Yalnızlık ve Gerekliliği Üzerine Düşünceler

Mehmet OKUMUŞ

 "Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın/Kulaklarım komşuların ayak sesinde;/Varsın gene bir yudum su veren olmasın/Başucumda biri bana su yok desin de."

Yalnızlık; aşk, inanç, gibi hakkında yerle gök arasında söylenmemiş pek söz kalmayan, bulunulan duruma göre yerilen, önemsenen yahut salıklanan, bir tercih ediştir. Tanımlama gereksinimi hasıl olduğu zaman, bundan ziyade teorik ve pratik tanımlamalar yapılabilir. Ancak, tanım yapmanın zorunlu olduğu bir konu olmamakla beraber, en azından tarifini yapmak akl-ı selim bir tutum olacaktır.

Öncelikle insan denilen varlığın bu tür metafizik ağırlığı bulunan, biraz da 'müteşabih' olan mevzularda 'ne olduğu' sorusunu sorması acziyetiyle doğru orantılı bir davranış türü değildir. Daha ziyade 'ne değildir' veya 'ne olmadığı' sorgulanırsa 'bir şeyin ne olduğu' zaten insana kalacaktır. Hem böylece; aramak gayretinin yorgunluğuna düşülmeyecek ve geriye kalan sonucu değerlendirmek daha da kolaylaşacaktır. Ayrıca ‘yalnızlık nedir?” Sorusunun cevabı bu hali tanımlamakla başlayacak fakat bitmeyecektir. Bitmemek üzerine kurulmuş bir yaşama yeri burası değildir. İnsana biçilen ömür, zamansal açıdan bir şeylerin tarifini yapmaya ya da sorgulayıp cevap beklemeye değil de 'yaşanmasına' daha müsaittir. Tarifi şu şekilde yapabiliriz:

"Yalnızlık beraber olmamaktır'. Bu beraber olmayışta iradenin reddetmesi gerekenlerin en başında 'hayatı tercih ediş' gelmektedir. Hele bir de bir sanat adamından, edebiyatçıdan veya bunların biraz daha tepesinde olduğu muhakkak olan şairden bahsediyorsak, bu tercihi yapmanın elzemiyeti insanın aklına mukayyet olamayacağı derecede artar. Hatta gereksinim olmaktan çıkıp zorunluluğa, belki de mükellefiyete dönüşebilir. Çünkü kalemin, kelamın, kelimenin bunları taşıyan ve i'rad eden üzerinde, hakları vardır. Bu hakların irdelenmesi, zikredilen tavrın kıyısına insanı bırakıverir. Yalnızlığın. Eğer ki yalnızlık; şiirin varlığını bir yol olsun tanımış iradenin tercih alam dışında kalır, tavır olarak eylemlerine sirayet etmezse mısraların dizilimine yardım eden sözün o varlıktan intikam alması pek uzak değildir demektir. İntikam, muhtemeldir ki; kanlı bıçaklı olmayıp, tereyağından kıl çekmek zorluğunda ve sözün şairden uzaklaşması şekliyle tezahür edecektir. Sözü bir defalığına da olsa kendinden ıratmak kaderin kedere dönüşmesinin altına imza koymaktan ne ötedir ne de beri. Çünkü yalnız olmak şair olanın kendisine karşı borcudur. Kefil gösterilmesi mümkün olmayan bir borç. Dünya, hissiyatı derin olanları, ayrıksıları, aklını ve kulaklarım hayatın o kolay, sıradan ağzına dayamayıp gözlerini istikbalin ve gaybın hayrına dikenleri üstünde yaşatmaktan pek hazzetmez. Onun hazzına mazhar olmak daha hafif meşrep bir tercihi gerektirir. İşte burada, bu hafifliği kader olarak kendine yazan 'mikro tanrının' yaratıcı karşısında bahane üretme alternatifi öyle aza inmiştir ki koptu kopacak bir hal alır ve insan yokluğa doğru kaydırır kendini. Yokluksa artık var olanlar için mümkün olan bir münezzehlik makamı değildir. Allah bir kere varlığı yazmıştır nitekim. Yokluk yoktur.

Yukarda alıntıladığımız şiir Kemalettin Kamuya ait bir şiir. Şairliğin kendisine uğradığı ama kalmayı başaramadığı biri olan Kamu'nun serzeniş veya yakarışla, suyu veren olmasa da su yok diyen birini istemesi, beklemesi ve böyle birinin olmayışı acı denen ruh kanamasının yaşanabileceği gerçeğini ne kadar açığa vuruyor. Oysa şiirin neş'et ettiği dimağın bu tarz bir beraber olma isteğiyle dolu olması, yanında birilerini istemesi kısaca yalnızlığı göze alamaması oldukça abes bir durum. Cesareti öven tarihe uygun olmayan bir davranış biçimi… Şu temsil durumu biraz daha netleştirir; kurdun boynu kalın oluşunun sorgusuna verdiği cevap illaki bir insanın ağzından çıkmıştır ve o ağzın bu soruya cevabı (boyunla alakalı olmaması ayrıca güzeldir) kendi işini kendisinin yapıyor olduğunu cümle hayvanata duyurmasıdır. Kurt kendi işini kendisi yapmakla yalnızlığı tercih etmiş boynunu kalınlaştırmıştır. Boynu kalın olmaksa zenginliğin göstergesidir. Baş daha sağlam taşınır.

Varlık olarak yerde yaşamak mecburiyetiyle karşı karşıya kalanlar arasında genel anlamıyla edebiyatla yani sözle uğraşanlar, yalnızlık tercihini yapmakta bozuk cümleler, mütereddit davranışlar sergilenmemelidir. Eğer susamış iseniz ve su vereniniz yoksa, su yok diyen birilerinin önemi azalmaktan ziyade biter. Su yoksa siz biteceksiniz. Çünkü, bu durum için ağza, edebiyat uğraşıcıları, özellikle de şairler için gerek yoktur. Tercih yahut tavır olarak taşınması gereken haldir yalnızlık. Çünkü; 'Yalnız olmak sarp bir asalettir.'.