|
Babam
Paşa
ÇETEN
ben artık
bu dünyaya sığmam diyordum kendi kendime içime dönüp ideallerimin
dağlarına çıkmalıydım hayatın içinden bulutlardan dünyanın
seyrine bakmalıyım
onu diyordum bahar telaşla hareketine başladı bugünün
yarına girdiği gibi nehir gibi bende yatağımdan taşmıştım
düşüncelerimi nasıl
erteleyebilirdim sular altındaydı istiklalime giden yollar zor olsa
bile aşacağımı
biliyordum
ben huzur vadisinde yeşeren
güzelliğin üstüne hayat tarzımı inşa ediyordum
hayalimde oltasına takılan balık gibi kurtulamıyordum ideallerimden
aklıma almıştım hedefime yürümeyi bunu da başarmıştım üniversite
imtihanlarını başarıyla kazandım kapıların hepsi açıktı bana artık
gün sayıyordum bilmiyorum kendimi kalabalığın içinde buldum
tam bu sırada
müjdeli haber gelmişti babam ölmüştü çok sevindim yanımda
kim bilir içinden bana
neler söylemişti suratlarındaki nefretlerini bana
yansıtarak
yanımdan ayrılmışlardı bunun farkına vardım bu şehrin sevgi dağıtan
sokaklarında çarşısında pazarında yorulana kadar
gezdim
tabutun içinde
babamın bedeni yatıyordu kanserin acısı onu eritmişti on beş
saat sonra musalla taşındaki son durağına getirildi kalabalık insan
yığınları
tarafından dini vecibeleri yerine getirilerek toprağın karnına bir
tohum gibi düşmüştü
evimiz yağmur
gibi yüreklerimizdeki acıyı alanlarla doluydu taziye gece
yarılarına kadar sürdü
babamın
yakın dostları çocukluk arkadaşları sabaha dek oturdular onun
hatıralarını
bizim bilmediğimiz
yönlerini sırayla anlatıyorlardı bunlardan
birisinde babam gençliğinde
annemi istemiş vermemişler annemde saygısından
dolayı durumu büyüklerine söyleyememiş içi de alev alev kütük gibi
içini yemiş hastalanmış bunun üzerine babam iki katlı olan annemin
evlerinin bacasından urganı sarkıtarak bacadan inmiş ev halkı ölüm
uykusundayken annemin yattığı
odaya girerek oradan alıp kaçırmış böylece annem hastalığından
kurtulmuş
babamla evlenmişler ilk ve tek çocuğu ben olmuşum babamın dostu
arkadaşı
gödek dursun böyle söylüyordu annem de bir hatırasını anlatıyordu
babanla üç
yıllık evliydik sen daha doğmamıştın oğlum şu gördüğün yamaçların
vadilerin kaşı
gözü kirpiği yok çapar bir çocuk gibiydi bu topraklar buralara
babanla birlikte
gençliğimizin
yiğit
zamanında meşe çam kestane çınar ağaçlarıyla
buradaki gördüğün ormanlığı işte o zamanlar fidanlarını diktik Allah
da suyunu
bol verdi bir gelin duvağı gibi güzel bu ormanlık insan bakmaya
kıyamaz oğlum
sen üç yaşına gelmiştin ocak ayıydı kış bütün gücüyle acımasız bir
şekilde
hükmünü sürdürüyordu sanki gökyüzünden güneş kaybolmuştu kar bir
metre
boyunda gece ayaz gündüz ayaz yer gök buz tutmuştu demir gibi
babanın
merhameti amansız kışa meydan okuyordu, allah'a hamd edip ağlardı bu
kış
gününde ormanda yaşayan yaban hayvanları ne yer ne içerler der
ellerini
dizlerine vurarak ağlardı
bizim
zenginliğimiz
yerindeydi oğlum
o baban var ya rahmetlik
arkadaşlarını çağırırdı gödek dursun hamdi ali dayı muhacir hüseyin
hiç
unutmadım o gün bize gelen babanın arkadaşlarını baban durumu onlara
anlattı
arkadaşları da ağlamaya başladılar zenginliğimiz
yerindeydi elliye yakın büyük
hayvanlarımız
beş yüze yakın koyun sürümüz vardı
hindilerin tavukların
kazların ördeklerin sayısını bilmiyorum
yüz
adet hindi iki yüz tavuk yüz adet kaz yüz adet ördek keserek
çuvallara
doldurdular ırmağın seçtiği ormana yakın yere götürmüşler
geldiklerinde gödek
dursunun sağ ayağının baş parmağı donmuştu sonradan kestiler baban
ve arkadaşları
ölüm tehlikesi geçirdiler kış bu kadar çetindi babanın yaptıkları
insanlar arasında duyuldu duyanlar çok sevinmiş onlarda kurda kuşa
yaban
hayvanlara yiyecek götürmeye başlamışlar bundan daha büyük kazanç
olur mu
derken annemin gözyaşları yanaklarından aşağıya iniyordu benim canım
anam
bu arada çaylar kahveler içildi sanki ara verdi sohbete diyordum ki
babamın
yakın arkadaşı hamdi
ilk
defa babamın ölümünden sonra anlatmayı vasiyet
ettiği durumu bize anlatmaya hazırlanırken belgesini
de bize veriyordu
babanın
okuma yazması yoktu ben ona her gün günlük tutardım bu ikimizin
arasında
kalırdı günlük tuttuğum belgeleri size verdim bol bol okursunuz
annenle ilgili bir şey söylemek istiyorum rahmetli baban derdi ki
bana hamdi ben sanki cennette
yaşıyorum
karımın gözleri maviydi ben ona göğ gelin derdim
hayatım boyunca yaptığım güzel işlerde onun parmağı vardır elinizde
babanızın
günlük defteri ayrıntıları açıp
okursunuz bir yerde ben
de rahmetlinin
katibiydim hakkım
helal olsun hamdi hamdi göğ gelin sizin anlattıklarınız ne ki
daha neler neler onlardan ondan söz etmiyorsunuz unuttunuz mu yoksa
dinleyin
dinleyin
muhacir hüseyin ben anlatayım
meclis kararıydı
ezanlar
türkçeleştirilmiş kuran toplatılmıştı yasağa uymayanlara hapislik
verilirdi o günlerde baban ortaya çıkarak isyan ediyordu duruma hiç
kimseden
çekinmiyordu baban Çanakkale gazisiydi madalyası vardı din ve
istiklal uğruna düşmanla göğüs göğse savaşmıştı diyordu babanı biri
jurnal etmiş devlete her
kimse
bilinmiyordu
jandarmalar geldi başlarında
komutanlar hepimizin yürekleri ağzımızda
topluluk korku içindeydik
gelen askeri yetkili babana dedi ki niçin kanunlara
uymuyorsun kumandan bey size saygım sonsuz vicdanım bu kanunu asla
kabul
etmiyor size istiklal madalyasını geri veriyorum onu meclisin
kapısının önüne
asın sonra gelin beni
de burada darağacında asın bak kumandan bey şu
gördüğün
ormanlığı ben yetiştirdim bunlar vatanın askeri gibi namusumuzu
vatanımızı korurlar isyanım dinime yapılan yasağıdır ölürsen bu
kararımdan
dönerim
kumandanın
dudakları titremeye başladı gözleri yaşardı babanın samimi
itirafını kabul eder gibiydi bir daha hiç gelen olmadı
oradakiler muhacir hüseyin
yine kurcaladın geçmişi dedi ne var ki bunda
beyler
artık herkes biliyor o günleri
babamın
dostlarının anlattıkları taziye gecesinde sabaha dek sürdü her
birinin söylediği hatıraları taze meyve gibi ağzımızı
tatlandırıyordu heyecanımı
artırıyordu aklım bir kasırga gibi dönerken ideallerim yatağımda
dölleniyordu
ayaklanarak hırsımı kendimden kovmuştum toprağa giren su gibi
ferahladım
şuurun kapısını açtım can alan odasına girdim bir kalem bir kağıtta
adım yazılıydı
üstünde babamın damarlarında o bende ben onda aklımın zirvesine
çıkmıştım babamın idealleri her şeyin önündeydi ve
ben ona koştum
|