Yalnızlık Çağı

Sedat CEVHER

Benim için önceleri sevgi aranınca bulunabilecek bir hazine gibiydi. Yapılan küçücük bir iyilikte, samimi bir bakışta o hazineyi buldum sanırdım. Yapılan her iyilik için bir karşılık bekleyen insanlar olduğunu, samimi gördüğüm bakışların ardında kötülükte zehirlenmiş bir zihnin saklanmış olabileceğini zamanla öğrendim.

Sonra büyüdüm, ama akıllanmadım. Bugün de diğer insanların eski zamanlarda kaybettiği ve bulma umudunu yitirdiği o muhteşem hazineyi yeniden aramaya çıkmıştım. Bu arayışın bedelinin ağır olacağını, engellerle dolu bu yolun daha ilk adımında anladım. Her türlü kusuruna rağmen bir insanı sevmeye çalışmak, o insana aslında hiç hak etmediği kadar değer vermek en kötüsü de ona sonuna kadar güvenmek bana çok ağır geldi. Hele o güvenin kıymetini bilmeyen, her samimi davranışa şüpheyle yaklaşan günümüz insanına güvenmek ne kadar yanlış bir hareket gibi görünse de denedim, sonuç tahmin edebileceğiniz gibi hüsran oldu. Bu arayış bana bu gün için çetin bir sınav olsa da bana çok şey öğretti. Bir insanın en az iki yüzü olduğunu ve bunu çoğu zaman kendisinin bile fark etmediğini öğretti mesela. Ama sanırım öğrendiğim en önemli şey, her insanın sevmeye ve sevilmeye muhtaç yaratıldığı ve bu durumdan insanların hiçte memnun olmadığıydı, öğrendiklerim içinde beni en çok rahatsız edeni, insanların kendilerinin bile inandıkları yalanlarının olduğunu öğrenmekti. Neden sevgiye bu denli muhtaç yaratıldık. Neden çoğumuz sevmeyi beceremiyoruz? Çoğumuz kendi varlığımızdan bile hoşnut değilken böyle bir soru sormak biraz garip değil mi?

Kendime göre bir cevap buldum. Sevmeyi beceremeyenler genelde batı felsefesinin yapıtaşlarını kurduğu özgürlük düşüncesinin etkisiyle bir şeylere bağlanamayan, ya da bağlanmayı reddeden insanlardır. Batı felsefesi her şeyin ortasına insanın yüceltilmesi ve özgürleştirmesi kavramını yerleştirirken insanların ellerine ve ayaklarına özgürlük prangalarını taktılar ve son yüz yıldır insanımız bu prangalardan kurtulamadı. Velhasıl sevmek ve sevilmektir asıl olan dedim kendi kendime. Sonsuz gibi görünen evrende sahildeki bir kum tanesinden farkımızın olmadığını da anladım sonunda. Sevgi kavramı, aslında herkesin bildiği ama kelimelerle ifade etmenin zor olduğu kavramlardan bir tanesiydi ve bu yüzden sonunda ben sevgiyi dünyanın en uzun kelimesi olarak tanımladım.

Aramak beni çok yorsa da aramaktan uzun süre vazgeçmedim.Bir bahar şiirinin kelimeleri arasında hissettiğiniz belki bir dönem varlığına inanıp, sonra zamanla inanmaktan vazgeçtiğiniz; belki de bulduğunuz ama sonradan kaybettiğiniz şey neydi?. Bunu sadece bir kelime özetleyebilseydi o kelime dostluk olmaz mıydı? Bu güzel hazine kendinizden başka birinin sizi her şeyinizle bildiğini bilmek ve sizin de onu aynı şekilde tanımanız değil midir veya iki insan arasında aşktan sonra yaşanabilecek en yüksek ilişki diyemez miyimiz buna? Zaten aşkta dostlukla karşı cinse olan ilgimizin bir karışımı sayılmaz mı? Kelimelerle ifade edilen şeylerin her biri, yetinmeyi bilen insanlar için mutluluk kaynağı değil miydi bir zamanlar? Artık insanlar bırakın başkalarına güvenmeyi, kendilerinden bile şüphe eder bir hale gelmediler mi? Kimliksiz nesiller geleceğimizden bizim arkadaşlık dediğimiz kavramı bile kaldırmadılar mı?

Yaşadığımız çağa iletişim çağı diyenlere çok güldüm bugün. Neden güldüğümü anlamanız için önce arkadaşlarını Internet ortamından seçen yeni neslin yalnızlığını anlamak lazım. Birbirlerini hiç görmedikleri halde en gizli sırlarını açıkça anlatmaktan çekinmeyen bu nesil, ne paylaşmayı ne de fedakârlığı öğrenebiliyor. Her geçen gün biraz daha içine itildiğimiz kendi kabuklarımızda, dünyadan ve toplumdan uzakta yaşar bir hale getiriliyoruz.

Bunları, korkutmak veya bu konuda bir şeyler yapın demek için yazmıyorum. Günüm günlüğüme böyle yansıdığı için böyle yazıyorum. Uçurumdan düşerken düşmeyi durdurmak çok zor. Söylemek istediğim sadece su; farkında mısınız?

Günlük 10.03.2007