|
| ||||||
|
|
|
Mustafa ÖZKİREMİTÇİ Dokuz yıl değişik yerlerde görev yaptıktan sonra, 1989'da orta ve lise tahsilimi yaptığım okuluma, Çorum İmam Hatip Lisesine geldim. On beş yıl sonra tekrar kavuştuğum bu İrfan yuvası, kendi sahasında İlk açılan okullardan birisi idi. Adeta bir bölge okulu Özelliği taşıyan okulumuza; çevre illerden hatta uzak yörelerde öğrenciler gelir, paralı parasız yatılı olarak okurlardı. Tabu ki gündüzlü öğrencilerde vardı, ben de onlardan biriydim... Otuz yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen o günleri unutmuş değilim: Okul hayatının farkı bu olsa gerek... Zaman zaman gözümün önünden bir film şeridi gibi hatıralar geçer: Müdürlerimiz, merhum Necmi Şamlı Bey sonra Halis Ayhan Bey, müdür yardımcıları, öğretmenlerimiz, öğrenci arkadaşlarımız, memurlar, hizmetliler, hatıralarla dolu okul bahçesi, sınıflar, koridorlar, o günler hafızamda hala canlılığını koruyor. Özellikle, kendileriyle daha çok muhatap olduğumuz öğretmelerimizi hiç unutmadım. Bilgileriyle, sevecen tavırlarıyla, İdealist yönleriyle yetişmemize çok tesir etmişlerdir. Derin izler bırakan ve kendilerini örnek aldığımız öğretmenlerimizi, yılların araya girmesi bizlere unutturamadıysa, bu onların sevilmiş olmalarından başka bir şey değildi. Size; onların birisinden, coğrafya öğretmenimiz Oğuz Leblebicioğlu Bey'den bahsedeceğim: Daima sevdiğim ve saygı duyduğum öğretmenimi 'Hocam' hitabıyla anmak isterim. Hocam, fizyolojik olarak kısa boylu, tombulca idi, kara gözleri al yanaklarının üstünde parlak ve keskin bakardı. Çoğu zaman turkuvaz renkte takım elbiselerini giyer, daima tıraşlı, ütülü pantolon, boyalı ayakkabılarla karşımızda olurdu. Temiz, titiz, ciddi ve hassas bir kişiliğe sahipti. Görevine ve dersine aşıktı, her şeyi zamanında yapardı... Hocamın dersinde, içimizde birkaç haylaz arkadaşımız olmasına rağmen herhangi bir konuşma, gürültü patırtı olmazdı. Belki de bu sevgi ve saygıyla karışık korkumuzdandı. 0 da bunu bilir, arada sırada bizi rahatlatmak ve dikkatimizi toparlamak İçin gayet ciddi anlattığı dersinde, konuyla İlgili esprilerde bulunur, hatıralar anlatırdı, bizi güldürürdü. Ama kendisi ciddiyetini korur, bizi güldürürken kendisi gülmezdi. Bizim gülmemiz kısa sürer, onun yüz hatlarından komut alarak tekrar ciddileşir dersimizi dinlemeye devam ederdik. Kolay mı? Keskin siyah gözleri üzerimize yönelir, bir ok gibi saplanırdı. Bu ağırlığı kaldıramaz, bu yaraya dayanamazdık!... Coğrafya dersini canlı tutmak, dikkatimizi yoğunlaştırmak İçin yaptığı espriler, anlattığı hatıralar çoktu. Bir defasında Doğu Anadolu Bölgesi’ni anlatırken, Van Gölü hakkında bilgiler verdi; yüz ölçümü, suyunun sodalı oluşu vb. ve dedi ki: Çocuklar, sakın orada Van Gölü demeyin! Sizi döverler, Van Denizi deyin! Bunu duyar duymaz gülmeye başladık, ama fazla değil, kendimizi toparlıyor hemen ciddileşiyoruz. O, rolünü yapar aktö1" gibi yine gülmüyor. Yine bir defasında İç Anadolu Bölgesi’ni anlatırken, Kayseri halkının ne kadar gözü açık ve ticaret erbabı olduğunu şu hatırasıyla dile getirmişti: Çocuklar! Kayseri'de çok dikkatli olun sizi çarparlar! Orada İken, gazete satan bir çocuktan gazete aldım, okudum... Bir de baktım ki gazete dünkü gazeteymiş!... Yine onun dersinde, coğrafya yazılılarının birinde konuları ezberlediğim halde talebelik İşte- sağa sola bir şeyler görebilmek için bakınırken, hocamın gözlerinin üzerimde olduğunu gördüm. Ben de bir mahcubiyet... Hemen kağıdın üzerine kapandım, ne biliyorsam onu yazmaya başladım. Bir daha bakmak mı? Ne mümkün! Hocamızın titiz ve prensipli oluşu, kendisine ve biz öğrencilerine kolaylıklar sağlıyordu. Şöyle ki: Üç ünite bittiği zaman yazılı yapardı. Bir hafta öncesinden bize: 'Haftaya şu gün şu saatte yazılısınız derdi.' Hiçbirimiz de başka bir şey sormazdık. Konuları özet halinde tahtaya yazar ve bize de yazdırırdı. Hocamız nöbetçi olduğunda koridoru ağır adımlarla kontrol eder, ağırlığını hissettirirdi, koşan bağ an öğrenci almaz, olamazdı... C zamanlar Öğrenci öğretmen ilişkisi ve Öğretmen etkisi ve otoritesi bugün olduğu gibi değildi. Otuz yıl önceleri hocalarımıza, kendileriyle İlgili özel sorular sorulamazdı, nahoş tavırlar sergilenemezdi. Bu sevgi ve saygımızdan ve aramızda mevcut olan bir mesafeden kaynaklanıyordu. En cüretkar olanlarımız bile nerede, nasıl davranacağını biliyor, ona göre hareket ediyordu.
Emekli olduktan sonra da İdealist ve
çalışkan hocamız, yine boş durmamış mahalli
|
|
| ||
|
|
||||||