...Mutlu Ol istedin. Olamadım

Sümeyra ÇAĞDAŞ


.../.../2006

 

İçimde cümleler dolaşıp duruyor. Kaç yazı yarım kaldı. Kaç cümle kaydettim bilgisayarıma. Cümleler birikti. Geçiyorum bilgisayarın başına, açıyorum yazı dosyamı, başlıyorum yazmaya. Yazıyorum, birkaç paragraf devam ediyor yazı. Sonra tıkanıp kalıyor. Olmuyor bir türlü. Yazdığım yazı bana yetmiyor. Bir şeyler hep eksik. Cümleler tutuk. Kendini açmıyor. Yazdıklarımı ya tamamen siliyorum, ya da yazı dosyamın bir köşesine saklıyorum. Bir vakitten sonra dönüp bakınca, bir şeyler olur, iyi bir şeyler çıkar, yazdığım yazı bana yeter belki, diye düşünüyorum. Onları da siliyorum. Bazen yazıyı bitirmenin rahatlığı ile bilgisayarı kapatıp eve gidiyorum, evde şüpheye düşüyorum yazımdan. Oysa, gönlüm rahat bir şekilde bilgisayarımı kapatmış oluyorum. Yazdım ve bitti, içimde cümleler kalmadı zannediyorum.

Şimdiler de böyleyim. Bir cümlenin ardına düşüveriyorum. Gazetede akşama kadar, her boş kaldığımda cümleleri kovalıyorum. Yazıyorum, okuyorum ve siliyorum. Yazdıkça rahatlayacağımı umuyorum. Hani içimdeki cümleler çıkıverse, oluverse istediğim gibi bir yazı, huzura ereceğim. İçimdeki cümleleri döküversem bilgisayar ekranına... Gönlümü ferahlatan bir yazı yazsam, huzura ersem ne çıkar. İçime yine cümleler düşmeyecek mi? Biliyorum, cümleler beni rahat bırakmayacak. Yine içime sokulacaklar. Yalnız bu belirsizlik hâli yok mu? Bir yazı çıkacak mı, çıkmayacak mı? Olup bitmeli hemen. Beklemekten nefret ediyorum. Rabbim, beni hep beklemekle imtihan ediyor. Banka kuyruğunda beklemekten beter bir şey, bir yazının tamama erip ermeyeceğini beklemek... Cümleler, ah o cümleler yok mu? Sanki oyun oynuyorlar benimle.

Epey oldu sana yazmayalı. Günlükler ve mektuplarla muhabbetim zayıfladı biraz. Günlüklere ve mektuplara yazacak çok söz var aslında. Sana yazacak da çok sözüm var. Yalnız günlerdir içimde dönüp duran sözler, sana dair değil. Sana dair sözlerim, içimde bir kıyıda sessiz sedasız duruyor. Vakit geldi, seslerini yükseltebilirler. Hani dedim ya geçen gün, seni ilk tanıdığım gün bana yakınlık göstermese idin keşke. İnşallah bu sözümün üzerinde durmamışsındır. Aradaki on üç yaşlık farka rağmen, önce arkadaş olduk seninle. Sonra birden bire dost oluverdik. İnsanlar bizi abla kardeş bildiler sadece. Yanıldılar.

Benim mutlu olmamı istedin. Bak olmadı. Mutsuz oldum ben. Ne kadar çok istesen de mutluluğumu, ben mutsuz oldum. Senin bana mutluluk isteğin, mutsuzluk getirdi. İlk karşılaştığımız gün, benimle ilgilenmese idin, iyi davranmasa idin, ne olurdu sanki. Birbirimizi unutuverse idik... Geleceğe taşınmasa idi, o ilk tanıştığımız gün. Yabancı kalsa idik, mutlu olur muydum o vakit? Aynı acıyı yaşar mıydım yoksa yine? Kader, diyebilmek çok zor... Kader değil bunun adı. Kendi ellerimle yaptıklarımın bedelini ödedim. Sen hayatımda hiç olmasa idin, ben yine kendi ellerimle bir şeyler yapıp, kendimi mutsuz edecek bir şeyler bulacaktım. Toydum çünkü hem de çok toy. İçimden bir çamur deryası aktı sanki günlerce. Bütün kirlerimden kurtuldum sayma yine de. Henüz onların vakti var.

Kayıplar karşısında insanın kalbine olgun bir sabır yerleştiriliyor. Lakin kendi elleriyle yaptıklarını insan, koyacak bir yer bulamıyor. Bir şeyler insan için fitne kılınıyor. Kader, diyemiyorum bu yüzden yaşadıklarıma. Kendi ellerimle yaptıklarım, bir fitne oldu benim için. Rabbimi, bana darılmamış ve beni terk etmemiş buldum çok şükür. Gerçek kayıp, onun darılması ve terk etmesi. İşte insan kendini o vakit kayıpta saymalı. Efkârlandığında, sen de diyorsun ya, "Bu dünya çok boş." diye. Rabbimiz, bu boş dünyada bizi sahipsiz bırakmasın. Geçmiş ve gelecek hatalarımızı bağışlasın. Bizi hep kendine çevirsin, kendi için seçsin. Şaşırdığımızda bulsun bizi.

İşte şu bomboş dünyada, güzel bir dostluk kurabilmek mühimdir. Bu dostluğu biz kurmadık esasında. Allah'ın sayesinde oldu. İyi ki ilk tanıştığımız gün, bana yakınlık gösterdin. İyi ki tanışıklığımız arkadaşlığa/ arkadaşlığımız dostluğa dönüştü. Bedeli benim için ağır oldu belki. Fakat senin gibi bir dostum oldu. Sana çok kızdım kimi zaman. Dostluğumuzdan, kendimden ve senden şüpheye düştüm. Sen de bu süreçlerden geçmiş olmalısın. Neyse ki geçti o günler bende. Seni üzdüğüm vakitler için affet beni. Ver elini yeniden bana. Bir yanım eksik kalıyor dostluğun olmadan. Dostluklar da imtihanlardan geçiyor. Tazelenmek, tamirat görmek istiyor. Dostluğumuzda eskittiğimiz yerleri, Rabbim hep tazeler inşallah. Biz onu yaralar isek, Rabbim yaralarını sarar. Şükürler olsun Rabbim, verdiğin dost ve dostluğu için. Bizi salih kullarının arasına kat. Ve onurlu bir yaşam ver. Bizi onurlu insanlarla karşılaştır.

Ha bu arada ben yine dalıp gideceğim. Farkında olmadan türlü şapşallıklar yapacağım. Seni kızdıracağım. Belki üzeceğim. Affet. Dalgınlıklarımla ve şapşallıklarımla sevmeye devam et beni Muhacir Kızı.