|
Musiki ve
Hayat
Enver
LEBLEBİCİOĞLU
Bir milletin
kültür varlıklarının başında müzik gel ir. Çünkü bu sanatın içinde,
o milletin bütün özellikleri, yücelikleri, en küçük ayrıntıları ile
saklıdır.
Müzik evrenseldir.
Müzikte melodiler notalarla icra edilir. Dünyan in neresinde
olursanız olunuz "do" dodur, "re" redir. Marş usulü, vals usulü
dünyanın her yerinde aynıdır. Diyapazon saniyede 440 kere titreşir
ve "la" sesini verir.
Hepimiz
yaratılışta madde ve manadan meydana gelmiştir. Ten ile can, nefis
ile ruh bu iki varlık bir bedende beraberce yaşarlar. Her birinin
ihtiyaçları vardır ve farklıdır.
Nefis, yeme içme,
para pul, lüks otomobil, lüks evler, dedikodu vs. gibi şeylerden
hoşlanır.
Ruh, ibadetten,
güzel sohbetten ve müzikten hoşlanır. Müzik ruhun gıdasıdır
denmesinin sebebi işte budur. Bu iki unsur ancak nötr olunca, insan
çok uyumludur. Hep nefis beslenirse, gönül ( = ruh) ihmal edilirse
psikolojik rahatsızlıklar çıkmaya başlar. Maalesef bugün ki %25
insanın müptela olduğu, stresten kaynaklanan depresyon başlar.
Müzik gönüllere
hitap eder ve gönül nazar gah-ı ilahi yani Allah-u teali'nin nazar
ettiği yerdir, "Ruhumdan üfledim" ve "Alemlere sığmam, bir kulumun
gönlüne sığarım ." dediği yerdir; ya da gönül; cam gibi saydam, su
gibi berrak, okyanuslardan daha derin, gökyüzünden daha engin ve
sonsuzdur.
"Bir kez gönül yıktın bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin
yüzün yumaz değil"
Demiştir Yunus.
İnsanlar maddenin üstün olduğu bir ortamda, ruhi sıkıntı ve
yorgunluklar arasında, mutsuz, ümitsiz, korku ve endişe
içindedirler. Bu durumda insanların bir tatlı söz, bir tebessüm, bir
yudum sevgiye ihtiyaçları vardır. Hayat müzikle başlar, müzikle
biter. Annelerin ninnileri ile uyur hep çocuklar.
Güzel sesten daha
güçlü bir silah yoktur, en katı kalpleri bile teskin eder yumuşatır.
Cennet nimetlerinin birinci sırasında Hubbu avaz yani güzel ses,
ikinci sırada da Libas yani elbise vardır.
Doğanın yapısında
vardır müzik; rüzgarı dinleyin, denizdeki dalga seslerini dinleyin,
kuşları dinleyin.
Hz. Mevlana;
Müziği kastederek "ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden "
demiştir.
Müzikle uğraşan,
dinleyin, icra eden genellikle duygusal, hassas, ince ruhlu, ölçülü,
edepli insanlardır ve onlarla her zaman, her şartta oturup
konuşabilirsiniz. Onlar sizi dinlerler, sizi anlarlar. Müzikteki
ritim, matematik ve fizik ve armoni onların günlük yaşantılarına
yansır.
A. Meragi
(1360–1435) Müziğin ilk insanla başladığını söyler. Çünkü nabzı
ritimle atar. Dakikada nabız sayısı 72 dir. Bunun artması taşikardi
veya azalması bradikardi ritim bozukluğu olarak ortaya çıkar.
Hz. Davut'un (a.s)
sesi çok güzelmiş (Davudi ses oradan gelir) güçlü, güzel ses
anlamında kullanılır. Zebur'u bugünkü saza benzer, kendi yaptığı bir
aletle çalıp söylediği rivayet edilir.
Yapılan
araştırmalarda kaliteli müzik dinleyen tavukların verimlerinin
arttığı bir gerçektir. Şayet müzik yüksek debide icra edilirse,
metalik sesler, bozuk armoni verimleri çok düşüyormuş. Fabrikalarda
bile klasik müzik verimi arttırıyor, üniversite hastanelerinde
doktorlar büyük ameliyatları müzik eşliğinde yapıyorlarmış. Aynı
ortamlarda, aynı şartlarda, aynı tür çiçek ya da ağaçların bir
kısmına keman sesi dinletilmiş ve keman sesi dinleyen bitkiler,
diğerlerine göre daha canlı, daha parlak, çiçek ve meyveleri daha
kaliteli olmuş. Çobanın kavalı hep hüseyni makamını terennüm eder.
Çoban, sıcaktan kavrulmuş, çok susamış, hatta zaman zamanda tuz
yalattırıp daha da suya ihtiyaçları artan koyunları dara kenarına
götürür, isterse hiç su içirmeden kavalı ile koyunları geri
çevirirmiş. Çölde deve katarları uzun süre yolculuk yaparlar. Bedevi
sürekli Arap yalellisi denilen melodileri mırıldanırlar.
Farabi (870–950)
Ebu nasr Muhammed Musik-i ül Kebir - (Büyük Musiki Kitabı) adlı
eserinde kendi başından geçen şu ilginç olayı anlatır (Farabi ud ve
kanun icat eden adamdır). "Bir topluluğun karşısında, cebinden tahta
parçaları çıkardı birbirine ekleyip çalıyor. Önce dinleyenler
gülerler. Sonra enstrüman yapısını değiştirip çalar ve bu defa
topluluktaki herkes ağlar. Sonra başka bir melodi çalarak hepsin
uyutur ve meclisi terk eder."
Orta Asya Türklerinden bu yana müzik bilhassa psikolojik
hastalıkların tedavi edilmesi amacı ile kullanılmıştır. Osmanlıda
Edirne ve Amasya'da müzikle tedavi yapılan şifa haneler bulunuyordu.
Hala binaları ayakta durmaktadır.
Günümüzde 900 sene
önce Selçuklu Sultanı NURETTİN ZENGİ’ nin kendi adı ile Şam'da
yaptırdığı hastanesinde müzikle tedavi yaygınlaşmayla başlar.
Amasya, Sivas, Kayseri, Bursa, İstanbul (Fatih Külliyesi), Edirne
Şifa haneleri uzun süre bu konuda hizmet vermişlerdir.
Almanya'da
Berlin'de biri Doçent, diğeri Köln'de öğretim görevlisi bir Profesör
DUYGULARIN ELEKTRONİK ALETLERLE TESPİTİ, konusunda E.E.G. testi adı
altında yöntem geliştirmişlerdir. Türkiye’de uzun yıllar müziğin
insan psikolojisine olan etkisiyle ilgili araştırmalar yapan Doç.
Dr. Rahmi Oruç Güvenç, bin yıldır Orta Asya geleneğinde var olan bir
takım kaynakları ve tedavi için seçtikleri müzikten oluşan kasetleri
Berlin'deki doktorlara götürür. E.E.G. testleri sonuçları zaten
cihazlarda var olan duygu kalıplarının bu kaynaktakilerle aynı
olduğunu gören uzmanlar şaşkınlıklarını ifade etmekte güçlük
çekerler.
Müzik tarihinin
insanlığın yaradılışına, hatta tasavvuf inancına göre elest (ruhlar)
alemindeki "Elestü bi rabbiküm" (ben sizin Rabbiniz değil miyim?)
nidasındaki o sesin güzelliğine meftun oluşa kadar uzandığına inanan
Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç:
“Dünyaya gelişten
sonra da bir ömür boyu o seslenişteki lezzeti arayış sürecinden
başka bir şey değildir” diyor ruhu derinden etkileyen müzikler için.
|