|
iskender mi Zülkarneyn
mi?
Talip ÇUKURLU
Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı'nda ismi sıkça geçen İskender kim
biliyor muyuz? Acaba İskender ile Zülkarneyn aynı kişi mi? Çin
şeddini yapan İskender mi yoksa Zülkarneyn mi? Peki Ye'cüc ile
Me'cüc diye bahsedilenler kimler?
Bu yazıda uzun zamandır tartışılan bu soruların cevaplarını biraz
olsun vermeye çalışacağız.
Öncelikle
Divan Şiiri dediğimiz Osmanlı Dönemi Türk Şiiri'nde
sıkça
bahsedilen efsaneyi ele alalım:
îskender-i Rumi başına giydiği tolgasından dolayı Zülkarneyn diye
anılmıştır. İskender-i Kebir'in lakabı hakkında ise onbeş yirmi
rivayet vardır. Bir rivayete göre İskender-i Kebir doğduğu zaman hem
peygamberliğine hem hükümdarlığına delalet eden iki boynuzu varmış.
Kavmini hak dine davet ettiği zaman ona hücum edip boynuzunun birini
kırarak öldürmüşler. Cenab-ı Hak onu tekrar diriltip kavmini dine
davete göndermiş. Bu defa diğer boynuzunu kırarak öldürmüşler. Cenab-ı
Hak yine diriltmiş. Bunun üzerine ona "Zülkarneyn" denilmiş.
Bir başka rivayete göre
ise bu iki İskender arası 1900 seneden fazladır. İskender-i Kebir
1600 sene yaşamıştır. Her bin seneye bir "karn' denildiği için iki
karna yakın saltanat süren İskender-i Kebir'e 'Zülkarneyn"
denilmiştir.
İskender hakkında anlatılan bir diğer rivayet de şöyledir: İran
asıllı bir Yunan prensi olan İskender yedi yaşından itibaren
Aristo'nun ilmi terbiyesi altında yetiştirilmiş, onbeş yaşında tahta
çıkmıştır.
Ülkesini
ve halkını Sokrat, Eflatun ve Aristo'nun öğütleriyle yönetmektedir.
Rüyasında bir meleğin verdiği Allah'ın kılıcıyla ordusunun başına
geçip dünyayı fethetmeye çıkar. İran ve Turan'ı zapteder. İran şahı
Dara'nın (Darab-Darius) kızı Ruşeng (Roxana) ile evlenir. Zabulistan
(Gazne) hükümdarının Gülşah adlı kızıyla sevişip ülkesini ele
geçirir. Ardından Hindistanı fetheder ve Hint prensesi Şah Banu ile
evlenir. Çin'e geçip Tabgaç Han'ı ve ülkesini bir ejderhadan
kurtarır. Dokuz Oğuzlarla karşılaşır. Çeşitli kavimleri emri altına
alır. Azerbeycan'da bir kavmi Ye'cüc ve Me'cüc
elinden kurtarmak için bir
set (Sedd-i İskender) yaptırır. Ruslara galip gelir. Kendisini
övmeye gelen devleri alt eder. Elindeki tılsımlı ayna ile (Ayine-i
İskender) harikulade olaylar gösterir. Mısır', ele geçirip
İskenderiye şehrini kurar. Yanındaki alimlere çeşiitli kitaplar
yazdırır. Kabe ve Kudüs'ü ziyaret eder. Bir süre sonra hastalanır.
Alimler şifa olarak ab-ı hayatı tavsiye eder. Hızır ile beraber
zulümat ülkesinde ab-ı hayatı ararlarsa da Hızır bulur fakat o
bulamaz. Bütün çabalara rağmen genç yaşta ölür.
Anlatılagelen
rivayetlerde de görüldüğü gibi İskender ile Zülkarneyn biribirine
karıştırılmıştır. Bu iki şahsiyetin özellikleri tek bir şahsiyette
toplanmış ve Divan şairleri eserlerinde bu ortak şahsı
anlatmışlardır.
Yukarıda anlatılan rivayetlerden sonra İskender ve Zülkarneyn'in
şahsiyetlerini ayrı ayrı ele alalım ve ikisi arasındaki benzer ve
farklı yönleri ortaya koyalım.
Zükarneyn,
Kur'an'da ismi geçen, peygamber veya veli olduğu tahmin edilen
şahsiyetlerden biridir. Kur'an'da yer alan bilgilere göre
Zülkarneyn'in yüce Allah tarafından iktidar sahibi kılındığı, Doğuya
ve Batıya seferler düzenlediği, Ye'cüc ve Me'cüc halkı ile
karşılaştığı, onlara karşı
demir ve bakırdan set inşa ettiği anlaşılmaktadır. (el-Kehf
18/83-99) Bunlarla beraber kim olduğu ve ne zaman yaşadığı kesin
olarak bilinememektedir.
Zülkarneyn,
kelime olarak sahip, malik manasındaki "zu" ile boynuz, perçem,
tepe, zaman, nesil gibi farklı anlamlara
gelen
"karn'ın
bir tesniyesi olan "karneyn'den
oluşmakta ve anlamı ikinci kelime ile kastedilen şeye göre
değişmektedir.
Bir rivayete göre Zülkarneyn'in kavmi, salih bir kul olan ve
kendilerini hidayete sevketmek isteyen Zülkarneyn'e, başının her iki
tarafına vurarak mukabelede bulunmuş, bu da onun bu şekilde
isimlendirilmesine sebep olmuştur. Diğer bir rivayette ise, onun
başının her iki tarafının bakırdan oluşu sebebiyle bu ismin
verildiği söylenir. Kimilerine göre de Doğu ve Batı'ya hakim olması,
çok uzun süre yaşaması sebebiyle Zülkarneyn ismi verilmiştir.
V.
astın
büyük alimlerinden olan Birimi, Kur'an'da Zülkarneyn'den bahsedilen
ayetler kendisine okununca; 'Zülkarneyn'in, kendisine Allah'ın şark
ve garptaki ülkeleri feth ve idaresi altına almak, iktidarı tek elde
toplamak vb. teşebbüslerinde büyük bir güç ve kuvvet verdiği salih
bir kişi olduğu anlaşılır" demektedir.(al-Asar, al-bakıya s.36)
Zülkarneyn'in
al-Munzir b.as-Sama, al-Munzir b.İmrü'l-Kays, al-Sa'b b.al-Hammal
al-Himyeri ve Abu Karib Sammar Yur'iş b. İfrikis al-Himyari olduğuna
dair rivayetler arasında en doğrusunun sonuncusu olduğuna inanan el-Biruni,
"zu' ön eki ile yapılan lakapların sadece Yemen'e mahsus olduğunu,
Abu Karib'in şahsiyeti ve faaliyetleri hakkında bilinenlerin
Kur'an'dakilere benzediğini iddia etmektedir.(a.g.e s.41)
Yine, konuyla ilgili ayetlerin tefsirinde Beyzavi, Fahreddin er-Razi
ve Alusi gibi bazı müfessirler Zülkarneyn'in İran ve Rum meliki
olduğunu kaydederler.
Zülkarneyn'in
şahsiyeti kadar peygamber mi yoksa veli mi olduğu da ihtilaflara
konu olmuştur. Fakat Ali al-Kari (öl.1014/1605) "Hiç kimse, birinin
peygamber veya veli olup olmadığına hükmetmelidir; zira nebi olan
birinin nübüvvetini inkar etmek kadar, nebi olmayan birinin
nübüvvetine hükmetmek de küfürdür" diyerek meseleyi münakaşaya
açmamak gerektiğini ihsas eder.
Buradan anlaşılacağı üzere, Zülkarneyn'in şahsiyeti hakkında kesin
bir yargıya ulaşılamamış; birçok farklı rivayet öne sürülmüştür.
Şimdi de İskender'in şahsiyetini ele alalım.
İskender, İslam tarihinde daha çok efsanevi şahsiyetiyle tanınan
Makedonya kralıdır. M.Ö. 356'da doğup, 323'de ölmüştür. Asıl adı
Alexandros'tur. Özel hocalar tarafından yetiştirilmiş, Aristo'dan üç
yıl süre ile dil, edebiyat, siyaset ve felsefe üzerine ders
almıştır. Fakat Aristo, öğrencisi olan İskender'e siyasi görüşlerini
hiçbir zaman kabul ettirememiştir.(Meydan-Larousse, cilt 6 s.423)
Babasının 336'da bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra kral ilan
edildi. Pers
İmparatorluğumu
yıkarak
Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk
kurdu.(Ana Britanica, cilt 12 s.12) İskender yaptığı seferler
sonucunda Anadolu'yu, Mısır'ı, Suriye'yi, Babil'i ve İran'ı ele
geçirerek, İran topraklarını imparatorluğun merkezi yaptı. Bir
müddet sonra orduyu düzenledi ve tekrar daha doğudaki ülkeleri ele
geçirmek için sefere çıktı. Kısa zamanda Hazar kıyılarını,
Afganistan'ı ve İskitler'in yaşadığı toprakları ele geçirdi.
İskender giderek Pers İmparatorluğunun gelenek ve göreneklerini
benimsemeye başladı. Şahlar gibi taç giyiyor ve huzurunda herkesin
yere kapanarak kendisini selamlamasını istiyordu. Bir ara kendisini
tanrılaştırma düşüncesine kapıldıysa da Makedonyalı ve Yunanlılarca
alaya alınmasından dolayı bundan vazgeçti. Fethettiği birçok yerde
kendi ismini verdiği şehirler kurdurdu. Makedonyalılarla Persleri
kaynaştırıp, kozmopolit bir kültür meydana getirmeye çalıştı.
İskender Babil'de iken, yeni şehirler inşa etme, yeni deniz
seferleri düzenleme ve sulama
kanalları
açtırma planları üzerinde çalıştığı sırada,
içkili
bir eğlencenin ardından ateşli bir hastalığa tutuldu ve on gün sonra
Babil'de öldü. Cenazesi
İskenderiye ye götürülerek altın bir tabuta konuldu.
Geniş bir coğrafyaya yayılan, birçok devleti on iki yıl gibi kısa
bir zaman içinde ortadan kaldırarak, buralarda büyük bir
imparatorluk kuran İskender'in göz kamaştıran zaferleri hakkında
destanlar yazılmış ve çeşitli menkıbeler oluşturulmuştur. Bu çaptaki
zaferlerin ancak manevi bir güçle ve ilahi bir destekle mümkün
olacağını düşünenler giderek ona ruhani bir kişilik izafe etmiş ve
Kur'an-ı Kerim'de kıssası anlatılan (el-Kehf 18/83-99) Zülkarneyn
ile aynı kişi olduğunu düşünmüşlerdir.
İskender büyük bir kumandan olmasına rağmen ahlaki zaafı, içki
düşkünlüğü ve değişken karakteri yüzünden kan döken bir zalim olarak
da bilinir. Kazandığı zaferlerin sarhoşluğuyla tanrılığını ilana
kalkınca kendisine karşı çıkan, hocası Aristo'nun yeğeni ve talebesi
olan Callisthenes'i astırmış; bir hiç yüzünden en başarılı generali
olan Parmenios ile oğlu Flotas'ı öldürtmüştü.
Elhasıl, genelde tarihi eserlerle tefsirlerde Zülkarneyn'in
İskender-i Kebir, îskender-i Ekber, İskender-i Himyeri; Makedonyalı
İskender'in ise (Alexandre
the Great) İskender-i Rumi ve İskender-i Yunani diye anılmasına
rağmen edebi eserlerde bu adlandırmalar tamamen birbirine karışıp,
Zülkarneyn'in kişiliği İskender'in hayatına kuvvetli biçimde
sindirilmiş ve 'tskendername' adı verilen tür içinde de İskender
neredeyse tamamen Zülkarneyn kimliğine bürünmüştür.
Bu konu hakkında, son asrın alimlerinden olan Said bin Mirza'nın
Kur'an-ı Kerim ışığında ortaya koyduğu görüşlerini vererek yazıyı
tamamlamak istiyorum:
Sedd-i Zülkarneyn
nerededir? Ye'cüc, Me'cüc kimlerdir?
Ehl-i tahkikin beyanına göre, hem Zülkarneyn unvanının işaretiyle,
Yemen padişahlarından, Zülyezen gibi zü kelimesiyle başlayan
isimleri bulunduğundan, bu Zülkarneyn, İskender-i Rumi değildir.
Belki Yemen padişahlarından birisidir ki, Hazret-i İbrahim'in
zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır'dan ders almış. İskender-i Rumi
ise, Milattan takriben üç yüz sene evvel gelmiş, Aristo'dan ders
almış.
Tarih-i beşeri, muntazam surette üç bin seneye kadar gidiyor. Bu
nakıs ve kısa tarih nazarı, Hazret-i İbrahim'in zamanından evvel
doğru olarak hükmedemiyor. Ya hurafevari, ya münkirane, ya gayet
muhtasar gidiyor. Bu Yemeni Zülkarneyn, tefsirlerde eskiden beri
İskender namıyla iştiharının (meşhur olma) sebebi, ya o
Zülkarneyn'in bir ismi İskender'dir ki, İskender-i Kebir ve Eski
İskender'dir. Veyahut, ayat-ı Kur'aniyenin zikrettiği hadisat-ı
cüz'iyeler, külli hadisatın uçları olduğu cihetle, Zülkarneyn olan
İskender-i Kebirin nübüvvetkarane irşadatıyla akvam-ı zalime ile
milel-i mazlume ortasında hail(engel) ve gaddarların garetlerine(yağma)
mani olacak meşhur Sedd-i Çin'in binasını kurduğu gibi; İskender-i
Rumi misilli müteaddit cihangirler ve kuvvetli padişahlar maddi
cihetinde, ve manevi alem-i insaniyetin padişahları olan bir kısım
enbiya ve bazı aktabCvelileıin
en büyüğü) dahi manevi ve irşadi cihetinde, o Zülkarneyn'in
arkasında gidip, iktida edip, mazlumları zalimlerden kurtaracak
çarelerin mühimlerinden olan dağlar ortalarında sedleri, sonra
dağlar başlarında kaleleri kurmuşlar. Ya bizzat maddi kuvvetleriyle
veyahut irşad ve tedbirleriyle tesis etmişler. Sonra, şehirlerin
etrafında surları ve ortalarında kaleleri, ta son çare olan kırk
ikilik topları ve kale-i seyyar gibi diritnavtlarıtdüşman
saldırılarına engel olmak için yapılan hareketli kale) yapmışlar.
Hatta ru-yi zeminin en meşhur şeddi ve kaç günlük uzak bir mesafe
tutan Sedd-i Çin'i, Kur'an lisanıyla Ye'cüc ve Me'cücün ve tabir-i
diğerle tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve alem-i beşeriyeti
kaç defa zir ü zebertyerlebir etmek) eden ve Himalaya Dağlarının
arkasından çıkan ve şarktan garba kadar harap eden akvam-ı vahşiye
ve garetkar(çapulcu,yağmacı) milletlerin Hint ve Çin'deki akvam-ı
mazlumeye tecavüzlerini durdurmak için, o Himalaya silsilelerine
yakın iki dağ ortasında uzun bir sed yaptığı ve o akvam-ı vahşiyenin
kesretle hücumlarına çok zaman mani
olduğu
gibi, Kafkas
dağlarında,
Derbent6 cihetinde
yine çapulcu, garetgir(saldırgan) akvam-ı Tatariyenin hücumunu
durdurmak için, Zülkarneyn-misal eski İran padişahlarının himmetiyle
sedler yapılmıştır. Bu neviden çok sedler var. Kur'an-ı Hakim, umum
nev-i beşerle konuştuğu için, zahiren(aşikare) bir hadise-i
cüz'iyeyi zikredip, umum o hadiseye benzer hadisatı ihtar ederek
konuşuyor. İşte bu nokta-i nazardandır ki, Şedde ve Ye'cüc ve
Me'cüce dair rivayetler ve
akval-i müfessi rint
Kur'an-1 Kerimi tefsir edip yorumlayan alimlerin görüşleri) ayrı
ayrı gidiyor.
Hem Kur'an-ı Hakim, münasebat-ı kelamiyedfadeler arasındaki
ilişkiler) cihetinde, bir hadiseden uzak bir hadiseye intikal eder.
Bu münasebatı düşünmeyen zanneder ki, iki hadisenin zamanları
birbirine yakındır. İşte, Şeddin harabiyetinden kıyametin kopmasını
Kur'an'ın haber vermesi, kurbiyet-i zaman(zamanın yakınlığı)
cihetiyle değil, belki münasebat-ı kelamiye cihetinde iki nükte
içindir:
Yani, bu sed nasıl harap olacak, öyle de dünya harap olacaktır. Hem
nasıl ki fıtri(doğal) ve İlahi sedler olan dağlar metindir, ancak
kıyametin kopmasıyla harap olurlar. Öyle de, bu sed dahi dağ gibi
metindir, ancak dünyanın harap olmasıyla hak ile yeksan olabilir,
inkılabat-ı zaman tahribat yapsa da çoğu sağlam kalır demektir.
Evet, Sedd-i Zülkarneyn'in külliyetinden bir ferdi olan Sedd-i Çini
binler sene yaşadığı halde daha meydanda duruyor. İnsanın
eliyle zemin sayfasında
yazılan
mücessem(cisimleşmiş), mütehaccir(taşlaşmış), manidar(manalı),
tarih-i kadimden uzun bir satır olarak okunuyor.
|