|
Bıçak
Mehmet OKUMUŞ
Sühan
kafasını omzuna hafif yatırmış yürüyordu. Aklı karışık bir
yürüyüş... Bu durum atılan adımların yalınlığından da belliydi.
Kimselerin olmadığı bir yeri arama yürüyüşüydü bu biraz da. İç
çekişleri ve adımları halini ortaya koyma adına yarışıyordu sanki.
Yolu adımlamayı kesti birden. Ani bir kesiş... Pek fazla kendinde
görülen bir kararlılık değildi bu yaptığı. Bu kararsızlık her zaman
bir tedirginliğin taşıyıcısı olurdu onda. Hep kaygılı hep üzgün...
Aniden
bıçağını
cebinden çıkarıp şehre doğru kaldırdı. Lakin şehir bu... Neresine
vursun ki bıçağı? Kuleler diye düşündü... Taştandılar. Hem taşı
kesen İbrahim olmuştu en son. Ondan gayrisinin bıçağı kesemezdi
taşı. Evler, diye düşündü... Tuğladan ve demirdendiler. Bıçağa gelen
malzemelerden ev yapımı çoktan terk edilmişti. Bunu hatırladı.
Köreltmenin alemi yoktu bıçağı. Toprağa dikti gözünü. Biraz süzdü
yeri. Bir yere dikti gözlerini; bir bıçağa kaldırdı kafasını. Hem
toprak mı vardı ortada bıçak geçecek? Beton bir görüntüden başka
neydi ki yer? Elinde vurulmaya hazır tuttuğu, denizi yaran asa kadar
da değildi. Taşıyan Musa değildi çünkü. Adını anımsadı. Biraz da
acizliğinin farkına varmasıyla vazgeçti bu düşüncesinden. Nokta
kadar geçecek değildi bıçak vurulsa bile yere.
Ağaçları
düşündü. Dala güç yetirebilecek kadar ve daldan gövdeyi ayırabilecek
kadar da keskindi elindeki. Ancak bıçak vurulmayacak kadar zavallı
değiller miydi zaten şehirde ağaçlar. Onlardan ne istenebilirdi ki.
Onlarla değildi alıp verilemeyen. Elinde tuttuğunun bir yanı da
ağaçtı. Ağacın ağacı kırmasına sebep olmak pek de makbul bir
davranış olmazdı.
Göğe
çalmak istedi bıçağı bir ara. Korktu. İşin içinde göklülerin hışmına
uğramak vardı. Öyle ya; gökte yaşayanlar daha fazla kin tutar ve
onların kini elindekinden daha keskindi. İrkildi. Hafif bir titreyiş
neticesinde bunu çıkardı aklından. Tövbe eder gibi büktü boynunu.
Bir daha da geçirmedi aklından göğe savurmayı. Ancak bıçağın nereye
değeceğini hala kararlaştıramamıştı. Her şeyi geçiriyordu zihninden.
Nereye değecekti bu bıçak.
Sözü
kesmeye kalktı.
Ağzına doğru yanaştırdı bıçağı kırık dökük ifadeler çıkarmaya
başladı. Fakat ne söz elinde taşıdığı bıçağa kesilecek kadar
gerçekti ne de elindeki bıçak ağzından çıkanı kesecek kadar yalan.
Diğer yandan söz kesilmişti çok önceden. Kal-u belayı anımsadı.
Kaderi düşündü. Yazgıyı. Daha bir sürü şeyi düşündü. Sözü bıçakla
kesmeye gerek olmadığına karar verdi. Çünkü sözü zaten yine sözü
aradan kaldırmak kesiyordu. Sükut etti.
Daraldı.
Belli oluyordu soluk alışından daraldığı. Buz gibi bir havada
sıkıntıyı nefesten daha açığa vuran ne vardı ki? İç geçirdi. Kızaran
dudaklarından "uff" diye bir ses çıktı. "Uuuf uuff!" Bu sesler
yalnız çıkmıyordu Sühan'ın ağzından. Öylesine bir inilti miydi yoksa
elindekini bir yere vurmadan acının ona vurmasıyla mı çıkmıştı o
ses? Anlaşılmadı pek. Belli belirsiz bir kararlılıkla aşağıya doğru
indirdi elini Sühan. Yoruldu kolu. Çekti böğrüne. Elindeki bıçağı
hiçbir yere vurmadan ve hiçbir yeri kanatmadan indirdi. Ayakları da
yorulmuş olmalı ki çömeldi. Elleri önceden değdi yere. Sonra
gövdesi. Oturdu. Bıçağı sağ yanına koydu. Aklına ölülerin üzerine
şişmesin diye bıçak konulması geldi. Yer şişmesin diye bıçak koymak
düşüncesi biraz güldürdü onu. Alaycı bir tebessüm belirdi yüzünde.
Kararmaya yüz
tutan göğe baktı. Tekrar baktı. Erken doğan ayı aradı gözleri.
Buldu. Aydan kendine yansıyan bir şeyler vardı herhalde. Onaylar
gibi başını salladı
birkaç
kez. Hayrette kalan bir adamın yüzüne benzedi yüzü. Donuk ve yavaş
hareketlerle doğrulmaya başladı. Yer ve gök arasını bağlayan bir
tavırla kalktı ayağa. Dikildi. Sağ yanına koyduğu bıçağı
avuçlarından ayırmadan ellerini kaldırdı göğe. Bir yakarış suretinde
iki elini de açtı. Bir şeyler mırıldandı. Ağzından çıkan duman
keskindi biraz da cehennemi. Yutkunmasına bakılırsa istekleri de
yapmayı kararlaştırdığı da korkunçtu. Ciddileşti birden. Ellerini
açıp uzanabileceği yere kadar kaldırdı. Dua ediyordu. Sonra
başparmağı ile elinin ayasına sıkıştırdığı bıçağın keskin yüzünü ve
ucunu kendine doğru çevirdi.
Sol
eliyle amin der gibi yüzünü
sıvazladı. Kesik bir besmele sesi işitildi. Ve sağ elini hızlıca
düşüncelerine yaklaştırıp çaldı bıçağı. Bıçağı
çalar
çalmaz düşünceler, dökülmeye başladı. Olgun bir karpuzun bıçak
vurulur vurulmaz çatlaması gibi çatladı düşünceler.
Aşk
çıktı Sühan' in düşlerinin içinden birde Allah.
|