|
Anton Çehov’un Bir Hikayesine Dair
Metin DEMİRCİ
Biz Anton Çehov'dan bir hikaye ele
alacağız ve bu hikaye üzerinde bazı konuları irdeleyeceğiz. Bu
irdeleme sonucunda hem Anton Çehov'un eseri hakkında bilgilenmiş
olacağız hem de hikaye yazarken göz önünde bulundurulması gereken
kurallara dikkat çekeceğiz.
Vakıayı, Anton
Çehov'un "Bukalemun" adındaki hikayesini bizzat yayınlamak yoluyla
tespit etmeyi uygun bulduk. Vakıamız meydandadır. Okuyucular
göreceklerdir ki olay Rusya'da geçmektedir. Bir pazaryeri,
çevresinde esnaflar… Sakin bir vakitte, sakin bir ortamda bir
komiser ve yardımcısı… Biraz üzüm kotarmışlar sakin sakin
gidiyorlar… Birden bir vaveyla kopuyor. Bir ufak köpek ve peşinde
bir adam… Köpek üçayak üzere var gücüyle kaçıyor ardından bir adam
kovalıyor… Adam köpeği kuyruğundan yakalıyor. Viyaklamalar
ciyaklamalar ortalığı hareketlendiriyor. Gürültü komiserin dikkatini
çekiyor esnaf toplanıyor…
Şimdi olaya
Anton Çehov'un "bukalemun" adlı hikayesinden devam ediyoruz:
Baş komiser
Oçumelov kalın paltosuna bürünmüş, elinde paket, pazarın içinden
geçiyordu. Arkasından ise kızıl saçlı bir polis memuru, elinde içi
biraz evvel el koydukları üzümle dolu bir kalbur, sallana sallana
geliyordu. Etrafta bir sessizlik vardı… Pazaryerinde in, cin top
oynuyordu… Küçük dükkanların ve meyhanelerin kapıları ardına kadar
açık, tıpkı açlıktan nefesleri kesilmiş ağızlar gibi, hazin hazin
Allah'tan medet umuyorlardı. Görünürlerde bir dilenci dahi yoktu.
Aniden birinin sesi Oçumelov'un kulağına çarptı. "Demek sen
ısırırsın ha, seni gidi pis köpek! Bırakmayın, kaçmasın çocuklar!
Isırmak artık serbest değil bu memlekette. Tutun şunu! Uff!"
Bir köpeğin
cıyaklamaya benzer havlaması işitildi. Oçumelov sesin geldiği tarafa
dikkatli dikkatli baktı ve şunu gördü. Kereste tüccarı Piçugin'in
bahçesinden taraf bir köpek üçayağının üzerinde koşarak geliyordu.
Arkasından da yakası kolalı basmadan bir gömlek giymiş, yeleğinin
düğmeleri açık, bütün vücuduyla öne eğilmiş birisi koşarak takip
ediyordu. Adam ayağı bir şeye takılmış gibi kösteklendi fakat
köpeğin kuyruğu ile arka ayaklarından birin ele geçirdi. Köpek
cıyaklar gibi bir daha havladı ve yine bir ses "Bırakma,
Kaçmasın!"diye bağırdı. Uykulu suratlar kafalarını dükkanlarının
kapısından dışarıya doğru uzattılar ve kısa bir zamanda, sanki
aniden yerden bitmiş gibi, büyük bir kalabalık kereste bahçesinin
etrafında toplandı.
"Birisi halkın
sükunetini ihlal ediyor olmalı, Beyefendi!" diye polis memuru
mırıldandı.
Oçumelov
döndü, sert adımlarla kalabalığa doğru yürüdü. Tam kerestelerin
yığıldığı bahçenin kapısı önünde, yukarıda tarif edilen, yeleğinin
düğmeleri açık adamı gördü. Adam sağ elini havaya kaldırmış, kanayan
parmağını toplanan ahaliye gösteriyordu. Sanki şu sözler; " Ben sana
gününü gösteririm, seni rezil köpek!" sarhoş kitabına yazılmış
gibiydi ve kanlı parmağını da adeta zafer bayrağı gibi sallayıp
duruyordu, Oçumelov bu herifi çok iyi tanıyordu: Kuyumcu Kuryukin.
Ve tam kalabalığın ortasında, ayrık ön ayakları üzerine çökmüş suçlu
oturuyordu. Sivri burunlu, sırtında sarı bir leke bulunan bu beyaz
Borzoy cinsi köpek yavrusunun bütün vücudu korkudan tir tir
titriyordu. Yaşlı gözlerinde korku ve perişanlığın ifadesi
okunuyordu.
Oçumelov
kalabalığı omuzlayıp orta yere doğru ilerlerken,
"Ne oluyor
burada?" diye sert sert sordu. "Ne işiniz var burada, niye
toplandınız? Sen; parmağını niye havada tutuyorsun? Demin bağıran
kimdi?"
Önce şöyle bir
öksürdükten sonra, Kuryukin:
"Efendim, ben
kuzu kuzu yolumda yürüyordum," diye lafa başladı."Mitri Mitriç'le
halledilecek bir işim vardı burada ve aniden, hiç ortada bir sebep
yokken, hiç ortada bir sebep yokken, şu lanet şey parmağımı ısırdı…
Benim sanatım zor bir sanattır ve de parmağımın yaptığım işe rolü
çok büyüktür. Bana tazminat ödemeye mecbur edin sahibini kim bilir,
belki de parmağımı bir hafta oynatamayacağım. Kanun demiyor ki,
efendim, biz azgın hayvanlara baş eğelim. Eğer herkesin köpeği
ısırmaya başlarsa, hayat çekilmez bir hale gelir…"
Oçumelov kesik
kesik öksürdü, kaşlarını çattı ve "Hımmm… peki, peki" diye sert sert
söylendi. "Pekala pekala… Kiminmiş bu köpek? Bu işi burada
bırakamayız. Ben onlara, köpeklerini böyle başıboş etrafa salmak ne
demekmiş öğretirim! Kanunlara saygı göstermeyen beylere ders
vermenin zamanı geldi! Hangi alçak herifinse, cezayı yiyip
akıllansın! Köpekleri, hayvanları başıboş sokağa bırakmanın ne demek
olduğunu ben ona öğretirim? Ben ona Hanya'yı Konya'yı gösteririm!
Lafının burasında "Eldirin" diye bağırarak polis memurunu yanına
çağırdı ve devam etti." Hemen köpeğin kime ait olduğunu bul ve
derhal bir zabıt tut. Ve hiç vakit kaybetmeden köpeği götürüp imha
etmek lazım. Belkide kuduzdur… Kimin köpeği bu, soruyorum?"
"Zannederim
General Jigalov'un" diye bir ses kalabalığın arasından yükseldi."
"General
Jigalov'un mu dedin? Hımmm… Eldirin, yardım ette şu paltomu
çıkarayım… Off, amma da sıcak bastı ha! Yağmur sıcağına benziyor."Oçumelov
böyle dedikten sonra Kuryukin'e döndü ve:
"Anlamadığım
bir şey varsa, o da şu-nasıl oldu da seni ısırdı. Nasıl oldu da
parmağına ulaşabildi? Bu küçücük bir köpek, sen ise sırık gibi
herifsin! Belki de parmağına çivi falan battı ve sende bir yerden
tazminat koparabilmek için böyle bir şey uydurdun. Ben senin
gibileri çok iyi bilirim! Hilekar şeytanlar!"
"Herhalde sırf
şaka olsun diye, yanan sigarasını zavallı köpeğin burnunda söndürdü,
efendim. Ve hayvan da müdafaa etti. Aptal değil ki! Hem bu Kuryukin
her zaman böyle sakarlıklar çıkaran belalı bir adamdır, efendim"
diyerek polis memuru fikrini ileri sürdü.
"Yalan söyleme
ulan sus! Böyle yaptığımı gözünle gördün mü, niçin iftira atıyorsun?
Baş komiser Beyefendi akıllı bir beyefendidir ve kimin yalan
söylediğini pekala bilir. Eğer yalan söylüyorsam, mahkemelerde
sürüneyim! Kanunda yeri var… Bütün insanlar eşittir diye. Benim de
polis kardeşim var, haberiniz olsun…"
"Münakaşa
istemez!"
"Hayır, hayır
bu General'in köpeği değil". Polis memuru derin derin düşündükten
sonra karara varmış gibi konuştu. "General'in buna benzer bir tek
köpeği yok. Onun bütün köpekleri avcı köpekleridir."
"Emin misin?"
"Hem de çok
çok eminim, efendim."
"Ve haklısın
da! General'in köpekleri pahalı, cins köpekler. Ve bir de şuna
hele-şuna bak! Çirkin, pis ve üstelikte uyuz mu uyuz! Böyle bir
köpeği hangi cehenneme beslerler, bilmem ki? Serseri herifler! Eğer
böyle bir köpek kendisini Moskova ve Petersburg'da bulsa, başına ne
gelir bilir misin? Kimse kanun falan dinlemeden bir dakika içinde
imha ediverir! Evet, Kuryukin, sen davanda haklısın ve bak
söylüyorum, sakın bu işi burada bırakma! Tazminat davası dava aç!
Sahibi kimse iyi bir ders alsın! Aklı başına gelsin…"
"Her şeye
rağmen, yine de General'in köpeği olabilir" diyerek polis memuru
sesli sesli düşündü." İnsan böyle bakmakla bilemez ki. Hatırlıyorum,
geçenlerde General'in bahçesinde tıpkı buna benzer bir köpek
görmüştüm."
"Elbette
General'in köpeği!" diye bir ses kalabalıktan yükseldi.
"Hımmm! Yardım
ette şu paltomu giyeyim.. Eldirin… Pis bir rüzgar çıktı. Soğuktan
bütün vücudum titriyor. Al şu köpeği, götür. General'in evine ve sor
bakalım onların mı? Benim bulduğumu ve gönderdiğimi söyle. Ve tembih
et, yalnız başına sokağa salmasınlar. Belki de pahalı bir köpektir
ve her hayvan herif her aklına estiğinde sigarasını hayvancağızın
burnunda söndürmeye kalkarsa, kısa zamanda köpekte can kalmayacak.
Köpek nazik bir hayvandır. Hey, sen; indir elini aşağıya taş kafa!
Serseri parmağını herkese gösterdiğin yeter! Senin kendi kabahatin…"
"İşte bak,
General'in emirleri geliyor, ona soralım…"Hey ahbap, Prokhor! Gel
buraya babalık! Hele bir bak şu köpeğe… Sizin köpek mi?"
"Daha neler!
Hayatımızda böyle bir köpek beslemedik!" "Öyleyse daha fazla
soruşturma yapmaya gerek yok" dedi Oçumelov." Sahipsiz, başıboş bir
köpek. Daha fazla burada durup konuşmanın manası var mı? Sana
köpeğin başıboş olduğu söylendi Eldirin, daha ne bekliyorsun? Götür
imha et ve bu meselede böylece kapansın?
"Bizim köpek
değil," diye Prokhor lafına devam etti." Bu bizim General'in
kardeşinin köpeği. Kendileri henüz bir müddet önce geldiler. Bizim
General Borzoy cinsi köpeklerden hiç hoşlanmaz. Ama kardeşi
beğeniyor…"
"Ne General'in
kardeşi geldi mi? Vladimir İvaniç hazretleri teşrif buyurdular demek
ki? Oçumelov, zevkten kendinden geçmiş bir şekilde haykırdı.
Suratındaki tebessüm genişledikçe genişliyordu.
"Vay canına!
Şu hale bak! Kendisini karşılamayı ne kadar istedim ve haberim
olmadı! Temelli kalmaya gelmiş değil mi?"
"Evet öyle."
"Vay canına!
Şu hale bak! Kendisini karşılamayı ne kadar istedim ve haberim
olmadı! Demek bu köpek onun? Ne kadar memnun oldum! Al götür…
Ne kadarda
şirin, cici şey! Hiç parmak ısıracak hali var mı şu minnacık
hayvancağızın? Hah-hah-ha! Gel bakim oğlum, gel, titreme artık!
Kuçu, kuçu… Hırr… Küçük yaramaz bir parça kızgın… Ne tatlı köpek
yavrusu, Yarabbi"
Prokhor köpeği
çağırdı ve kerestelerin yığıldığı bahçeden beraberce geçerek
uzaklaştı. Toplanan halk Kuryukin'e kahkahalarla gülüyorlardı.
"Ben sana bir
daha gösteririm!"diye Oçumelov onu tehdit etti ve kalın paltosuna
sarılarak pazarın içinden yoluna devam etti.
"Bukalemun"da
Başlık:
Çehov bu
hikayede "Bukalemun" kelimesiyle tam isabet kaydetmiştir. Anlaşılan
yazar yazmaya başlamadan önce başlık için epey çaba sarf etmiş.
Ayrıca "Başlığın seçilişi hikayeye bir çerçeve hazırlamalıdır"
kuralına uymuştur. Yine hikayesine uygun bir başlık koyması yazarın
ne yapmak istediğinden emin biri olduğu anlamına gelmektedir.
Hikaye de
"Bukalemun" kelimesi hiç geçmiyor ama anlam olarak "Bukalemunluk"
her yere serpiştirilmiş. Karakterlerin her biri birer bukalemun.
Hatta bahse konu olan köpek bile müthiş bir bukalemun tip. Hayvan
hem bir süs köpeği hem de sokaklarda sürtüyor. Görüntüsü ile konumu
farklı bir köpek.
Çehov
özellikle seçmiş bu köpeği. Eğer Çehov bu köpek yerine bir kurt
köpeğini tipleseydi herhalde Oçumelov ve diğerleri o kadar rahat
renk değiştiren Bukalemunlar olmayacaktı.
Komiser de
resmen bir "Bukalemun". Hakeza polis memuru da öyle. Kuryukin
onlardan aşağı kalır yanı olmayan birisi. Kuryukin'in aynı zaman
diliminde polis memuruna ve komisere tavrı; adaletten, haktan,
hukuktan, eşitlik ve yasalardan dem vururken öte yandan mahkemede
dayısından ve kendi kardeşinin de polis olduğundan bahsetmesi tam
bir bukalemunluk…
Yaşlı Prokhor
ise bir "Bukalemun" timsali. Bu köpek Generalin değil, kardeşinin
köpeği deyip kestirip atmıyor, parça parça ifade ediyor olayı. Önce
hayatında böyle bir köpek beslemediğini, generalin böyle bir köpeği
olmadığını ve olamayacağını söylüyor ve komisere bukalemunluk
yaptırıyor, sonra bu köpek generalin değil kardeşinin diyerek
generalin yüreğini ağzına getiriyor. Anlaşılan Prokhor sadece
"Bukalemun" değil aynı zamanda kişilerin bukalemunluklarını
sergileyişinden zevk alacak kadar ileri derecede bukalemun bir tip.
Çehov, acaba
yazarda mı bukalemun dedirtecek kadar bukalemunca bir yazım
sergilemiş bu hikayede.
Ayrıca
hikayenin başlığıyla bu hikayenin yoklamasını yapmak da mümkündür.
Al eline Bukalemun sözcüğünü, hikayedeki her cümleye ve her kelimeye
çağrı yap, her biri burdayım diye cevap verecektir. Velhasıl
hikayenin tüm girdisi çıktısı hikayenin başlığı olan "Bukalemun"
sözcüğünden sorulmaktadır. Yaşar Kaplan'ın ifadesiyle söyleyecek
olursak "Bukalemun" kelimesi bu hikayenin nizamiye kapısı gibidir.
Çehov hikayesine sokacağı her şeyi nizamiye kapısında karşılamış.
Okuyucu da hikayeye hikayenin başlığından giriyor, hikayenin
başlığından çıkıyor. Bir başlarken göz atıyor okuyucu başlığa bir de
hikaye bittikten sonra. Nizamiye kapısından çıktıktan sonra herkes
bir kez daha bakmıyor mu, dönüp nizamiye kapısına.
Hikayenin
başlığı ile hikayenin yapısının ilgisi de o kadar muazzam bir uyum
arz ediyor ve insanda bu başlık atılmasaydı herhalde bu hikaye
yazılamazdı diye bir his uyanıyor.
Açıkçası
tesadüften bahsetmek imkansız bu hikaye için. Planlama ilk baştan
var. Gerçek o ki yaratıcılık bunu gerektiriyor. Duygu düşünce ve
hayallerden yapılacak bir öykü bile plansız, projesiz mümkün değil.
"Bukalemun"da
Karakter:
Çehov, basit
tiplerle bukalemun karakterler yaratmıştır. Üçayak üzerine koşan,
yaramaz; yerinde duramayan, yaramazlığının yanında yakalanınca masum
bir pozisyon alan bir küçük köpek. Ancak bu sadece bir tip; bir
karakter olarak bukalemunluk sergilese de ikinci planda kalıyor.
Hikayenin
önemli bir kişisi Kuryukin. Bir köpeğin peşinde koşan inatçı bir
tip. Ortalığı karıştırıcı bağırtlak birisi. Ancak bu Kuryukin köpek
kovalayan kimse ama aynı zamanda tezat teşkil eden bir giyim tarzına
sahip. Basmadan kolalı bir gömlek giymiş, yeleğinin düğmeleri açık,
hafif ve dinamik birisi Kuryukin.
Kuryukin,
işini başkasına bırakmayacak kadar keskin birisi. Ama aynı zamanda
esnaf ve eşraf. Basit tezatlıklar onun karakterine zemin hazırlıyor.
Kuryukin, o günkü hareketlerine benzer değişik zamanlarda değişik
hareketlerle tanınan bir adam. Çünkü bu hikayenin sonunda esnaf ona
gülüyor, "Yine bir şey tutturamadın", diye. Ayrıca da, "Küçük
dükkanların ve meyhanelerin kapıları ardına kadar açık; tıpkı
açlıktan nefesleri kesilmiş ağızlar gibi hazin hazin Allah'tan medet
umuyorlardı. Görünürlerde bir dilenci dahi yoktu…" şeklindeki
ifadede dahi yine Kuryukin vardır.
Anlaşılan tüm
esnaf işsiz güçsüz bekleşiyorlar ve o arada Kuryukin, nafakasını
köpekten çıkarmaya kalkmış birisi.
Çehov bu
hazırlıklarla Kuryukin'e bukalemunluğu giydirebileceği bir alt yapı
hazırlıyor.
Diğer bir tip
ise komiser Oçumolov. Çehov, onu çok basit cümlelerle ortaya
çıkarıyor. Kalın paltosuna bürünmüş, peşinde bir kalbur üzüm taşıyan
polis memuru. Babacan tavırlı bir tip. Çehov fazla zahmet etmiyor
Oçumolov'un tipini çizmekte; çünkü bu tip, eskiden beri bilinen bir
model tip.
Hikayede
karakter yaratmada üç esas vardır; "orijinallik", "gerçek kişilerin
hayatlarından alınma", yahut da "çalıntı".
Çehov, bilinen
komiser tipinden yararlanarak okuyucuda "imaj tekniği" kullanmıştır.
Sonra bu tipe biçilen davranış kalıplarıyla karakteri biçimleniyor
"Bukalemun Komiser Oçumolov"un.
Polis memuru
ise komisere bağlı bir kişi şeklinde etkinleştirilerek bir yan
karakter olarak hikayede yerini almış.
Bu hikayede
bir de Prokhor var ki, onunla ilgili çok az tanıtım yapılmış. Sadece
" Gel buraya babalık!" sözüyle Prokhor'un yaşlı bir kimse olduğu
vurgulanmış. O da okuyucuda oluşacak imajlardan yararlanmak yoluyla
elde edilen bir tip. Ona da davranış kalıplarıyla bukalemun elbise
dikiliyor.
Bu tür bir
karakter yaratma "orijinal"dir. Belki de bunu ilk defa Çehov
gerçekleştirmiştir.
Hikayelerde
karakter yaratılırken, eski eserlerden alınan tiplerle, yazarın
kendi tanıdığı kimseler ve yazarın kendi kişiliği arasında değişik
ölçülerde bir karışım yapıldığını” söyleyenler de vardır.
Bazı
hikayeciler karakterlerinin davranışlarını dışarıdan izleyen bir
tutum içindedir, ama bazı hikayeciler de bunun aksine kendi
duygularını karakterlerine de yansıtırlar.
Her neyse de
Anton Çehov, karakter yaratmada bir dahi. Az ve öz cümlelerle
okuyucuların hayalinde istediği tipi biçimleyebiliyor.
"Bukalemun"da
Anlatım:
Çehov, bir
kameramanın objektifinden olayları takip eden bir kameraman gibi bir
anlatım tekniği takip etmiş hikayesini anlatırken. Bu anlatım
tarzını en iyi ve belki de ilk defa kullandığı için Çehov, modern
bir hikayeci olma özelliğini bir kez daha hak etmiştir.
Çehov
"Bukalemun"da bu anlatım usulünü gerçekleştirirken hikayenin
başlangıcında "şimdiki zamanın di'li geçmiş zaman kipini"
kullanıyor:
"Baş komiser
Oçumelov, kalın paltosuna bürünmüş, elinde bir paket pazarın içinden
geçiyordu. Arkasında ise kızıl saçlı bir polis memuru, elinde içi
biraz evvel el koydukları üzüm dolu bir kalbur, sallana sallana
geliyordu."
Hikaye boyunca
başlangıç paragrafında dört, ikinci paragrafta bir, üçüncü
paragrafta altı, bir tane de son paragrafta kullanılıyor birleşik
zaman kipi. Zaten anlatı kısımları az. "Di'li geçmiş zaman kipi" de
şimdiki zamanın di'li geçmiş zaman kipinden çok fazla değil. Hakeza,
anlatıdan çok, olayları okuyucuya göstermek gibi bir teknik
uygulandığından, okuyucu fazla sıkılmıyor okurken.
Hikayecilerde
"romantik tasvir", "natüralist tasvir", "çevreyi tasvir" şeklinde
anlatım tekniklerinin yanında, mektuplarla veya günlüklerle anlatım
teknikleri de kullanılır. Ayrıca hikaye, "birinci şahıs" zamiriyle
ya da 'A' dan 'B' ye anlatılan veya 'B' nin 'A' ya el yazmasından
alınmış intibası yaratılarak anlatmak gibi anlatım teknikleriyle de
gerçekleştirilir.
Yine "monolog"
şeklinde anlatım usulleri de kullanılır hikayelerde. "İç monolog" ve
"İç analiz" metotlarını da bu arada unutmamak gerekir.
Herhalde
Çehov'un anlatım metodu çok orijinaldir.
Kolay değil,
kameraların yaptığı işi sadece kelimelerle yapmak.
Çehov bu
hikayede hem hikaye etme anlatım şeklinden yararlamış hemde tasvir
etme anlatım şeklinden. Her iki anlatım biçimini dengelemiş.
Çehov
"bukalemun"da anlatıcı olarak üçüncü kişiyi seçmiş.
Dil çok sade.
Duru. Akıcı. Birlik içinde. Kısa ve uzun cümleler arasında ahenk çok
güzel. Açıklık her yönüyle mevcut. Çehov uzun cümleler kullansaydı
anlaşılmasında zorluk okunuşta sıkıcılık meydana gelecekti hikayede.
Çehov buna fırsat vermemiş uzun cümleler kullanmamakla anlatımını
iyi dengelemiş.
Çehov dilin
kurallarına uymuş. Kısaltılmış cümle, uzunluk-kısalık, noktalama ve
şahıs zamirlerinin kullanılışı, sıfatların durumu iyi ve bu durum
anlatım çeşitliliğini artırıyor.
Çehov ayrıca
fazla yardımcı fiil kullanmamış. Gereksiz tekrarlardan kaçınmış
bundan dolayı da anlatımda bir duruluk oluşmuş. Ayrıca hiçbir teknik
kelime yok. Olsaydı herhalde o kelimenin tanımını yapar, kurala
uyardı.
Velhasıl
bukalemunda başlık mükemmel. Konu net. Anafikir evrensel. Olay
hikayenin orta direği. İnsan omurgasının insan vücudunu ayağa
kaldırdığı gibi bukalemunda olay aynı görevi yerine getirmiş.
Karakter
çizimi de çok iyi. Anlatımda hareket, zaman, anlam, yer, kişi,
anlatıcı çok iyi.
Çehov ayrıca
çevreyi tasvir metoduyla anlatımı çok az kullanmış ama ayrıntılardan
seçmelerle bu işi tam kıvamında tutmasını bilmiş.
Sonuç:
Hikayede
başlık çok önemlidir.
Başlık yazarın
iç dünyasından dış dünyaya açtığı penceredir. Yazar hikayesine o
pencere ölçüsünde geçmeli, okuyucu da o pencere ölçüsünde hikayeye
girmelidir.
Hikayede ya
birinci şahıs ya da üçüncü şahıs şeklinde anlatım yapılmalı. Başka
anlatıcılar icat etmeye çalışmak hikayeden uzaklaşmaktır.
Hikayede
hikaye ederek anlatım, tasvir ederek anlatım esastır; ancak bu
anlatım usulleri çevreyi tasvir, mektup, günlüklerle anlatım, iç
monolog, iç analiz şeklinde çeşitlendirilebilir. Yine bu anlatım
metotlarına romantik tasvir, natüralist tasvir gibi usullerde
eklemek mümkündür.
Hikayede
ayrıntıya da çok önem verilmeli. Ayrıntının hikayedeki yerini iyi
kavrayamayan hikayecilerin hikayelerinin orijinallikten uzak ve
romansı hikayelerden oluşacağı hep göz önünde tutulmalıdır.
|