Misafir

Ahmet Burhan FAKIOÐLU


       Gen
ç adam her günkü yorgunluðuna, bezginliðine ek olarak gecenin bir yarýsý sýrtýnda çantasý, boynunda fotoðraf makinesi yavaþ yavaþ adeta sürünürcesine yokuþu týrmanmaya çalýþmaktaydý. Sanki evi gittikçe uzaklaþýyor gibiydi.

 

Gazetenin servis þoförü ana yolda býrakmýþ, yýlýþýk yýlýþýk:

"Abi bir zahmet þuradan çýkýver” diye yolu da tarif etmiþti. Sanki kendi evinin yolunu bilmiyordu Ahmet Bey.

 

Yokuþun baþýndaki üç katlý apartmana geldiðinde artýk tek adým atacak hali kalmamýþtý.

'Oh be" diye bir iç geçirdi ve elindeki anahtarlarýn içinden bir tanesiyle giriþ kapýsýný açarak kendini içeri attý. Sýrtýný duvara yaslayarak biraz nefes aldý. Göz ucuyla da merdivenlere hasým gibi ters ters bakýyordu. Çünkü daha çýkmasý gereken üç katýn merdivenleri duruyordu önünde.

 

“En kýsa zamanda asansörlü bir ev tutmam lazým”
diye s
öylendi.

 

Sonunda dairenin önüne geldi ve kapýyý usulca açtý açmasýna ama tam karþýsýnda beyaz geceliðiyle bir hortlak gibi kaynana belirdi:

 

Oooo hoþ geldiniz damat bey. Bu saate kadar çok çalýþtýnýz her halde. Leþ gibi de ter kokuyorsunuz."

Ýçinden ama anlaþýlýr bir ses tonuyla:

'Bu saate kadar gezen ya etine ya buduna, nerede sürttüyse, kim bilir ne halt karýþtýrýyor. Bizim aptal da anca uyuklasýn."

Bu sokranmalar rutin bir halde her gün tekrarlandýðý için duymadý bile Ahmet Bey.

Erken gelince de bu saatte eve mi gelinirmiþ, yok iþten mi ayrýlmýþmýþ, yok kovulmuþmuþ bir sürü tantana.

 

Kaynana hazretleri iki yýldýr evin demirbaþý. Öyle ya misafirlik üç gün. 2 yýl geçince aradan demirbaþ olunur. Zavallý kayýnpeder bu çeneye ancak 35 yýl dayanabilmiþ. Evliliðinin 35. senesinde 56 yaþýnda iken bir tartýþma sonrasý sinirini yatýþtýrmak için dýþarý çýkýyor. Daha köþeyi dönmeden bir kalp krizi sonrasý Rahmeti Rahmana kavuþuyor.

 

Bu hanýmefendi ise oðlunun yanýnda kalýrken bir gün gelin ile dalaþýr ve kavga gürültü sonunda postu kýzýnýn evine atar. Geliþ o geliþ. Gidiþi yok tabi ki.

Daimi demirbaþlarýn arasýnda bir de baldýz vardýr. Yanýnda ise ayrýldýðý kocasýndan yadigar 3 yaþýndaki kýzý. Komþularýn tabiriyle bir kuþ bir dala konmuþ. Kuþ; baykuþ mu, bülbül mü karga mý? Belli deðil. Gizli gizli taktikler verir kýz kardeþine. Kocaný nasýl ellerinin arasýna alýrsýn, parmaðýnda oynatýrsýn diye. Sanki kendisi çok iyi becermiþ te bu iþi saða sola taktik veriyor. Bir de "bu erkek milletine güvenilmez" diye soktuðu akýl almaz fitneler de cabasý.

Allah'tan kýzý çok uslu, sevimli birisi. Herhalde o da babasýný özlüyor ve bu ayrý gayriliðe anlam veremiyor. Babasý ise 15 günde bir gelir 2 saat kýzý gezdirir býrakýr gider. Her ayak var melunda.

Evin gerçek hanýmý da Lise de öðretmenlik yapýyor. Sabahtan çýkar 3:30 da eve döner. Günlük plan falan dereken çekilir bir köþeye, elinde okuduðunu zannettiði gazetesi, karþýsýnda televizyon koltuk üzerinde uyuklar. Baþucunda da mutlaka 23 kitap vardýr. Bunlar o aylarýn en meþhur kitaplarýdýr. Onlarý da 2530 sayfa okur okumaz ama kitaplarýn ilerleyen sayfalarýna birer kaðýt yerleþtirir. Entel takýnýr yani.

Ev hali böyle. Ahmet Bey dýþýnda herkes evin demirbaþý ama onlarýn deyimiyle bir tek Ahmet Bey misafir. Bu kadar demirbaþ arasýnda Ahmet Bey bir sýðýntý gibi yaþar evde. Sessizce gelir, gürültüyle gider iþine. Arkasýndan bu demirbaþlar korosu hep bir aðýzdan ayný þarkýyý avaz avaz söylerler:

"Misafir gibi gel, misafir gibi git."

Bu malum þarkýnýn verdiði sevinç, heyecan ve moralle ofise geldiðinde kimi zaman bölüm þefinin yýlýþýk, gayet boþ iltifatlarýyla karþýlanýr. Çünkü yapmasý gereken çok önemli bir haber yada belgesel vari bir iþ vardýr. Yada asýk surat ile karþýlanýr, günaydýn tarzý selama karþýlýk homurtulu bir günaydýný zor duyar.

 

En zor görevlerin adamýdýr Ahmet Bey. Fakat o daha kapýdan çýkmadan Þef, müdürün odasýna dalar. 'Müdürüm iþiniz çok zor. Allah size sabýr versin, insanlarý idare etmek çok zor iþ. Yani bizim serviste de her iþ benim sýrtýmda. Ýþte Ahmet Bey, adama iþi anlatana kadar göbeðin çatlar. Misafir gibi gelir, misafir gider. Çektiði resim iþe yaramaz, yazdýðý yazý yazýya benzemez. Nasýl Basýn Yayýný bitirmiþ hayret."

 

Aslýnda müdür de bilir iþi ama pohpohlanmak iþine gelir.

 

Kimi zamanda toplantý adý altýnda hizaya çekilir tüm çalýþanlar. O sevmediði kelime yine karþýsýna çýkar. "Misafir gelip gidiyorsunuz."

O gün yine ayný düzende bir iþ çýktý ve Ahmet Bey gazeteden ayrýldý. Fakat bu gün kafasý biraz daha karýþýktý. Misafirliðe kafayý takmýþtý. Bu misafirlik neyin nesiydi böyle. Evi ihmal etmediði halde evde misafir, iþini hiç aksatmadýðý halde iþte misafir. 0 kadar dalmýþtý ki karþýdan karþýya geçerken araçlara ýþýðýn yeþil yandýðýný bile fark etmedi. Bir anda büyük bir gürültü ile arabanýn kapýsý açýldý ve içerdeki adam: 'Ahmet Bey buraya oturun" diye çekti aldý içeri.

Ahmet Bey þaþkýn þaþkýn kendisine gösterilen yere oturdu. Bu araç ambulans gibi bir þeydi. Sirenler çalýyordu, ortada bir adam yatýyordu ama yüzü örtülüydü. Bir ara adamýn yüzünü açmaya niyetlendi fakat ürktüðü için cesaret edip bakamadý. Adamýn öldüðü belliydi.

Yolculuk hiç konuþulmadan devam etti. Hastanenin morguna gelindi. Orada cenaze için gerekli iþlemler hastanedeki görevlilerce yapýldý. Sonunda tabuta yerleþtirilen cenaze arabaya bindirilerek tekrar yola çýkýldý.

Cenaze arabasý bir müddet yol aldýktan sonra ara sokaklardan geçip yokuþun üstündeki üç katlý apartmanýn önünde durdu. Ahmet Bey yine þaþýrdý. Çünkü burasý onun eviydi. Yanýndaki adama bu kez dayanamayýp: "Burasý bizim apartman. Hayýrdýr bu ölen bizim komþulardan birisi mi diye sordu?

Adam: "Biraz sabret þimdi anlarsýn" dedi.

Apartmanýn önü ve bahçesi týklým ti ki imdi. Aðlayanlar, sýzlayanlar...

Kalabalýðýn içinden bir kadýn "ben yüzüne bakmak istiyorum" diye yanýndakilere raðmen cenaze arabasýna çýkmak istiyordu. Ahmet Bey iyice þýrþ. Çünkü bu kadýn kendi karýsýydý. Bir de kalabalýkta kimsenin kendini fark etmediðini de anladý. Þaþkýnlýðý iyice artmýþtý. Kimdi bu ölen adam?

Kadýnýn ýsrarlarýna dayanamayan komþular sonunda cenazenin yüzünü açtýlar. O zaman Ahmet Bey ölen adamý tanýyabildi. Artýk tamamen þok olmuþtu.

Kadýný adeta sürükleyerek oradan uzaklaþtýrdýlar ve bir köþeye oturttular. Bu sýrada mahallenin sevilen Ýmamý Salim Hoca efendi kalabalýðýn arasýndan kadýna doðru yürümeye çalýþýyordu. Onu gören herkes saygýyla geri çekilerek yol veriyorlardý.

Salim Hoca kadýnýn karþýsýna oturdu. Ve baþladý konuþmaya: "Kýzým, dünya hayatý gelip geçicidir. Hepimiz topraktan yaratýldýk ve tekrar toprak olacaðýz. Dönüþümüz Cenabý Hakkadýr. Önemli olan bu son yolculuða hazýrlý olmaktýr. Ahmet Bey kardeþimiz de bu dünya hanesindeki misafirliðini tamamladý ve ebedi ahiret yurduna, darý bekaya irtihal eyledi. Ona yapýlacak þey bol bol dua etmektir. Hepimizin baþý sað olsun" dedi.

Bu arada yol arkadaþý olan adam Ahmet Beyin koluna girip: "Eee Ahmet Bey misafirlik bitti artýk, ebedi yurduna hoþ geldin" dedi.

 

Ahmet Bey kahkahayý bastý ve " Sonunda misafirlikten kurtulduk ha!" diye haykýrdý. Allah tan ne kahkahasýný ne de bu sözlerini kimse duymamýþtý. Aynen kimsenin onu göremediði gibi.