istanbul

Bünyamin DOĞRUER

ben bu İstanbul'u adım adım dolaştım
müthiş bir tarih var gözlerinin ardında
Üsküdar'ın kristal teninde bir düş için yandım
içimde hüzünsün şimdi boylu boyunca

çamlıca'da asude günlerine yaslandım
boğazda gemiler demir attı ruhumun kıyılarına
çığlığın duyulmaz dipsiz kuyularına atıldım

ne yana baksam surlar kalbimin şehri paramparça

beyoğlu puslu camlar bir parça hüzün
ey istanbul senin yangınlarından üşüdüm
fatih olmasaydı gülmeyecekti senin yüzün
neydi o haliçte sulara attığımız kördüğüm

gemiler uzaklaştı fotoğraflarda anılar
bir mavi gelinlik olur akşam saatleri
sokaklarında tinerciler mendilci kızlar
saklarsın içinde aklı başında olmayan dervişleri

beyazıt’ta yaşlı çınar yeşil ötesi ışık
beyaz güvercin kanatlarında cami kubbeleri
ah üniversite kapısı yüzüme çarpan karanlık
baykuşlar tünemiş kubur farelerinin kemirdiği

istanbul senin için savaşırım ben

yeniden diriltmek için yaşamak için seni
düşlerim bitmeden sen bitme sen
duymak için şadırvanlarından akan tekbir sesini

minarelerinde derin bir hüzün merkezi ezan
karanfillerin açmadan yüzün ne çok erguvan
bin bir gece ülkesi gibisin ruhumda sararmayan
söndüreceğim tüm ışıklarını karanlıktan yapılan

istanbul'da yaşamak ipeksi bir girdap sanki

kaygı içinde kaygı huzur içinde huzur eyyub'el - ensari

ey istanbul zamanın çürütemediği bir güzellik var yüzünde