|
Merdiven
Kenan YAŞAR
Acı
yola çıkmıştı ve yoluna devam ediyordu. Kiminin alkışları, kiminin
yuhalarıyla...
Yattığı
yerde, kıvranırken 'bir tek bile iyi insan kalmamış1
diye düşündü.
Ahşap
konağın hemen dibinde, yolun ortasında öylece kaldı. Gecenin
sessizliğini
bir tek çekirgeler bozuyordu. Konağın duvarları soğuk ve alaycı bir
gülüşle bakıyorlardı. Alt katın cumbalı penceresi
acısını paylaşır gibiydi.
İki
katlı ahşap konağın üst katındaki penceresine ulaşan adamın
itelemesiyle düşmüştü. Bir
yerlerinin kırılmış olduğunu hissetti. Derken ay
ışığında, üzerinden bir araç geçti. Çatır çutur sesleri arasında,
araç az ötede
durdu. Aşağıya inen şoför arabanın önünü kontrol etti. Ön tampon
zarar görmüştü.
Canı sıkılan adam, gözlerini kısarak neyin üzerinden geçtiğine
baktı. 'Allah Kahretsin! Akşam akşam nerden çıktı, kör şeytan." diye
söylendi. Sonra hırsından arabanın tekerine bir tekme vurdu. Hızlıca
arabasına bindi ve ortalığı
toz
dumana katarak uzaklaştı.
İtelenip yola düştüğünde kırılan yerleri ve üzerinden geçen arabanın
meydana getirdiği
kırıklar yüzünden kötü görünüyordu. Ne var ki onu asıl kötü
eden, pencereden iterek düşüren adamın vefasızlığı ile üzerinden
geçip giden
şoförün duyarsızlığı ve beddualarının yüreğinde
meydana getirdiği kırıklardı.
"Artık
kırık
bir merdivensin,' dedi
duvar alaycı bir edayla. "Bana dayanmadığın sürece bir hiçsin."
Sustu. Cevap vermedi merdiven.
"Kendini beğenmiş
tuğla çöplüğü... Dört ağaç olmasa pelte gibi olursun,"
dedi pencerelerden biri kızgın bir ses tonuyla
merdivenin yerine duvara.
Duvar,
sataştığından
farklı birinden aldığı cevabın hoşnutsuzluğuyla
pencereye; 'ne o cinsin mi
çekti, birlikte yaşadığınız günleri mi hatırladın?'
"Sen ne bilirsin yaşamaktan
behey duvar. Bir gün yeşermedin ki, bir gün
bahar kokusuna ortak olmadın ki, her gün bir başka renge dönüşen
yaprakların
olmadı
ki..."
Duvar,
hiç
de tartışmaya girmek istemediği pencereyle karşı karşıya
bulmuştu
kendini. Ne de
olsa
güzelliğini pencerelere; varlığını ise ağaçlara
borçluydu. Neyse tamam, tamam... Avukat kesildin başımıza" dedi
duvar erkenden pes etmiş bir şekilde.
Hızını
alamadı pencere. 'Ne kadar vefasız ve acımasızsın. Her tuğlan
yükselirken, her yerin sıvanır ve boyanırken o
merdiven vardı yanı başında.'
Bu sözlerin
ardından gece yine sessizliğe bürünmüş, çekirge sesleri bile
kesilmişti. Çok geçmemişti ki, günün
ilk
ışıkları yolun az ötesindeki yüksek
ağacın arasından süzülerek hem konağın pencerelerine hem de yol
üstünde
upuzun yatan, kırık merdivenin üzerine düşüyordu.
Yetmiş
yıllık bir ağaç, rüzgarla mı, korkuyla mı olduğunu kendinin de
bilemediği
bir şekilde ürpertiyle sallandı. Sanki yaprakları birden bire
sararırdı.
Ağacın bir kaç yaprağı, yanaktan süzülen damlalar gibi diğer
dallarından kaydı
ve
boşlukta bir tüy gibi salınarak yere düştü.
Geceki gürültüyü
duyduğunda içi cız etmişti ağacın. Ama ne olduğunu da
anlayamamıştı. Ağaç merdivene yüreği yanmış bir anne gibi, " Ey
dalım, ey
kolum, yol ortasında kırıklar
içinde
yatan yüreğimin parçası merdiven! Yaprağını,
yeşilliğini
ve kokusunu başkalarına adamak uğruna yıllar önce
kendini kaybedenim benim. Geçmiş olsun."
Merdiven
susuyordu.
Ağaç, bir yaşlı adamın, kendi dallarından merdiveni nasıl yaptığını
hatırladı. Adam sanatıyla onu basitlikten kurtarmış,
vernikleyip ağaç renginde
pırıl pırıl bir
merdiven haline getirmişti.
Hayat, sabahın
ilk
ışıklarıyla yavaş yavaş başlıyordu.
Konağın az aşağısındaki evde oturan Genç yoldan
geçerken merdiveni o haliyle gördü ve "bana yar olmadın, bak ne
oldun' dedi; ayağıyla yolun kenarına
doğru iteledi. Yoluna
devam eden Genç adam, merdiveni gördüğü ilk anı
hatırladı. Hayran kaldığı merdiveni çalmayı kafasına
koymuştu. Günlerce yaşlı
adamın merdiveni dışarıda bırakmasını beklemişti. Ama
nafile...
Gündüz hayalinde, gece rüyasında o merdiven vardı o
zamanlar. Hayalinde
çıktığı merdivenden rüyasında iniyordu.
Bir zamanlar köşe bucak o
kadar aradığı merdiven şimdi yoluna çıkmıştı.
Merdiven, adamın ardından acı bir tebessümle, "
sağlam olsam beni baş
üstünde götürürdün. Emek harcamadan sevdin beni, emek
harcamadan sahip
olmak istedin" diye söylendi.
"Bu onların yaradılışlarında var1, dedi
merdiveni dinleyen ağaç.
Kırıklarının verdiği rahatsızlıkla merdiven, "kendi
yakınlarına merhameti
olmayanların, bizim gibi eşyalara farklı davranmasını
beklemek boşuna' dedi.
Ahşap Konağın kapısı aralandı. Dışarı çıkan yaşlı
adam konağın kapısı önünde durdu. Gözü yol ortasındaki merdivene
takıldı. Gözlerini ovuşturdu.
Merdivenin yanına koştu. Yaşlı adamın gelişine
sevinen merdivenin hevesi
kursağında kaldı. Merdiveni kırık halde görünce adam
öfkeyle, "hangi aptal attı
bu merdiveni buraya"
dedi. Merdiveni aldı ve ağacın dibindeki kırık dökük eşyaların
bulunduğu yere getirip
öfkesini merdivenden çıkarır gibi sert bir şekilde yere attı, gitti.
Ağacın da umutları suya düşmüştü. Ağaç ve Merdiven,
yaşlı adamın eskisi
gibi kırıkları onaracağını düşünmüşlerdi.
Ağaç çaresizliğin verdiği sıkıntıyla merdivene
çıkıştı: 'ne işin vardı, yol
ortasında?"
Merdivenin mutsuzluğu bir kat daha artmıştı. Bu
havayı çok iyi tanıyordu. İnsanların yaşadığı ölümler, yok oluşlar,
başarısızlıklar bir şok etkisiyle önce
onları birbirlerine yaklaştırır ve bir süre sonra şok
etkisi ortadan kalktığında
sorgulamalar, suçlamalar başlar ki esas kuyunun
dibine vurma o zamandır.
Merdiven böyle tür
durumlarda orada bulunanların dışındakilere faturayı kesmenin pratik
faydalarını yine insanlardan görmüştü.
"Ne işin vardı yolun ortasında öyleyse' diye sordu
ağaç biraz daha sertleşen
ses tonuyla.
"Bazen yola çıkılmaz, düşülür' dedi merdiven.
"Bilirsin bu konağın kuralları
vardır. Bunlardan biri de gece saat yirmi birde
konağın kapıları kapanır ve bir
daha sabaha kadar açılmaz. Konağın genç
delikanlısının gözü dışarıda... Evden
çıkarken beni otların arasına saklayıp gece
geldiğinde pencereden içeri girer.
Bazen de konaktan erkenden çıkması mümkün olmazsa
beni penceresinin önüne
dayayıp iner gider."
"Nereye gider?" diye sordu ağaç.
"Bunu ben de bilmiyorum. Ancak cam açık olduğunda
içerden onun kendi
kendine konuşmalarını duyarım. 'Gitmeyeceğim bir daha
yemin ediyorum.
Gitmeyeceğim...
Affet beni... Affet beni...' der. Ama bir süre sonra telaşla
pencereden çıktığıyla basamaklarımdan indiği bir olur. Bazen ise
gece geç vakit
gelir,
yine ağlar, yeminler eder."
Ağaç
bir açık yakalamış gibi, "o zaman senin ya otların arasında ya da
pencerenin bulunduğu duvara dayalı olman gerekmiyor
mu?"
Genç
Delikanlı dün gece yine geldi. Otların arasından beni çıkardı.
Duvara
dayadı. En üst basamağıma baktı. Ağlamaklı bir sesle, 'hayat
merdiveninden bir basamak bile çıkamadım' dedi. Basamaklarımı
hızlıca çıktı. Genç adam, en üst
basamağıma geldiğinde bir süre bekledi. Aşağıya doğru baktı. Aşağısı
derin ve
karanlıktı. Merdivenlerin bile yükselmek için merdivene ihtiyacı
olur ama benim
sana bir daha ihtiyacım olmayacak1 diye söylendi. Açılan
pencereden içeri süzüldü.
Tam pencereyi kapatacakken
eliyle
beni iteledi ve yolun ortasına
düşüverdim. Üstümden geçen arabayı da anlatmayayım
artık."
O ara kendilerine doğru
yaklaşmakta olan yaşlı adamın elinde gördüğü
baltaya benzeyen şeyin korkusuyla telaşlanan ve sinirlenen ağaç,
kükrer gibi bir
hışırtıyla, "varlığının amacını bilmiyorsun. Yazık, çok yazık... Bir
merdiven olarak insanları daha iyi tanımalıydın" dedi.
"Onları
tanıyorum" dedi merdiven derin bir iç çekerek, "Onlar her basamağa
birden fazla basmadan en tepeye çıkmak isterler. Bazen ikişer üçer
basamak
atlayarak
çıkarlar.
Varmayı düşündükleri yere vardıklarında merdivenin
dayandığı
duvardan iteleyerek düşürürler ki başkaları çıkamasın. Bakma benim
kırılıp da bozulmadığıma. Pek çok merdiveni merdiven olmaktan
çıkardılar.
Büyülü ve zehirli bir dünya oluşturdular. Korkuluk koydular
kenarlarına, kendi
korkularını gidermek
için. Ne var ki bizleri koydukları loşlukta kendi başları
döndü boşluğa düştüler" dedi. Bir an sustu ve onay
bekler gibi baktı ağaca.
Ağaç
merdivene hissettirmeden yaşlı adamın elindekinin ne olduğunu
anlamaya çalışırken, 'dinliyorum, devam et' dedi.
Merdiven, bilge bir edayla ağaca
baktı. 'Bir tek iyi insan bile kalmamış. İnsanların ne zaman ruhları
bedenlerinden ayrılır, o zaman cesetleri toprağa
terk edilir. Biz eşyalar ise ne zaman ki bir köşeye terk ediliriz,
işte o zaman
ölürüz.
Bak, ben de ölümü soluyan bir yaşlı insan kadar yalnız ahşap bir
merdivene döndüm şimdi, kırık dökük."
İhtiyar adam kızgınlığını üzerinden atmış bir şekilde
ağaç ve merdivenin
yanına geldi. Merdiveni attığı yerden aldı, ağaca dayadı ve elindeki
keseri
merdivene astı. 'Yaralarını saracağız" dedi şefkatli
bir ses tonuyla.
Ağaç
rahat bir nefes aldı.
Birkaç
gün sonra merdiven onarılmanın sevinç ve mutluluğuyla pırıl pırıldı.
Merdiven kendi
kendine, 'Sana insanları iyi tanımadığını söylemişlerdi. Bak
hala iyi insanlar var. Birinin
sevgisi için
bile diğerlerine katlanılmalı', dedi.
|