Edebiyat Günleri

Metin DEMİRCİ

Şiir yapmak için her şairin kendine has teknikleri vardır diyebiliriz; ancak bunun yanında bilinen veya bilinmesi gereken teknikler de vardır.Bunlardan birisi düz cümle çizgiseİliğini bozmadan özne nesne yüklem sıralamalarında değişik aktarımlar yapmaktır ki bunu tüm şairler gerçekleştirirler.Ancak kimi şair bu işi bilinçli bir şekilde yapar, kimi şair de ne yaptığının farkında olmadan yapar.

Atilla İlhan'ın şiirinden, aldı götürdü bizi sonbahar havası" dizesine bir göz atalım. Biz bu dizenin özne, yüklem, nesne düzenini düz bir söyleyişe çevirdiğimizde şöyle bir cümle elde ederiz, Sonbahar havası bizi aldı götürdü" şeklinde. Yine biz aynı cümleyi, "Aldı götürdü sonbahar havası bizi" biçiminde de söyleyebiliriz. Ayrıca, bu cümleyi "Bizi sonbahar havası aldı götürdü" şeklinde dizmek de mümkünken Attila İlhan, "aldı götürdü bizi sonbahar havası" demeyi uygun görmüş... Şairler bu dizmeleri şiirlerinin rengini belirleyecek söyleyiş bütünlüğü oluşturana kadar sürdürürler. Attila İlhan da herhalde denemiştir bizim denediklerimizi ama o oluşturmak istediği anlama en uygun gelen diziminin, "aldı götürdü bizi sonbahar havası" olduğunda karar kılmıştır.

Şiir yapma usullerinden bir diğeri de düzyazı cümlelerini kırıp alt alta getirerek bazı sözcükleri öne çıkarmaktır. Bir cümlenin çizgisel düz yazımının içinde tümceyi kırarak aynı tümce içinde daha pek çok anlamın varlığını gösterebiliriz. Bu usul özellikle serbest şiirde daha çok kullanılır ama diğerleri için de geçerlidir.

Pir Sultan Abdal, "Ne güzelce muradıma ererken ve al yanaktan kırmızı gül dererken talih beni nazlı yardan ayırdı düz yazı dizimini üçe kırdı ve bir de üçüncü kırığı tekrar ederek, "Ne güzelce muradıma ererken / Talih beni nazlı yardan ayırdı / Al yanaktan kırmızı gül dererken / Talih beni nazlı yardan ayırdı" şeklinde bir şiir oluşturdu. Biz de, Özne, nesne, yüklem sıralamalarını değiştirmek ve cümleleri kırmak yoluyla, bu dizeleri kelime sayısına dokunmadan  serbest şiir haline getirebiliriz .

talih ayırdı beni yardan
murad'ma ererken
ne güzelce
gül dererken al yanaktan
kırmızı
talih ayırdı beni yardan
nazlı nazlı

Demek ki düz yazı dizimini kırarak şiir yapmak sadece serbest şiire has bir şey değilmiş. Bir bakıma tüm şiirler en az iki kirimiık bir işlemle gerçekleşiyor. Kenan Yaşar'ın, "Mor Hırkalı Aşk " adlı şiir kitabındaki şu beyit aslında bir cümlenin ikiye kırımı değil mi?

"gümrah ırmaklar gibi bakışlarım akarken
gülümseyip kendinden geçenlere sor beni"

Her halde bu beyit şu düz cümle diziminin kırılmış halidir: Bakışlarım gümrah ırmaklar gibi akarken, beni gülümseyip kendinden geçenlere sor

Kenan Yaşar bu uzun cümleyi ikiye kırıp bir beyit yapmış.

Bir de şiirleri düz cümleye çevirerek ilk hallerine bir bakalım. Mesela İsmet Özel'in Amentü şiirinden başlayabiliriz. İsmet Özelin "Amentü şiirinin:

"İnsan,
eşrefi mahlukat aerd. babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların,çıbanların .reklamların arasından
geçti tarih denilen tamah kar tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı

(Şiir Amentü,îsmet Özel)

Şimdi biz bu mısraları düz dizim bir hale getirelim veya bir başka söyleyişle ifade ederek eski haline döndürelim.

"Babam, insan eşrefi mahlukat derdi. Bu sözün sözler içinde bir yeri vardı; ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı. Tarih denilen tamah kar tüccarı çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti ve bu söz kararmış rakamların yarıklarından sızarak yüreğime kadar alçaldı. Damar kesildi, kan akacak ama kan kesilince sıcak; sımsıcak kelimeler boşandı karnıma ve göğsüme aşk için ölüm için. Yüreğime sürdüğüm ecza birden uçtu. Aşk ve ölüm; su ve ateş ve toprak bara yen'den yen'den yorumlandı." (Öykü Amentü, İsmet Özel)

Bir benzerini Kenan Yaşar'dan örneklemelerle sürdürelim işiyorum. Kenan Yaşar'ın şu mısralarını düz dizime veya ilk haline çevirirsek şöyle bir metin çıkıyor karşımıza:

Nigar, anasından yadigar bir atla anası kadar uzağa, dağlara doğru yöneldi."

Oysa Kenan Yaşar bu cümleyi dörde kırıp üçe katladı ve:

"anasından yadigar
anası kadar nigar
bir atla uzağa
dağlara doğru yöneldi" şeklinde bir şiir yaptı.

Kenan Yaşar'ın bir de şu şirinden bahsedersek sanırım konumuz açıklığa kavuşmuş olacaktır.

SEN BANA DÖNERSİN

" sen gidersin
sessizce çıkarsın evden
kalakalır her şey
menekşe renkli kapının üstündeki toz gibi
dönülmez bir savaşa gider gibi gidersin
varacağı yerde yanacak gemiler gibi

Bu şiir düz bir dizime çevrilemiyor veya çevrildiği takdirde bile şiir olmaktan geri kalmıyor. Şöyle oluyor düz cümleye çevrilince bu şiir:

"Sen evden sessizce çıkar gidersin. Her şey kalakalır, kapının üstündeki menekşe renkli toz gibi. Varacağ1 yerde yanacak gemiler gibi gidersin. Dönülmez bir savaşa gider gibi.'

Bu şiir düz cümleye dönmüyor; çünkü bu şiirde sadece bahsettiğimiz şiir yapma usullerinden başka edebi sanatlar da var. Bu şiirde mecazi anlatımlar. "Sen Bana Dönersin mısrası ise mecazi söyleyişin" kinaye" bölümüne girer. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de gerçek anlamının dışında-benzetme amacı takibetmeden-mecaz anlamıyla kullanılmasıdır. "Sevgilimin bakışlarından yüzüm kızardı gibi. "Sen Bana Dönersin de de aynı durum söz konusudur. Bu m srada gerçek anlam "sen bana geri gelirsin" ama mecazi anlamda sen de benim gibi olursun inşallah anlamı çıkar bu sözden.

Kenan Yaşar'ın bu şirinde Temsil-i Teşbih sanatı da kullanılmış. Benzetilen ortaya konmuş bunun çağrışımlarıyla hatırlattığı benzeyişlerin sıralanmasından doğmuş şiir.

Necip Fazıl'ın şairliği fikrinden önce gelir. Hakeza Mehmet Akif Ersoy ve Nazım Hikmet için de geçerlidir bu durum. Yahya Kemal Bayatlı ve Ahmet Haşim de girer büyük şairler kategorimize ama onlar sadece şairlikte anılırlar. Günümüzde de şiir sanatının inceliklerini bilip uygulayanlar vardır elbette.

Necip Fazıl Sakarya şiirinin hemen ilk dizesinde başlar edebi sanatlara.

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak

Necip Fazıl ilk dizede Teşbih-i Mufassala ile başlıyor şiirine. Bilinen bir şeydir ayrıntılı benzetmeye Teşbih-i Mufassala denmesi. İnsan suya benzetiliyor. Benzeyen insan, kendisine benzetilen su, misali sözcüğü benzetme edatı, diğerleri de benzetmenin yönü. Teşbihin dört unsuru bir arada; benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü ve benzetme edatı. Teşbih-i Mufassala diğer adıyla "Ayrıntılı Benzetme'dir. Sonra bir önemli edebi bir sanat daha var METAPHOR veya İSTİARE denen. "Su iner yokuşlardan hep basamak basamak." Bu dizede su insana benzetilmiş ve ama insan söylenmemiş. Yani benzeyen söylenmiş benzetilen yok. Bu tür benzetmelere kapalı istiare denir.

Anlaşılan şu ki, şair edebi sanatlardan haberdar olmalı ve şiirini bilinçli bir şekilde bu sanatlarla kuvvetlendirmelidir. Bilenle bilmeyenin bir olmadığını şiir yazanlar da ve diğer insanlar da bilmelidir.

Ayrıca daha pek çok edebi sanat vardır edebiyat sahasında. Tüm bu sanatlar edebiyat dünyasında ortaktır. Manalar ve usuller aynıdır bu bağlamda ama dillere göre aynı sanatlar farklı adlar almıştır. Mecazlar divan edebiyatında da vardır; halk edebiyatında da vardır. Modern Edebiyatta da vardır, Teşbih-i Mufassalıyla, Teşbih-i Mücmeliyle, Teşbih-i

Müekkeddesiyle, Teşbih-i Beliğiyle, Teşbih-i Temsiliyle, Açık ve Kapalı ve Temsili İstiaresiyle, Mecaz-ı Mürseliyle, Kinaye ve Tariziyle, Teşhis-i Intakıyla edebi sanatlar.

Anlaşılan şu ki şair edebi sanatlardan haberdar olmalı ve şiirini bilinçli bir şekilde bu sanatlarla kuvvetlendirmelidir. Bilenle bilmeyenin bir olmadığını şiir yazanlar da bilmeli diğer insanlar da.

Bazıları Edebi Sanatların sadece hece vezinli veya aruz vezinli şiirler de kullanıldığını sanabilir. Oysa aynı sanatların şiirin her türünde kullanılması gerekir. Necip Fazıl hece vezniyle yazdığı Sakarya adlı şiirinde Kapalı İstiare edebi sanatını kullanmış Paşa Çeten de serbest yazdığı şiirde aynı sanatı kullanmış. Necip Fazıl, Su iner yokuşlardan hep basamak basamak şeklinde yazarken; Paşa Çeten de, "Toprak bağrını açar da ağlarmış" diyerek yapmış bu işi. Necip Fazıl suyu insana benzetmiş, Paşa Çeten de, toprağı insana.

Necip Fazıl :

"Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır;
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
 

Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır." şeklinde bir düzümle "kaldırımlar" kelimesini tekrar ederek sözün etkisini ve anlamını kuvvetlendirip şiirine heyecan katarken bir başkası da şöyle yapıyor "Tekrir'ini:

Durup dururken içimde bir şeyler kopup çıkıyor boğazıma
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde ayakta
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç
Durup dururken bir kurt oluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede salıncakta
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan
Durup dururken kafamda bir güneşli duman

Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne ve her seferinde sen çıkıyorsun su yüzüne

(Nazım Hikmet)