|
Ne Söylense Eksik Kalmış Kahramanlık Üstüne
Kenan YAŞAR
"Kahramanlığın" olumlu bir çehresi hep vardır zihnimizde. Yiğitlik
ve mertliğin adresi, adaletin ve özgürlüğün sembolüdür kahramanlar.
İnce bir tül atılmıştır üstlerine; hataları göstermeyecek, olumlu
yönlerin olduğu varsayılacak ya da şartlanmışlığı sağlayan bir
örtü...
Kahramanlığın
ve kahramanların doğumu sanıldığının aksine çoğu zaman tarihsel
koşullar değildir. İnsan toplulukları bir takım hesapların tutması
için oluşturulan yapay korku ve kaygılarla kahramanı önce zihinlerde
döller. O zihinler münbittir. Gerektiğinde gerektiği kadar kahraman
doğurur.
Şartların
gerektirdiği insanca bir duruş sergilemeyi bir yana bırakırsak,
bazen de kahraman olmaya karar verenler kahramanlık için gerekli
ortam ve şartları kendileri oluştururlar. Kendini adamak için,
kendisiyle özdeştireceği bir kahraman arayanlar, kahramana nefes
alıp hayata kahramanca başlaması için ilk şaplağı atan, ya da ilk
hayat öpücüğünü sunan kişilerdir.
Suların
bulanmadan durulmayacağını bilenler, yeni yetme kahramanlarla büyük
bir kaos oluştururlar ve anarşist bir yapıdan istedikleri gömleği
biçer, diker ve kahramanın önderliğinde halka giydirirler. Bu gömlek
bazen dar gelir, bazen geniş. Böylelikle kaos kozmoza döner. Sürgit
yaşamda Kahramanları türetenler, kendilerinin hareket alanını
genişleten ve kurallarını kendilerinin koyduğu kahramanlık
çağlayanlarının kurumasını istemezler.
Liderler ya da
kahramanlar öyle mit'leştirilir ki etrafındakiler gibi kendileri de
şairin bir ressam için söylediği " Eline kalem alsa resim levhasının
semasında kuyruklu yıldız ortaya çıkar. Duvara bulut resmeylese
dünyaya yağmur yağar. Kış mevsiminde gül bahçesi resmeylese bahar
kokuları yayılır" şeklindeki mertebeye çıkarılır. Şeyh uçmaz
müritleri uçurur misali… Kahraman da, kahramanlığını cilalamak ya da
durduğu zemini kaybetmemek için, bir müddet sonra, sürmeden gözü,
ağızdan sözü çalar hale gelir.
İlle de
kahraman olma, kahraman bulma amacı kelimenin tam anlamıyla
deliliktir. Deli diye tuhaf, güvensiz, normal insanlarınkinden
farklı yaşayanlara denir.
Kendi
dünyasında yaşayan insan delidir, şizofrendir ama zararı kendinedir.
Ne zaman ki kendi dünyasını dış dünya ile aynileştirmeye kalkarsa
tehlike çanları çalmaya başlar.
Kendi
dünyasında yaşayanlar mı yoksa başkalarının kellesi üzerine
yükselenler mi gerçek deliler? Neden yüreğimiz bazen kaybedeni bazen
kazananı tutar? Bu bir meşruiyet sorunu değildir. Olaylar ustalıkla
o mecraya çekilmek istendiği için hiç fark etmeden öyle düşünürüz.
Oyunun kuralı;
iki aslanın çarpışması ya da iki horozun kavgasıdır ve merhamet eden
merhamet görmez. Önemli olan kahramanlığa kalkılacak ortamları yok
etmektir.
Her kahraman
insanlığa borçlu gider..
Bencilliğin,
menfaatçiliğin ve dayatmacı modern hayatın doğurduğu koşullar
"kurtarıcı" ve "lider" kavramları kadar olmasa da kahramanlığı
olumsuzlamaya başlamıştır. Çarpık düzenin ürettiği, ahlaksızca
kendini teşhir eden sanatçı müsveddesi sanal kahramanlar bu süreci
hızlandırmaktadırlar ki bunlar dünün helvadan putlarının yerine
ikame olan; babalar, krallar, kraliçeler, starlar, sultanlar,
imparatorlardır.
Hayat çizgi
filmlere benzemez. İnsanlar arasında patlayan bomba, çizgi film
kahramanları gibi sağ bırakmaz.
Kahraman olma
beklentisi bazen Don Kişotlar türetir ki en zararsız olanlar
bunlardır. Buna karşılık bazen de Hitler gibi, Stalin gibi olanlar
türer ki bunlar bırakın çizmesine kan bulaşmasını, boğazına kadar
kan içindedirler.
Bir gün şeytan
büyük bir malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmış. Merdivenlerin
başında bağlı kuzunun ipini biraz gevşetmiş. Kuzu az ötedeki aynadan
ürkmüş ve çarpıp aynayı kırmış. Çıkan gürültüye evin hizmetçisi
gelmiş ve kızgınlıktan kuzuya bir tekme atmış. Kuzu merdivenlerden
düşünce ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmüş. Bu sırada
evin uşağı gelmiş. Olanlar için hizmetçiyi hafifçe itmiş. Kadın
dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp boynunu kırmış. Sesi
duyan evin hanımı gelmiş, dövmek için uşağın üstüne hızla gelen
kadın da ona çarpıp merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş. Evin beyi
gelip de olanları dinleyince belinden silah çekip uşağı vurmuş ve
sonra kendi kendine eyvah ben ne yaptım diyerek silahı çekip bir
kurşun da kendine sıkmış. Bütün bu olanları bir kenardan izleyen
şeytansa sırıtarak "Ben hiçbir şey yapmadım ki. Sadece acıyarak
kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar..." demiş...
Boynumuzdaki
ipi gevşetmek için kahramanlığa kalkan ve alkışlarımızı eksik
etmediğimiz Hitlervari kahramanların niyetleri farklıdır. Amaçları
ilk domino taşına dokunup bir düzeneği tamamen bozmak. Benim niyetim
dünya barışı, benim amacım insan hakları diyenler haksızlıklarının
kendi gerekçelerini üretirler. Demokrasi istekleri bile kuzunun
boynundaki ipi gevşetecek şekilde yapılıyor.
Cioran,
"Ateşli bir kafa yapısına sahip birini mi gördünüz; emin olun ki
onlar arkalarında cesetlerle dolu bir yeryüzü bırakırlar" der.
Bence de hız
felakettir ama kahraman olma hırsı çok daha büyük felakettir.
Aslında bir bakıma kahraman istemek felaket istemektir.
Kahramanlık
sonuna kadar gitmeyi gerekli kılar. Başarısız kahraman olmadığı gibi
yarım kahraman da yoktur. Sonuna kadar gitme küçümsenmemelidir. Zira
büyük bir uygarlık meydana getiren Aztekler sırf "sonuna kadar
savaşma" anlayışı olmamasından dolayı savaşta yenilip tarih
sahnesinden çekilmişlerdir. Onlarda düşmanı tümüyle yok etmenin
anlamı yoktu.
Kahraman olmak
zorunda kalanlara elbette sözümüz olamaz. Kahraman olmak için
alabildiğince hırslı hareket edenler ellerindeki kanı bile isteye
bulaştırırlar. Ancak iktidarı ve gücü elinde tutanlar kendilerini
özne olarak görürler. Diğer insanlara nesne olmak görevi düşer.
Uluslararası
düzeyde ise kahraman olmaya özenenler kendilerinde olmayanı vermek
vadiyle ortaya çıkarlar. Cips ve cola kadar gerekliliğine
inandırılan demokrasi yola çıktı mı bir kere sakınmak lazım serseri
mayın gibi nerede patlayacağı, ne felaket getireceği belli olmaz.
Başkasının
köyünde kahraman olmaya soyunanlar, postlarını serecekleri yere kan
bulaştırırlar. Rugan ayakkabılarını kanla boyarlar. Döktükleri kan
kadar petrol alır ve onu satar kadehlerine viski yaparlar.
Başkalarının hayatını bilgisayarda bir oyun varsayarlar. Dolayısıyla
bunlar kahramanlık adına nesne olarak gördükleri üçüncü sınıf
nitelemesi yaptıkları insanların kanını içen vampir kahramanlarıdır.
Bu ise bizim dünyamıza ait değildir. Araçlarıyla giderken kazara
çarptıkları kuşların yasını tutan bir milletin merhamet anlayışını
her şey petrol için, her şey kapital için diyenlerin idrakinin
alması mümkün değildir.
Benjamin
Franklin "İnsanlar her zaman kahraman olamazlar ama her zaman insan
olabilirler" der. Necip Fazıl da sahte kahramanlardan bahseder.
Şimdi durup
düşünmek lazım, çağın ihtiyacı eline kan bulaşmış, çizmesi
gözyaşıyla ıslanmış kahramanlar mıdır, merhamet merhemine sahip
insanlar mı?
Her kahramanın
çizmesi bir miktar kan kokar.
Eli kanlı
Kahramanlar yüzünden parçalanan ruhları mıknatıs gibi birleştirme
görevi sevgiyi kuşanan merhamet erlerine düşer. Bu görevde tüm
duygu ve heyecanları yüreklere yükleyen ve dizginini bize veren
erdem, olması gerekene hizmet eder.
Evet, çok şey
söylenmiştir kahramanlık üstüne ama yine de, ne söylense eksik
kalmış kahramanlık.
|