Söylesene

Necat YAZICI


        Bakıyorum da rahatın yerinde... Hani hiç de fena durmamış üzerindeki kıyafet... Tek renk bir giysinin insanı bu kadar açacağını düşünemezdim doğrusu...

Hay Allah! Durup dururken ne geldi aklıma biliyor musun şimdi? Çocukluğumuz...

Çocukken neydi o senin haşarılıkların? Ne de yaramaz bir şeydin öyle!

Ele avuca sığmıyordun. Fırlama derler ya, kusura bakma ama sanki senin gibiler için icat edilmiş...

Koyulduğun yerde imkanı yok bulunmazdın. Kabına sığmazdın; hiçbir şey yapamasan elin ayağın oynar, gözün seğirtirdi. Her şey kaşla göz arasında tamamdı...

Aman Allah im! Şimdi düşünüyorum da ne çok yorulurlardı insanlar senin arkandan.

Okul sıralarında çok mu farklıydın sanki... Vukuatsız eve gittiğin görülmüş, duyulmuş şey değildi. Kaç kurban adadılar Allah'a sen yola gelesin diye hatırlasana!

Annen; 'Bu çocuğun başına bir haller gelecek, bey!" dedikçe, baban hiç oralı olmaz, "Durulur, durulur, merak etme sen" diye cevap verirdi.

Hele askerde esas duruşu bozduğun için yediğin tokatlar! Onlara ne diyeceksin ha! Tamam, söz verdik ve kimseye de anlatmadık bugüne kadar.

Ama şimdi baş başayız, kimse yok yanımızda. Merak etme, duyan olmamıştır.

Ardın sıra bakıp, "Bu oğlana bu dünya dar" der dururdum çok kereler, ama senin bile sığacağın bir yerler varmış be a canım...

E tabi biraz dinlenmek de gerekiyordu artık. İnsan gençliğinde bu kadar koşturup yorulursa, böyle uzun bir istirahatı de hakeder.

Bozma istifini, ben böyle iyiyim. Bakma biraz kederliyim ama insaf et, bu kadarcık da olsun artık... Eee kolay değil ne yapacaksın be iki gözüm? Hiç kolay değil inan... Hatırlar mısın bilmem. Deden vefat ettiğinde birlikte köye gitmiştik ya.

Yoldan biraz yukarıdaydı dedenin kefenlendiği ev. Patikadan yukarıya sardırmıştık beraberce.

Evde hüzünlü bir sessizlik vardı. İçin için ağlıyordu herkes. Kimisinin gözlerinde yaş dahi kalmamıştı da, hıçkırıklar boğazlara bir yumruk olup tıkanmıştı. Baş sağlığı diledik, sarıldık, kucaklaştık, teselli verdik birbirimize.

Oturmuş beklerken içeriden birisi kafasını uzatmıştı bize. Belli belirsiz gözükmüş ve kaybolmuştu. Neden sonra anlamıştık, cenaze içeriki odadaydı.

Kefenli ve başı tarafından düğümlenmiş, odanın ortasında öylece bekliyordu.

O demin gözüken genç adam da gece onun yanında bekleyecekmiş.

Cenaze ve bekçisi... Gayri ihtiyari kalkmış ve karşı odanın kapısından bakıvermiştim içeriye.

Deden upuzun yatıyordu orada. Genç adam ise divanda dizlerini karnına çekmiş, ihtimal içinden Kur'an okumaktaydı. Sesini duymadım ama öyle olmalıydı.

Dedenin üzerinde de senin kıyafetinden vardı dostum. O da aynı renkteydi. Tek renkteydi. Şimdi o köylü gencin yerinde ben varım, dedenin yerinde de sen...

Ah dostum ah! Hayat denen bu bulmacayı hala çözebilmiş değilim. Ya sen! Ya sen iki gözüm, sen çözebildin mi ha?