Anton Çehov’un Bir Hikayesine Dair

Metin DEMİRCİ

 
        Biz Anton Çehov'dan bir hikaye ele alacağız ve bu hikaye üzerinde bazı konuları irdeleyeceğiz. Bu irdeleme sonucunda hem Anton Çehov'un eseri hakkında bilgilenmiş olacağız hem de hikaye yazarken göz önünde bulundurulması gereken kurallara dikkat çekeceğiz.

Vakıayı, Anton Çehov'un "Bukalemun" adındaki hikayesini bizzat yayınlamak yoluyla tespit etmeyi uygun bulduk. Vakıamız meydandadır. Okuyucular göreceklerdir ki olay Rusya'da geçmektedir. Bir pazaryeri, çevresinde esnaflar… Sakin bir vakitte, sakin bir ortamda bir komiser ve yardımcısı… Biraz üzüm kotarmışlar sakin sakin gidiyorlar… Birden bir vaveyla kopuyor. Bir ufak köpek ve peşinde bir adam… Köpek üçayak üzere var gücüyle kaçıyor ardından bir adam kovalıyor… Adam köpeği kuyruğundan yakalıyor. Viyaklamalar ciyaklamalar ortalığı hareketlendiriyor. Gürültü komiserin dikkatini çekiyor esnaf toplanıyor…

Şimdi olaya Anton Çehov'un "bukalemun" adlı hikayesinden devam ediyoruz:

Baş komiser Oçumelov kalın paltosuna bürünmüş, elinde paket, pazarın içinden geçiyordu. Arkasından ise kızıl saçlı bir polis memuru, elinde içi biraz evvel el koydukları üzümle dolu bir kalbur, sallana sallana geliyordu. Etrafta bir sessizlik vardı… Pazaryerinde in, cin top oynuyordu… Küçük dükkanların ve meyhanelerin kapıları ardına kadar açık, tıpkı açlıktan nefesleri kesilmiş ağızlar gibi, hazin hazin Allah'tan medet umuyorlardı. Görünürlerde bir dilenci dahi yoktu. Aniden birinin sesi Oçumelov'un kulağına çarptı. "Demek sen ısırırsın ha, seni gidi pis köpek! Bırakmayın, kaçmasın çocuklar! Isırmak artık serbest değil bu memlekette. Tutun şunu! Uff!"

Bir köpeğin cıyaklamaya benzer havlaması işitildi. Oçumelov sesin geldiği tarafa dikkatli dikkatli baktı ve şunu gördü. Kereste tüccarı Piçugin'in bahçesinden taraf bir köpek üçayağının üzerinde koşarak geliyordu. Arkasından da yakası kolalı basmadan bir gömlek giymiş, yeleğinin düğmeleri açık, bütün vücuduyla öne eğilmiş birisi koşarak takip ediyordu. Adam ayağı bir şeye takılmış gibi kösteklendi fakat köpeğin kuyruğu ile arka ayaklarından birin ele geçirdi. Köpek cıyaklar gibi bir daha havladı ve yine bir ses "Bırakma, Kaçmasın!"diye bağırdı. Uykulu suratlar kafalarını dükkanlarının kapısından dışarıya doğru uzattılar ve kısa bir zamanda, sanki aniden yerden bitmiş gibi, büyük bir kalabalık kereste bahçesinin etrafında toplandı.

"Birisi halkın sükunetini ihlal ediyor olmalı, Beyefendi!" diye polis memuru mırıldandı.

Oçumelov döndü, sert adımlarla kalabalığa doğru yürüdü. Tam kerestelerin yığıldığı bahçenin kapısı önünde, yukarıda tarif edilen, yeleğinin düğmeleri açık adamı gördü. Adam sağ elini havaya kaldırmış, kanayan parmağını toplanan ahaliye gösteriyordu. Sanki şu sözler; " Ben sana gününü gösteririm, seni rezil köpek!" sarhoş kitabına yazılmış gibiydi ve kanlı parmağını da adeta zafer bayrağı gibi sallayıp duruyordu, Oçumelov bu herifi çok iyi tanıyordu: Kuyumcu Kuryukin. Ve tam kalabalığın ortasında, ayrık ön ayakları üzerine çökmüş suçlu oturuyordu. Sivri burunlu, sırtında sarı bir leke bulunan bu beyaz Borzoy cinsi köpek yavrusunun bütün vücudu korkudan tir tir titriyordu. Yaşlı gözlerinde korku ve perişanlığın ifadesi okunuyordu.

Oçumelov kalabalığı omuzlayıp orta yere doğru ilerlerken,

"Ne oluyor burada?" diye sert sert sordu. "Ne işiniz var burada, niye toplandınız? Sen; parmağını niye havada tutuyorsun? Demin bağıran kimdi?"

Önce şöyle bir öksürdükten sonra, Kuryukin:

"Efendim, ben kuzu kuzu yolumda yürüyordum," diye lafa başladı."Mitri Mitriç'le halledilecek bir işim vardı burada ve aniden, hiç ortada bir sebep yokken, hiç ortada bir sebep yokken, şu lanet şey parmağımı ısırdı… Benim sanatım zor bir sanattır ve de parmağımın yaptığım işe rolü çok büyüktür. Bana tazminat ödemeye mecbur edin sahibini kim bilir, belki de parmağımı bir hafta oynatamayacağım. Kanun demiyor ki, efendim, biz azgın hayvanlara baş eğelim. Eğer herkesin köpeği ısırmaya başlarsa, hayat çekilmez bir hale gelir…"

Oçumelov kesik kesik öksürdü, kaşlarını çattı ve "Hımmm… peki, peki" diye sert sert söylendi. "Pekala pekala… Kiminmiş bu köpek? Bu işi burada bırakamayız. Ben onlara, köpeklerini böyle başıboş etrafa salmak ne demekmiş öğretirim! Kanunlara saygı göstermeyen beylere ders vermenin zamanı geldi! Hangi alçak herifinse, cezayı yiyip akıllansın! Köpekleri, hayvanları başıboş sokağa bırakmanın ne demek olduğunu ben ona öğretirim? Ben ona Hanya'yı Konya'yı gösteririm! Lafının burasında "Eldirin" diye bağırarak polis memurunu yanına çağırdı ve devam etti." Hemen köpeğin kime ait olduğunu bul ve derhal bir zabıt tut. Ve hiç vakit kaybetmeden köpeği götürüp imha etmek lazım. Belkide kuduzdur… Kimin köpeği bu, soruyorum?"

"Zannederim General Jigalov'un" diye bir ses kalabalığın arasından yükseldi."

"General Jigalov'un mu dedin? Hımmm… Eldirin, yardım ette şu paltomu çıkarayım… Off, amma da sıcak bastı ha! Yağmur sıcağına benziyor."Oçumelov böyle dedikten sonra Kuryukin'e döndü ve:

"Anlamadığım bir şey varsa, o da şu-nasıl oldu da seni ısırdı. Nasıl oldu da parmağına ulaşabildi? Bu küçücük bir köpek, sen ise sırık gibi herifsin! Belki de parmağına çivi falan battı ve sende bir yerden tazminat koparabilmek için böyle bir şey uydurdun. Ben senin gibileri çok iyi bilirim! Hilekar şeytanlar!"

"Herhalde sırf şaka olsun diye, yanan sigarasını zavallı köpeğin burnunda söndürdü, efendim. Ve hayvan da müdafaa etti. Aptal değil ki! Hem bu Kuryukin her zaman böyle sakarlıklar çıkaran belalı bir adamdır, efendim" diyerek polis memuru fikrini ileri sürdü.

"Yalan söyleme ulan sus! Böyle yaptığımı gözünle gördün mü, niçin iftira atıyorsun? Baş komiser Beyefendi akıllı bir beyefendidir ve kimin yalan söylediğini pekala bilir. Eğer yalan söylüyorsam, mahkemelerde sürüneyim! Kanunda yeri var… Bütün insanlar eşittir diye. Benim de polis kardeşim var, haberiniz olsun…"

"Münakaşa istemez!"

"Hayır, hayır bu General'in köpeği değil". Polis memuru derin derin düşündükten sonra karara varmış gibi konuştu. "General'in buna benzer bir tek köpeği yok. Onun bütün köpekleri avcı köpekleridir."

"Emin misin?"

"Hem de çok çok eminim, efendim."

"Ve haklısın da! General'in köpekleri pahalı, cins köpekler. Ve bir de şuna hele-şuna bak! Çirkin, pis ve üstelikte uyuz mu uyuz! Böyle bir köpeği hangi cehenneme beslerler, bilmem ki? Serseri herifler! Eğer böyle bir köpek kendisini Moskova ve Petersburg'da bulsa, başına ne gelir bilir misin? Kimse kanun falan dinlemeden bir dakika içinde imha ediverir! Evet, Kuryukin, sen davanda haklısın ve bak söylüyorum, sakın bu işi burada bırakma! Tazminat davası dava aç! Sahibi kimse iyi bir ders alsın! Aklı başına gelsin…"

"Her şeye rağmen, yine de General'in köpeği olabilir" diyerek polis memuru sesli sesli düşündü." İnsan böyle bakmakla bilemez ki. Hatırlıyorum, geçenlerde General'in bahçesinde tıpkı buna benzer bir köpek görmüştüm."

"Elbette General'in köpeği!" diye bir ses kalabalıktan yükseldi.

"Hımmm! Yardım ette şu paltomu giyeyim.. Eldirin… Pis bir rüzgar çıktı. Soğuktan bütün vücudum titriyor. Al şu köpeği, götür. General'in evine ve sor bakalım onların mı? Benim bulduğumu ve gönderdiğimi söyle. Ve tembih et, yalnız başına sokağa salmasınlar. Belki de pahalı bir köpektir ve her hayvan herif her aklına estiğinde sigarasını hayvancağızın burnunda söndürmeye kalkarsa, kısa zamanda köpekte can kalmayacak. Köpek nazik bir hayvandır. Hey, sen; indir elini aşağıya taş kafa! Serseri parmağını herkese gösterdiğin yeter! Senin kendi kabahatin…"

"İşte bak, General'in emirleri geliyor, ona soralım…"Hey ahbap, Prokhor! Gel buraya babalık! Hele bir bak şu köpeğe… Sizin köpek mi?"

"Daha neler! Hayatımızda böyle bir köpek beslemedik!" "Öyleyse daha fazla soruşturma yapmaya gerek yok" dedi Oçumelov." Sahipsiz, başıboş bir köpek. Daha fazla burada durup konuşmanın manası var mı? Sana köpeğin başıboş olduğu söylendi Eldirin, daha ne bekliyorsun? Götür imha et ve bu meselede böylece kapansın?

"Bizim köpek değil," diye Prokhor lafına devam etti." Bu bizim General'in kardeşinin köpeği. Kendileri henüz bir müddet önce geldiler. Bizim General Borzoy cinsi köpeklerden hiç hoşlanmaz. Ama kardeşi beğeniyor…"

"Ne General'in kardeşi geldi mi? Vladimir İvaniç hazretleri teşrif buyurdular demek ki? Oçumelov, zevkten kendinden geçmiş bir şekilde haykırdı. Suratındaki tebessüm genişledikçe genişliyordu.

"Vay canına! Şu hale bak! Kendisini karşılamayı ne kadar istedim ve haberim olmadı! Temelli kalmaya gelmiş değil mi?"

"Evet öyle."

"Vay canına! Şu hale bak! Kendisini karşılamayı ne kadar istedim ve haberim olmadı! Demek bu köpek onun? Ne kadar memnun oldum! Al götür…

Ne kadarda şirin, cici şey! Hiç parmak ısıracak hali var mı şu minnacık hayvancağızın? Hah-hah-ha! Gel bakim oğlum, gel, titreme artık! Kuçu, kuçu… Hırr… Küçük yaramaz bir parça kızgın… Ne tatlı köpek yavrusu, Yarabbi"

Prokhor köpeği çağırdı ve kerestelerin yığıldığı bahçeden beraberce geçerek uzaklaştı. Toplanan halk Kuryukin'e kahkahalarla gülüyorlardı.

"Ben sana bir daha gösteririm!"diye Oçumelov onu tehdit etti ve kalın paltosuna sarılarak pazarın içinden yoluna devam etti.

 

"Bukalemun"da Başlık:

Çehov bu hikayede "Bukalemun" kelimesiyle tam isabet kaydetmiştir. Anlaşılan yazar yazmaya başlamadan önce başlık için epey çaba sarf etmiş. Ayrıca "Başlığın seçilişi hikayeye bir çerçeve hazırlamalıdır" kuralına uymuştur. Yine hikayesine uygun bir başlık koyması yazarın ne yapmak istediğinden emin biri olduğu anlamına gelmektedir.

Hikaye de "Bukalemun" kelimesi hiç geçmiyor ama anlam olarak "Bukalemunluk" her yere serpiştirilmiş. Karakterlerin her biri birer bukalemun. Hatta bahse konu olan köpek bile müthiş bir bukalemun tip. Hayvan hem bir süs köpeği hem de sokaklarda sürtüyor. Görüntüsü ile konumu farklı bir köpek.

Çehov özellikle seçmiş bu köpeği. Eğer Çehov bu köpek yerine bir kurt köpeğini tipleseydi herhalde Oçumelov ve diğerleri o kadar rahat renk değiştiren Bukalemunlar olmayacaktı.

Komiser de resmen bir "Bukalemun". Hakeza polis memuru da öyle. Kuryukin onlardan aşağı kalır yanı olmayan birisi. Kuryukin'in aynı zaman diliminde polis memuruna ve komisere tavrı; adaletten, haktan, hukuktan, eşitlik ve yasalardan dem vururken öte yandan mahkemede dayısından ve kendi kardeşinin de polis olduğundan bahsetmesi tam bir bukalemunluk…

Yaşlı Prokhor ise bir "Bukalemun" timsali. Bu köpek Generalin değil, kardeşinin köpeği deyip kestirip atmıyor, parça parça ifade ediyor olayı. Önce hayatında böyle bir köpek beslemediğini, generalin böyle bir köpeği olmadığını ve olamayacağını söylüyor ve komisere bukalemunluk yaptırıyor, sonra bu köpek generalin değil kardeşinin diyerek generalin yüreğini ağzına getiriyor. Anlaşılan Prokhor sadece "Bukalemun" değil aynı zamanda kişilerin bukalemunluklarını sergileyişinden zevk alacak kadar ileri derecede bukalemun bir tip.

Çehov, acaba yazarda mı bukalemun dedirtecek kadar bukalemunca bir yazım sergilemiş bu hikayede.

Ayrıca hikayenin başlığıyla bu hikayenin yoklamasını yapmak da mümkündür. Al eline Bukalemun sözcüğünü, hikayedeki her cümleye ve her kelimeye çağrı yap, her biri burdayım diye cevap verecektir. Velhasıl hikayenin tüm girdisi çıktısı hikayenin başlığı olan "Bukalemun" sözcüğünden sorulmaktadır. Yaşar Kaplan'ın ifadesiyle söyleyecek olursak "Bukalemun" kelimesi bu hikayenin nizamiye kapısı gibidir. Çehov hikayesine sokacağı her şeyi nizamiye kapısında karşılamış. Okuyucu da hikayeye hikayenin başlığından giriyor, hikayenin başlığından çıkıyor. Bir başlarken göz atıyor okuyucu başlığa bir de hikaye bittikten sonra. Nizamiye kapısından çıktıktan sonra herkes bir kez daha bakmıyor mu, dönüp nizamiye kapısına.

Hikayenin başlığı ile hikayenin yapısının ilgisi de o kadar muazzam bir uyum arz ediyor ve insanda bu başlık atılmasaydı herhalde bu hikaye yazılamazdı diye bir his uyanıyor.

Açıkçası tesadüften bahsetmek imkansız bu hikaye için. Planlama ilk baştan var. Gerçek o ki yaratıcılık bunu gerektiriyor. Duygu düşünce ve hayallerden yapılacak bir öykü bile plansız, projesiz mümkün değil.

"Bukalemun"da Karakter:

Çehov, basit tiplerle bukalemun karakterler yaratmıştır. Üçayak üzerine koşan, yaramaz; yerinde duramayan, yaramazlığının yanında yakalanınca masum bir pozisyon alan bir küçük köpek. Ancak bu sadece bir tip; bir karakter olarak bukalemunluk sergilese de ikinci planda kalıyor.

Hikayenin önemli bir kişisi Kuryukin. Bir köpeğin peşinde koşan inatçı bir tip. Ortalığı karıştırıcı bağırtlak birisi. Ancak bu Kuryukin köpek kovalayan kimse ama aynı zamanda tezat teşkil eden bir giyim tarzına sahip. Basmadan kolalı bir gömlek giymiş, yeleğinin düğmeleri açık, hafif ve dinamik birisi Kuryukin.

Kuryukin, işini başkasına bırakmayacak kadar keskin birisi. Ama aynı zamanda esnaf ve eşraf. Basit tezatlıklar onun karakterine zemin hazırlıyor. Kuryukin, o günkü hareketlerine benzer değişik zamanlarda değişik hareketlerle tanınan bir adam. Çünkü bu hikayenin sonunda esnaf ona gülüyor, "Yine bir şey tutturamadın", diye. Ayrıca da, "Küçük dükkanların ve meyhanelerin kapıları ardına kadar açık; tıpkı açlıktan nefesleri kesilmiş ağızlar gibi hazin hazin Allah'tan medet umuyorlardı. Görünürlerde bir dilenci dahi yoktu…" şeklindeki ifadede dahi yine Kuryukin vardır.

Anlaşılan tüm esnaf işsiz güçsüz bekleşiyorlar ve o arada Kuryukin, nafakasını köpekten çıkarmaya kalkmış birisi.

Çehov bu hazırlıklarla Kuryukin'e bukalemunluğu giydirebileceği bir alt yapı hazırlıyor.

Diğer bir tip ise komiser Oçumolov. Çehov, onu çok basit cümlelerle ortaya çıkarıyor. Kalın paltosuna bürünmüş, peşinde bir kalbur üzüm taşıyan polis memuru. Babacan tavırlı bir tip. Çehov fazla zahmet etmiyor Oçumolov'un tipini çizmekte; çünkü bu tip, eskiden beri bilinen bir model tip.

Hikayede karakter yaratmada üç esas vardır; "orijinallik", "gerçek kişilerin hayatlarından alınma", yahut da "çalıntı".

Çehov, bilinen komiser tipinden yararlanarak okuyucuda "imaj tekniği" kullanmıştır. Sonra bu tipe biçilen davranış kalıplarıyla karakteri biçimleniyor "Bukalemun Komiser Oçumolov"un.

Polis memuru ise komisere bağlı bir kişi şeklinde etkinleştirilerek bir yan karakter olarak hikayede yerini almış.

Bu hikayede bir de Prokhor var ki, onunla ilgili çok az tanıtım yapılmış. Sadece " Gel buraya babalık!" sözüyle Prokhor'un yaşlı bir kimse olduğu vurgulanmış. O da okuyucuda oluşacak imajlardan yararlanmak yoluyla elde edilen bir tip. Ona da davranış kalıplarıyla bukalemun elbise dikiliyor.

Bu tür bir karakter yaratma "orijinal"dir. Belki de bunu ilk defa Çehov gerçekleştirmiştir.

Hikayelerde karakter yaratılırken, eski eserlerden alınan tiplerle, yazarın kendi tanıdığı kimseler ve yazarın kendi kişiliği arasında değişik ölçülerde bir karışım yapıldığını” söyleyenler de vardır.

Bazı hikayeciler karakterlerinin davranışlarını dışarıdan izleyen bir tutum içindedir, ama bazı hikayeciler de bunun aksine kendi duygularını karakterlerine de yansıtırlar.

Her neyse de Anton Çehov, karakter yaratmada bir dahi. Az ve öz cümlelerle okuyucuların hayalinde istediği tipi biçimleyebiliyor.

"Bukalemun"da Anlatım:

Çehov, bir kameramanın objektifinden olayları takip eden bir kameraman gibi bir anlatım tekniği takip etmiş hikayesini anlatırken. Bu anlatım tarzını en iyi ve belki de ilk defa kullandığı için Çehov, modern bir hikayeci olma özelliğini bir kez daha hak etmiştir.

Çehov "Bukalemun"da bu anlatım usulünü gerçekleştirirken hikayenin başlangıcında "şimdiki zamanın di'li geçmiş zaman kipini" kullanıyor:

"Baş komiser Oçumelov, kalın paltosuna bürünmüş, elinde bir paket pazarın içinden geçiyordu. Arkasında ise kızıl saçlı bir polis memuru, elinde içi biraz evvel el koydukları üzüm dolu bir kalbur, sallana sallana geliyordu."

Hikaye boyunca başlangıç paragrafında dört, ikinci paragrafta bir, üçüncü paragrafta altı, bir tane de son paragrafta kullanılıyor birleşik zaman kipi. Zaten anlatı kısımları az. "Di'li geçmiş zaman kipi" de şimdiki zamanın di'li geçmiş zaman kipinden çok fazla değil. Hakeza, anlatıdan çok, olayları okuyucuya göstermek gibi bir teknik uygulandığından, okuyucu fazla sıkılmıyor okurken.

Hikayecilerde "romantik tasvir", "natüralist tasvir", "çevreyi tasvir" şeklinde anlatım tekniklerinin yanında,  mektuplarla veya günlüklerle anlatım teknikleri de kullanılır. Ayrıca hikaye, "birinci şahıs" zamiriyle ya da  'A' dan 'B' ye anlatılan veya 'B' nin 'A' ya el yazmasından alınmış intibası yaratılarak anlatmak gibi anlatım teknikleriyle de gerçekleştirilir.

Yine "monolog" şeklinde anlatım usulleri de kullanılır hikayelerde. "İç monolog" ve "İç analiz" metotlarını da bu arada unutmamak gerekir.

Herhalde Çehov'un anlatım metodu çok orijinaldir.

Kolay değil, kameraların yaptığı işi sadece kelimelerle yapmak.

Çehov bu hikayede hem hikaye etme anlatım şeklinden yararlamış hemde tasvir etme anlatım şeklinden. Her iki anlatım biçimini dengelemiş.

Çehov "bukalemun"da anlatıcı olarak üçüncü kişiyi seçmiş.

Dil çok sade. Duru. Akıcı. Birlik içinde. Kısa ve uzun cümleler arasında ahenk çok güzel. Açıklık her yönüyle mevcut. Çehov uzun cümleler kullansaydı anlaşılmasında zorluk okunuşta sıkıcılık meydana gelecekti hikayede. Çehov buna fırsat vermemiş uzun cümleler kullanmamakla anlatımını iyi dengelemiş.

Çehov dilin kurallarına uymuş. Kısaltılmış cümle, uzunluk-kısalık, noktalama ve şahıs zamirlerinin kullanılışı, sıfatların durumu iyi ve bu durum anlatım çeşitliliğini artırıyor.

Çehov ayrıca fazla yardımcı fiil kullanmamış. Gereksiz tekrarlardan kaçınmış bundan dolayı da anlatımda bir duruluk oluşmuş. Ayrıca hiçbir teknik kelime yok. Olsaydı herhalde o kelimenin tanımını yapar, kurala uyardı.

Velhasıl bukalemunda başlık mükemmel. Konu net. Anafikir evrensel. Olay hikayenin orta direği. İnsan omurgasının insan vücudunu ayağa kaldırdığı gibi bukalemunda olay aynı görevi yerine getirmiş.

Karakter çizimi de çok iyi. Anlatımda hareket, zaman, anlam, yer, kişi, anlatıcı çok iyi.

Çehov ayrıca çevreyi tasvir metoduyla anlatımı çok az kullanmış ama ayrıntılardan seçmelerle bu işi tam kıvamında tutmasını bilmiş.

Sonuç:

Hikayede başlık çok önemlidir.

Başlık yazarın iç dünyasından dış dünyaya açtığı penceredir. Yazar hikayesine o pencere ölçüsünde geçmeli, okuyucu da o pencere ölçüsünde hikayeye girmelidir.

Hikayede ya birinci şahıs ya da üçüncü şahıs şeklinde anlatım yapılmalı. Başka anlatıcılar icat etmeye çalışmak hikayeden uzaklaşmaktır.

Hikayede hikaye ederek anlatım, tasvir ederek anlatım esastır; ancak bu anlatım usulleri çevreyi tasvir, mektup, günlüklerle anlatım, iç monolog, iç analiz şeklinde çeşitlendirilebilir. Yine bu anlatım metotlarına romantik tasvir, natüralist tasvir gibi usullerde eklemek mümkündür.

Hikayede ayrıntıya da çok önem verilmeli. Ayrıntının hikayedeki yerini iyi kavrayamayan hikayecilerin hikayelerinin orijinallikten uzak ve romansı hikayelerden oluşacağı hep göz önünde tutulmalıdır.