca anlarsın lafı vardı tabi. Her zaman bu lafa karşılık ben belki bir gün seni anlayacağım ama sen beni hiçbir zaman anlayamayacaksın cevabını vermek istemişti. Ama saygısından bu kelimeler hep dilinin ucunda kalmıştı. Bir baba kendisinin dinlemediği nasihatleri oğluna nasıl verir diye de düşünmeden edememişti. Bir oğlun babasına daima saygı göstermesi gerektiğini duasını ve gönlünü almadan yapılan İşlerin hep güdük kalacağını zamanla öğrenmişti. Son bir yıldan beridir belki bu yüzden aralarında hiç tartışma geçmiyordu. Bu şekilde iş, aile ve aşktan oluşan mutluluk üçgenini tamamlamıştı.

Bunlara ek olarak bugün içinde ayrı bir sevinç vardı. Çünkü baba olacağını daha bu sabah öğrenmişti.  Eşi  kahvaltıdan sonra yarı mutlu yarı tedirgin söylemişti gözlerinin içine bakarak: "İki aylık hamileyim." Karşılaşacağı tepkiyi az çok tahmin ediyordu ama olası bir sürprize karşı da hazırlıklı bir hali vardı. 0 ise mutluk ile korkuyu aynı saniye İçerisinde yaşamıştı. İkinci saniyedeyse eşiyle sarmaş dolaş olmuşlardı bile.

İşte böyle bir haldeyken insan için ne çamurun ne kirlenmiş kıyafetlerin kısacası dünyanın geri kalanının bir önemi yoktur.

Çamur deryasının İçinde bata çıka ilerlemeye çalışırken karşıdan gelen bir çifti gördü. Esasında görmekten ziyade hissetti desek daha doğru olur. Zira yoldan geçen onca insana rağmen sadece onların varlığını fark edebilmişti. Belki yüzlerindeki gerginlik, belki de çevrelerinde esen o garip hava yüzünden bu denli ilgi çekiciydiler. Kız zaten büyük olan gözlerini daha da açmış boş ve dalgın gözlerle yere doğru bakarken çocuk belki de erkek olma bilinciyle dolu dolu gözlerinden akmak isteyen yaşlara engel olmaya çalışıyordu. Tam yanından geçerlerken kızın fısıltı halinde tekrar ettiği kelimeyi duydu, "bitti."

Şu mutlu halinde bile İçini ürpertmişti bu kelime. Aslında kelimeden çok söyleniş biçimiydi rahatsız edici olan. Biten derin ve yoğun bir sevgiydi. Bitişi de yaşandığı gibi derin ve yoğun bir duyguyla olmuştu. Hüzünle...

Bu kısa ürpermenin ardından doğacak çocuğunu düşündü. Sabahtan beri çocuğunun İlk adımını, ilk baba deyişini ve olabilecek bütün ilkleri düşünmüştü. Hiç sıkılmadan bunları hayal ediyor ve hayal ettikçe mutluluğu kalbine sığamayacak gibi oluyordu.

Köşe başına doğru yaklaşırken çocuğuna isim düşünüyordu. Orijinal ve akılda kalan bir isim olmalıydı. Kendisi çift isim koymayı düşünse de eşinin fikrinin bu konuda ne olacağını bilmiyordu. Kendi ismini hiç sevmezdi, dedesinin adı diye koymuşlar ama koyarken ilerde bu isim yüzünden çocuklarının çekeceği sıkıntıyı hiç düşünmemişlerdi.. Çocuk çift İsimli olursa ilerde istediğini kullanır diye düşünüyordu. En azından bir seçme şansı olurdu.

Köşeyi döner dönmez çatıdan aşağıya damlayan suyu gördü o kadar çamurun içindeyken bu birkaç damla sudan kaçması komikti ama yine de yapmaya çalıştı. Ayağını yavaşça kaldırımdan aşağıya indirdi ve öylece donakaldı. Karşısında kocaman beyaz bir minibüs vardı. Gözlerini kapattı.

Tekrar gözlerini açtığında yerdeydi. Kımıldamaya çalıştı beceremedi çevresinde bir koşuşturmaca olduğunu seziyor, kendisinin atmadığı çığlıkları başkalarının attığını duyuyordu. Canı yanmıyordu ama durumunun kötü olduğunun da farkındaydı. Her nefesini bir öncekinden daha zor içine çekiyordu. Ağzında tuzlu ve buruk bir tat vardı. Kendi kanının tadına baktığını biliyordu. Birazcık bu durumdan İğrendi. Kulakları uğulduyordu. Sesler gittikçe kendisinden uzaklaşıyor, tatlı bir uyku üstüne çöküyordu. Kulaklarıyla mı duyuyordu yoksa öyle mi zannediyordu emin değildi, ama bir ses vardı. Hafifçe kendisine fısıldıyordu "bitti" diyordu tekrar ve tekrar...

Hayatı bir film gibi gözünün önünden geçmedi. Önünden geçen film şeridinde, yaşanmamış ve de yaşanamayacak hayalleri vardı. Son kez gözlerini kapatırken aklından şunu geçirdi çocuğumun adı umut olacak.