Leblebi

Selahattin GENÇKAN
 

Gelen misafirleri güler yüzle karşılayan Ahmet Bey, herkesi hoş geldin diyerek kucakladı. Oğlu Yusuf'a dönerek, "Amcalara hoş geldin desene oğlum. Hadi amcaların ellerini öp' dedi.

İlkokul birinci sınıfa giden Yusuf avucundaki leblebileri ağzına atarak misafirlerin ellerini öpmeye başladı. Bir yandan misafirlerin ellerini öperken bir yandan da leblebi dolu ağzıyla " Hoş geldiniz " diyordu. Her ağzını açışta misafirlerin kucaklarına leblebi tanecikleri saçılıyordu.

Müşkülpesent Eşref Bey; "Tamam tamam Yusuf, hoş bulduk" diyerek, engellemeye çalıştı ama muvaffak olamadı. Hareketleri hoşuna giden Yusuf, Eşref Beye musallat olmuştu. Bir yandan kıkırdayıp bir yandan da ellerine saldırıyordu. Daha fazla kendini tutamayan Yusuf, Eşref Beyin kucağına puflayıverdi. Eşref Bey'in üstü başı leblebi tozu oldu. Herkes kahkahayı koyuverdi. Ahmet Bey özür dileyerek lavaboyu gösterdi. Lavaboda temizlenen Eşref Bey gülerek, 'leblebinin de bu sakıncası var canım. Ağzın doluyken konuşamıyorsun. Patozdan samanın savrulduğu gibi savruluyor mübarek. '

Herkes gülüyordu. Hele Niyazi Bey, bir yandan gülüyor bir yandan da göbeğini tutuyordu. Niyazi Bey güldükçe, göbeği de hop hop hopluyordu. Yusuf hala kıkırdıyordu. Ahmet Bey çayları getirdi. Yusuf da sehpaları misafirlerin önüne koydu, ikram tamam oldu. Eşref Bey, "şu leblebi de olmasa buralarda insanlar ne ikram edecekler birbirlerine merak ediyorum' diye sordu, öylesine.

Niyazi Bey koltuğa yerleşerek, ev sahibine,'Leblebiyi kimler buldu acaba" dedi. "Hiç düşünmedim" dedi Ahmet Bey." Ben kendimi bildim bileli leblebi var. Hatırlar mısınız çocukluğumuzdaki kırık leblebileri? Bakkal amcanın kağıttan külahlara koyduğu mis gibi kokan sürmeliyi... Hiç unutamam o tadı. Şimdi aynı tadı alamıyorum arkadaş. Sürekli yenmediğinden mi, çocukluğun getirdiği heyecandan mı, eski tatlar yok. Leblebicinin yanından geçerken mis gibi kokuyor, canım çekiyor, şundan yüz gram sürmeli ver diyorum. Birkaç tane alınca gönlüm geçiyor. Kalanı yoldan geçen çocuklara veriyorum."

Eşref Bey, 'Kimler bulacak, benim dedem bulmuş. Başkaları da çalmış.'

"Bizden başkası ne bilsin,' diyerek itirazını belirti Niyazi Beye.

Eşref Bey, "Dedemin nohut tarlaları vardı. Dedemle nohutları kontrole giderdik. Nohutlar içlenip kabuklan sararınca dedem ateş yakar, nohutları ateşte közlerdi. Tuzlu tuzlu yemesi çok güzel olurdu. Bizim oralarda buna kavurga denir. Al sana leblebinin ilk çıkışı.'

"Haklısın" dedi Ahmet Bey. "Bizim nohut tarlası yoktu ama komşumuz İdris Amca bizleri çağırır kavurga yapardı. Biz de leblebi gibi yerdik. Neydi o günler..."

Eşref Bey, 'Eskiden ıslatılmış nohudu sobanın üstünde kavururduk. O da güzel olurdu. Kaloriferli evlerde bunlardan mahrum oluyoruz. Tarlada kavurmuşlar, sobada kavurmuşlar leblebi işte böyle icat olmuş Niyazi Bey! Hele bir çeşidi yapılmaya görsün arkasından sadesi, tuzlusu, biberlisi, ballısı, çıtın, soslusu gelir. Saymakla bitmiyor ki. Allah bilir daha ne çeşidini çıkaracaklar? Türkülere bile konu olmuş," leblebi koydum tasa kız annem de, doldurdum basa basa kız annem de" diye. Bu türkü herhalde bu yörenin türküsü olmalı Niyazi

        Bey, ne dersiniz? Amma m
übarek şeymiş bu leblebi.   Belki tatlısını da yaparlar yakında,  Karadenizlilerin hamsi tatlısı yaptıkları gibi.'

Niyazi Bey, 'tatlısı var, bilmiyor musunuz?'diyerek söze karıştı.

" Ne? Tatlısını da mı yapmışlar leblebinin? Bu insanlardan korkulur vallahi!" dedi. Yüzündeki şaşkınlığı gizleyemedi Eşref Bey.

Niyazi Bey, "geçen gün bizim hanım yaptı, çok da leziz olmuştu. Hele üzerine tarçın ekince daha leziz oluyor dostum. Bir de buzdolabından çıkmış olursa... Buz gibi, hiç sormayın... İçinin malzemesi ne kadar bol olursa o kadar lezzetli oluyor mübarek. Kayısısı, inciri, üzümü bol olacak. Leblebisi de iyi olacak. Üzerine de dövülmüş cevizi serpeceksin... Bazı hanımlar içine portakal kabuğu da koyuyorlar. 0 da hoş oluyor. Portakalın kokusunu hissediyorsun. Eskiden ebelerimiz şeker yerine pekmez koyarlarmış. Hanıma, bazen pekmezli yaptırıyorum. Çocuklar yemiyor. Sabah akşam sallıyorum kaşığı."

Eşref Bey ciddiyetini bozarak, dudaklarındaki zoraki gülümsemeyle, 'Allah Allah, ciddi mi söylüyorsun Niyazi Bey? Ben hiç yemedim. Hiç de duymadım. Hanım da bilmiyor. Söyleyeyim de yengeden tarifini alsın. İyi olursa biz de yaparız. Merak ettim, leblebi ıslatılıyor mu? Hani kolay kolay pişmez de... Tarifine bakarsan biraz da aşureye benziyor gibi"

Ahmet Bey kahkahayı koyuvermişti. Bir yandan katıla katıla gülüyor, bir yandan da sağ elini dizine vuruyordu. Niyazi Bey de her zamanki gibi göbeğini tutmuş gülme krizi geçiriyordu. Eşref Bey olayı kavramıştı ve o da başladı gülmeye, " İlahi Niyazi Bey aşureyi bana leblebi tatlısı diye yutturacaktın" diyerek.

Ahmet Bey çayları tazelemiş, konu değişmişti. Odadakiler önceki olayı unutmuş gibi davranıyorlardı ama bir birlerine sezdirmeden bıyık altından gülüyorlardı.

Evin küçük oğlu Yusuf muhabbetten etkilenmiş olacak ki, "Bir soru da ben sorabilir miyim Eşref Amca" diyerek lafa karıştı.

Eşref Bey, havayı yumuşatmak ve dikkatleri dağıtmak için Yusuf'un sorusunu fırsat bilerek, 'Sor bakalım, aman zor olmasın? Sosyeteye rezil olmayalım."

Yusuf, "Leblebi yedikten sonra niye su içilir, Eşref Amca?"

" Bilemedim, sen söyle Yusuf, aslanım"

Yusuf," Neden olacak Eşref amca. Y............... tozmasın diye.'

Ahmet Bey zoraki, "Ne yaptın oğlum" diyebildi ancak. Bozulmuştu. Donakalmıştı. Gülümseme ile olayı geçiştirmek istedi.

İçten içe kaynayan odada ise ortalık karışmıştı. Ağzı leblebi dolu Niyazi Bey püflemiş ortalık batmıştı. Kahkaha sesleri sokaktan duyuluyordu. Herkesi bir gülme krizi tutmuştu. İnsanlar kendilerinden geçmişlerdi Ömer Bey de kendini koyuvermişti sonunda. Bir yandan gülüyor bir yandan da ayaklarını yere vuruyordu. Katıla katıla gülmekten karnına kramplar girmişti.

Gece ilerlemiş sohbet bitmiş herkes evinin yolunu tutmuştu ama, dudaklarda hala Yusuf'tan kalma o olayın buruk tebessümü vardı.