Müziğimiz, Kültürümüz ve Yok Olanlar

Alper SERHUŞ

" A benim bahtı yarim / Gönlümün tahtı yarim
Yüzünde göz izi var/ Sana kim baktı yarim "

Bir Erzurum manisidir bu dörtlük. Her kim söylettiyse güzelliğine, her kim söylediyse ağzına ve gönlüne sağlık. Gerçek aşkı, gerçek saflığı böylesine ince böylesine içten ancak gerçek bir aşk ehli dile getirebilir. Hele şimdiki 'ya benimsin ya toprağın yada 'hayatımı mahvettin/ Allah belanı versin1 diye dile getirilen aşkların(?) yanında bu zarafetin güzelliğini tartışmaya lüzum bile yok. Bu iki uç noktayı görünce insan, nereden-nereye diye düşünmeden edemiyor. Neden diye sormaksa elzem oluyor.

Hiçbir şey düşünmeden ve tüketmek, her şeyi moda haline getirmek alışkanlığımız haline geldi. Son yıllarda büyük şehirlerimizden başlayıp sonra taşra şehirlerine kadar yayılan bir türkü bar furyasına tanık olduk. İlk başta -türkü ve bar kavramlarının nasıl olup da yan yana geldiğini anlayamasam da-insanımızın, yozlaşan ve hatta edepsizleşen müzik ve ahlak anlayışına bir tepkisi olarak algıladığım bu anlayışın içeriğine şahit olunca hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Karanlık izbe bir ortamda, yıllar belki de asırlar evvel bir aşığın dağlara haykırmaya cesaret edemediği, gökyüzüne sığdıramadığı sadece bir türkünün enginliğine ve saflığına emanet ettiği aşkını bir peçetenin içine hapsedip bozuk akortlu sazlara eşlik eden detone olmuş bir sesten isteyen insanımızın en saf duyguları dile getiren bu dizeleri içki mezesi yaparak nereye ulaşmaya çabaladığını hiçbir zaman anlayamayacağım.

"Hey onbeşli onbeşli/ Tokat yolları taşlı/ Onbeşliler gidiyor/ Kızların gözü yaşlı" dizelerini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Bu bir ağıttır. Çanakkale Savaşında öylesine çok can yitirilmiştir ki askere alınacak kimse kalmamıştır. Çaresizlikten onbeş doğumlu on üç- on dört yaşlarında çocuk yaştaki gençlerin ardından söylenen bir ağıt. Ama bizim türkü barlarımızda türkülerine, kültürüne sahip çıkan gençlerimiz bu ağıtı öyle bir düzenle söylüyorlar ki herkes kalkıp en kıvrak rakkaseleri bile kıskandıracak danslar eşliğinde kurtlarını döküyorlar. Yani acımasız bir savaşta bakmalara kıyamadığı evladını yitirmiş bir ananın, sevdasını bembeyaz kumaşlara bin bir zahmetle nakşedip gelin olacağını hayal ederken yavuklusunun düşman kurşununa göğüs gererek şehit olduğunu öğrenen genç kızın duygularının üstünde efkar dağıtılıyor. Şimdi ben efkarlanmayayım da ne yapayım.

Dini tasavvufi halk edebiyatımızın en güzel örneklerinden nefeslerin bu ortamlarda bir nefeste tüketilmesi de başka bir trajedi. Aşkla kendinden geçmiş erenlerin ne derin alemlerin kapısını aralayıp sırlara yolculuklarının sözel ifadesi olan bu verimlere de maalesef diğerlerinden farklı bir muamele yapılmıyor ve onlar da tüm anlamları törpülenerek zevklere araçlık etsin diye hiç düşünülmeden üç otuz paraya bozduruluyor. Şairin dediği gibi 'Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.1

Son olarak Anadolu rock kavramına birkaç cümleyle değinmek istiyorum. Rock bir başkaldırıysa ki rockın İngiltere'de çıkış mantığı budur. İçinde hiçbir toplumsal mesajın bulunmadığı bugünkü müzik anlayışından yüzyıllar önce Dadaloğlu'nun söylediği, "Ferman padişahınsa dağlar bizimdir" dizelerinden daha büyük bir başkaldırı ifadesi duyulmamıştır sanırım.

Bunca sözün sonunda niçin hala anlaşılamadığını en iyi yine Edip Harabi'nin şu beyiti anlatıyor.

" Bu sözleri sanma her insan anlar
Kuş dilidir bunu Süleyman anlar"