Şairinin Dizinin Dibinde Yetişen Şiirler

 Mehmet OKUMUŞ


       Göze batmayan ya da mahsustan batırılmayan bir budak gibi Hüseyin Kırın şiiri. Kıvrak heveslerin ve kıvrak heveslilerin kalemlerini, sağa sağa çıkardıkları şiirden en az bir mızrak boyu kendini uzak tutan bir söyleyişin egemen olduğu, yufka yürekli bir şiir. Şairinin teslimiyetine, teslim olmuş kelimelerin, iç gıcıklayıcı bir ferahlıkla söylendiği, buna mukabil perde arkasında deruni bir serzenişin ve hayıflanmanın musallat olduğu mısralardan birikmesi de söze değer bir yandır Kır'ın şiirinde. Hep bir kendine dönüşün, yine kendini kaybetmeden gerçekleşmesi, şairin belli ki asli kaygılarından. Bu kaygının insan ruhunu sıkmadan kelimelere sirayet edip şiir olarak çıkması, şiirlerin; yazanına ve okuyucusuna isyankar olmaması diğer bir özellik olarak sayılabilir. Bunların yanında şairinin dizlerinin dibinde yetiştiği her harfinden belli olan mısralar bütününün, helezonik yapısı da göze çarpan bir diğer husustur Hüseyin Kır'ın şiirinde.

Mısraların zaman zaman “benim okunasım var ancak; anlaşılasım yok” dedirttiği bazen de; “anlaşılasım var okunasım yok” dedirttiği bütünden doğma, biraz üryan, biraz münzevi bir şiir.

Tasavvufun içerisinde neredeyse bir hal halini alınış kavramların eşliğinde yazılan şiirler genellikle kısa şiirlerden oluşuyor. Kısa olmasının aksine bir anlam çokluğuyla karşı karşıya bırakıyor bizi Kır'ın şiiri. Ancak bu şiirler günümüz şiir algısının dahilinde verilen ürünlerden oldukça farklı. Çünkü söz konusu şiir doğrultusunda pek fazla ürünle karşılaşmak mümkün değil. Şiirler genelde bir sakinliğin, sükunetin ve sukutun söylettikleri gibi geliyor insana.

Senin yüzünden indim yeryüzüne/ dönüp baktım arkama/ senden oldum/ ayrılışın hüznü şerh oldu/sildim bütün izlerimi/ benden oldum/üfledin kaldırdın üzerimden tozlarımı/ haydi söyle üzme beni/neyin oldum/

Senden oldum adlı bu şiirde; Varlık içinde yokluk çekmek kabulünün maddi sirayetlerinden beri olan bir şuurun, neye yaklaştıkça neden mahrum bırakılacağını, neyden uzaklaştıkça da neye yanaştırılacağım sorgulayan iniltisine şahit olmak mümkün. Zira; bir varlık için inilen yeryüzünde, inilen mesafeye dönüp bakmak inmeye sebep olan varlıktan edecek kadar tedirgin ediyor şairi. Bir nefeslik hayatın içinde İnmek' bir ayrılış olarak sadece hüznün şerh ettiği bir olgu. Var ol(un)makla bırakılan izlerin de cüz'i iradenin kendisiyle silinmesi bu var oluşu tekrardan sorgulamaya itiyor şairi. Ancak buradaki sorgulayış bir şüphenin artığı olmayıp tersine, havf ve reca arası bir duruşun yansıması. Dünyaya inişle, tozlanan bir aklı üfleme görevini şair ney e veriyor. Lakin üfleme görevini icra eden neyin yorgunluğu da şairi inciten diğer bir unsur. Bir taraftan söz edilebilir belki ama daha çok cennete dönük tarafında konaklıyor şair.

Serinlik akar üstümüze/sessizliğimize kanar insanlar/bedenîmiz kayar teneşirden/suyumuza karışır terimiz/ her sabah üflenir toprağımıza/ can gelir elimize ayağımıza/ uçuklar peşimizdeki dudaklar/

Mahsus adlı bu şiirin anlamsal bütünlüğü, insanın izanını ilk okuyuşta zorlamasa da ikinci okuyuşta muhakkak zorluyor. Bir; kerhen yaşayış yahut yaşamın içinde kerhen bulunuyor olmak mısralardan damlayan ilk anlam. Bu şiirde de bir döngü söz konusu. Şair bilerek olsa gerek; bu döngüyü bir olgu haline getirip gittikçe belirsizleşen bir dalga gibi imliyor. Suretin teneşir üzerinden bile kayacak kadar akışkan olup, var olmaktan duyulan acının kendinden ziyade başkalarına dudak uçuklatması, en az ölü bir bedene aniden canı katmak kadar irkiltiyor şairi.

İşte bunu söyleme/çatlasın dudakları arzudan/ önünde diz çöken harflerin/arasından sızan eczayı sakın/yaralarına sürme/

Üzerine belki en fazla kelime sarf edilmesi gereken şiirlerden biridir "esrar1 adlı şiir. Keskin bir tembihin ardından yine keskin bir hale bürünmenin gerekliliğini insanın suratına vuruyor şair. Fakat yine bu sertlikten bir dönüş var. Biliyor olmanın aslında iyi bir şey olduğunu anlar anlamaz, dönüyor şair bu sertliğinden ve sertelmişliğinden. Çıktığı ağza talebe olan kelimelerin, insanın marazlarına merhem olacak kadar dizinin dibinde yetişmesi, bununla beraber bu merhemi sürmeyi istemiyor olmak her şeyden vazgeçmişliği de yüreğe indiriveriyor. Cimriliğin en güzel tarafı belki, yaşama kendini vermemek. Yaşam merhem olsa da...

Şiirler genel olarak keskin söyleyişlerden uzak ve kelimeler de hep, bu uzaklığın yanında yer edinmiş kelimeler. Kırılgan, naîf. Ancak şiirler bir bütün olarak okunduğunda şairin varmak istediği nokta yahut varıp gizlediği nokta keskin bir sonuca çıkartıyor aslında bizi;

Hiç olmak, heç olmaktan iyidir!