|
| ||||||
|
|
|
.
KEŞKE
Halit YILDIRIM Herhangi bir ansiklopediyi açıp insan maddesine baktığımızda biyolojik terimlerle dolu etten yapılmış ruhsuz bir makine tarifi okuruz. Buradaki tariflerle kendimizi, iç dünyamızı şöyle bir mukayese ettiğimizde kendi kendimize dudak büküp "hıh" dememek içten bile değildir. Oysa içimizde uçsuz bucaksız bir dünya vardır. Şöyle kendi kendimize bir düşünelim. Hayatımızı çocukluğumuzdan İtibaren bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne getirelim. Bir sürü hatıra kısa bir anda tek tek canlanıverecektir. Birden, bu kadar olay, bu kadar kısa bir ana nasıl sığdı sizce. Diyelim ki 45 yaşındayız, o koskoca 45 yıl neredeyse 45 saniyeye sığıverir. Zaman ve mekân kavramları aslında ne kadar da izafidir değil mi? Kendimize "niye yaratıldık acaba' diye bir soru sorsak aklımıza şüphesiz ilk önce Hz. Adem kıssası geliverir. Evet, Yaratıcımız Meleklere: 'Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Halife; mülkiyeti kendisine emanet edilmiş olan yeryüzünde İradesini temsil etmek, yeryüzünde buyruklarını dinletecek, ilahi hükümranlığını gerçekleştirmek görevini ifa ederek, ona sahip çıkacak, bir vâris, bir yönetici, bir vekil ve temsilci... Ne kadar da onurlu bir görev ve ne kadar da zor bir görev. Ne kutsi bir emanetti ki, bu emanet; göklere, yere ve dağlara sunulmuştu da onlar yüklenmekten kaçınmışlar ve ondan korkuya kapılmışlardı. Bu emaneti ancak İnsan yüklenmişti. Çünkü o insan, İnsanı kâmil mertebesinde nefsinin kuvvetli zalimi, hak ve hakikatin gayrisinin de cahili idi. Zira emaneti İlahiye; nefsinin isteklerini ayakları altına alabilecek istidada sahip, hakkı bilen ve haktan gayrisinde cahil olan insana yakışırdı. İnsan bu emaneti nazargâhı ilahi olan kalbinde taşır. Zira emanet sahibi olan yaratıcısı ben ancak kulumun gönlüne sığarım' demiyor muydu? Emanet olarak verilen İse yine Onun adını, nizamını yaşatmak, O'na hakkıyla kulluk etmek değil miydi? Belki insan cahildi, zalimdi ama olsun böyle bir görevi yüklenmek de ancak İnsana yakışırdı. Zira o "Ahsen-İ Takvim" yani en güzel yaratılışla yaratılmamış mıydı? Zira İnsan Allah'a kulluk etmek ve yeryüzünde onun halifesi olmak görevini, misyonunu yüklenince Hz. Adem'in şahsında Melekler secde etmişlerdi. Ancak ezeli rakibi olan İblis müstesna... Onun kibri; ateşin toprağa üstünlüğü üzerinde kenetlenince makamların en ulvisinden tepe taklak olarak kovulmuş, racim bir şekilde en süflisine doğru yuvarlanıp gitmişti. Ama o mühlet istemesi yok muydu? 0 İblis, 'Ahsen-İ Takvim' olarak yaratılan ezeli rakibi olan insanı düştüğü lâinlik ve racimlik çukurlarında kendi yanma yoldaş edecek bir imtihanla baş başa bırakacaktı. Neden bu görev, bu misyon hakkıyla yerine getirilmiyordu da "Ahsen-i Takvim" olan insan önce hayvanlar gibi bir duruma düşecek, birbirini anlamsız savaşlarla yok etmeye çalışarak, ezeli düşmanının oyununa geliyor ve "hayvandan da aşağı' bir duruma belki de ondan daha aşağı olan Esfel-i Safilin'e yani "Aşağıların Daha Aşağısı' bir makama tard olunuyordu? Hayvandan daha aşağı olan mertebe ne olabilirdi, nasıl olabilirdi acaba? Hesap günü hayvanlar hiçbir kayda değer bulunulmayıp "Toprak Olun" emri İle "Kün Fe Yekûn" sırrı ilahisi mucibince toprak oluverince, bu "Esfeli Saf ilin" olanlar, İblise yoldaşlık edenler derin bir iç geçirişle "Ya Leyteni Küntü Türaba' yani 'Keşke Toprak Olsaydım" diyecekler. Ne kadar da kötü bir durumdur bu. 'KEŞKE'' bu kelime ne kadarda derin anlamı vardır. Bir ucu şuursuz bir maziye, bir ucu kimsenin 'La Yüs'el" olmadığı bir acı akıbete dayanan ne büyük bir kelimedir. Bu kelimeden daha derin bir pişmanlık İfade eden başka bir kelime olmasa gerek. Bir gece bu yazılanları okuduktan sonra uyumak için odanıza çekilip yastığa başınızı koyduğunuz anda bunları bir düşünün. Keşke dediğiniz kaç olayınız var? Ne çok "KEŞKE'miz var değil mi? |
|
| ||
|
|
||||||