İstifa Dilekçe

Kenan YAŞAR

Kusura bakmayın. Bu saatte sizi rahatsız etmek istemezdim. Korkmayın, onu görmeyin bir an. Kahvenizi soğutmayın. Buyurun, sol elimdekini alın. Ne zarfı diye sormayın. Yok, yok! Yeterince düşündüm. Malum bayram. Oğluma sözüm var. Kaç ay oldu ağlamakta ardımdan. Şimdi değil, siz geçenlerde konuşurken, Biz" diye bir cümleye başlamıştınız ya, daha o zaman kararımı vermiştim. Hani haramın penceresinden bakıyordunuz. Her bir yana koyduğunuz gizli kameralarla izliyordunuz herkesi. Akvaryumdaki balıklara çevirmiştiniz bizi. Balıklarınıza verdiğiniz kadardı bize verdikleriniz. Bir ağanın çizmesine vurduğu kamçı gibi çarpıyordu sözleriniz yüreğimize. Merhamet çınarını kesmiştiniz. Gerçi siz, kalelerimizi baştan yıkmıştınız. Bizden aldığınız açık senetlerle. Hiçbir şey kalmamıştı sınırlarımızı koruyan. Fillerimizi oynadığınız siyahlığa boyamıştınız. Yüreğinizden akan siyahlığı sürmüştünüz dilinizle. Piyonlarınız çoktu. Atlarımıza dizgin olmuştu her biri. Kıpırdayamıyorlardı yerlerinden. Yüzünüzdeki matlığa bakarak mat olmuştuk. Bir satranç değildi, oyun değildi yaşadıklarımız. Kölelik coğrafyasında yenilginin odasına kapatmıştınız bizi.

Ekonomi kötüydü. Küresel ısınma vardı. Bir an bir şey İster gibi olsak, sıraladığınız ret sebepleri demiryolu yerine geçse, her köye tren kalkardı. Depremler, seller, fırtınalar arasında sizin sağlığınıza duacı olduk.


      Sonra kriz bitmişti. Piyasa açılmıştı ardına kadar. Dolar dizginlenmişti. Borsa üst kata taşınmıştı. Katı halden sıvı hale dönüşen kişiliğinizle itibarınız gaz halinde yükseldikçe yükselmişti. Eşinize bir kürk almıştınız. Oğlunuz nadiren gittiği özel okul dışında, gazinolarda ceket yakıp, tabak kırıyordu. Kızınız bir Türkü Barda "Hepimiz kardeşiz türküsüne eşlik ediyordu. Siz "battık, bittik, iflastayız" sözlerini unutmuş, harfleri rakamlara tahvil etmiştiniz. Para sayma makinelerini aldıktan sonra, Ortadoğu'da İşgal altındakilere acıyordunuz. Afrikadaki açları doyuruyordu sözleriniz. Göbeğinizi daha kolay taşıyabilesiniz diye çantanızı başka birine taşıtıyordunuz. Gözleriniz kartal gibiydi, uzaklarda bulunan muhtemel menfaatleri görmeye. Kulaklarınız bir yarasa kadar hassastı para sesine. Yine de miyoptunuz yüzümüzdeki çaresizliği görmeye, kulaklık gerekiyordu iniltilerimizi duymaya.

Bir gün siz, elinizdeki çekiçle ceviz Kırıyordunuz konfor İçindeki bu odanızda. Her cevizin üstüne birimizin adını yazmıştınız. Kafamıza vurmuş gibi gülüyordu telleriniz. Bizse böbreklerimizdeki taşları kırıyorduk bir yandan da size hizmet ederken. Kalbimizin ritmini ayarlıyorduk sabahları, bize verdiğiniz araç gereçlerle.
 

Size değer katardı, şüphesiz; odanıza koyduğunuz, ısmarlama plaketler ve ödüller. Size değer katardı üzerinize giydiğiniz; birkaç aylığımız değerinde rugan ayakkabılarınız, kırmızı çiçekli kravatınız, Vakko'dan gömleğiniz, Beymen'den takımınız. Eğer olsaydı bir değeriniz.

Korkmaymız. Hem yine de bağışlayınız okumayı birlikte öğrendiğimiz kara tahta hatırına. Sizden üç diploma fazla aldıysam sizin İçindi. Üzülmeyin, denizden bir tas su eksilecek olsa olsa. Bir semeriniz boş kalacak birkaç gün. Ben de istemezdim ama sözler yetersiz kaldı. Bu iletişim çağında seyrettiğiniz televizyonlara haber olamadım. Telefonlarınıza sekreterinizden ulaşamadım. Elektronik posta adresinizi de hiç bilemedim. Oysa ne kadar kolaymış elimde silahla size ulaşmak.

Bir aylığımı ödeyin. Oğluma bayramlık alacağım. Gerisi size kalsın. Emeklilik de İstemem. Buyurun sol elimdeki zarfı. Açın, açın korkmayın, içinde dilekçe var. Hani geçenlerde siz İşveren olarak konuşurken, "Biz" diye başlamıştınız, "aileyiz" diyordunuz ya, o cümle ve devamında içinde yer aldığınız ve yer aldığım o "biz" sözünüz vardı ya. İşte o "biz'den istifa dilekçem. Sağ elimdeki mi ne? Sandığınız gibi değil. Bizde para nerde? Oğlumun mantar tabancası... Neyse sizi tutmayayım. Kahvenizde soğudu. Artık ben gideyim.