|
Dostluk
Selim ÖZKABAKÇI
Dostluk, bizlere
bahşedilen ilahi nimetlerden biridir. Bu olgu, insan olmanın ve bu
hal üzere kalmanın önemli unsurlarındandır. Dostluğu, insan
ilişkilerinde samimiyetin işlevsel hale gelmesidir şeklinde
tanımlayabiliriz. Bu yaklaşım, genellikle bölüşmenin ve üleşmenin
esas olduğu bir atmosfer oluşturur. Bizlere sunulan toprağı
çiğneyip, bu duygulan hissetmeden dünyadan ayrılmanın insani bir
eylem olduğu düşünülemez.
“Dostluklar maddi
beklentilerden uzakta, manevi alanda yaşanmalıdır” diyenler var. O
zaman şunu sormalıyız: Maddi unsurların belirleyici olduğu bir
hayattan sıyrılıp, maddeden tamamen kopuk, manevi bir hayatı nasıl
oluşturacağız? Manevi alanın sınır sorunu ve belli bir kalıbı
yoktur. Manevi alan, maddenin sınırlayamayacağı ve inanca dayalı hür
bir ortam sunar. Çıkarlar genellikle maddeye dayalı olduğundan madde
bizi sınırları ile hapsedebilir. Dostlarımızla ötelere bir yolculuğa
hazırsak ve dünya hayatının ötesindeki hayatta da birlikteliği
düşünüyorsak; o zaman gerçek dostluğu yakalamış oluruz. Hesabı
verilecek bir hayat anlayışı üzerine bina edilen dostluklar daha
fazla güvenilirdir.
“Dost arayan
cebine baksın" diyenlere, dostluğu maddeye endeksleyip ondan
bağımsız düşünemeyenlere ne demeli? Dostluklarımızı maddi değerlerin
çizdiği alanda mı inşa etmeliyiz? Madde, sınırlarıyla tanımlanan ve
aynı zamanda bu tanımıyla varlığı ispatlanan bir olgudur. 0 yüzden
sınırlı dostluklar maddeden bağını pek kurtaramaz ve maddenin
belirleyiciliği bu tip anlayışlarda kendi ağırlığını çoğu zaman
hissettirir. Samimiyetimizin sınırını maddi bakış acıları ve maddi
beklentiler belirleyecek olursa, maddenin belirlediği yapılarda ne
kadar samimi olunabilir? Maddenin bedelle bağlantıları olduğu
açıktır, hatta bu bağlantılar dostluklara bir fiyat biçme durumuna
da dönüşebilir. Dostluk maddi beklentilerle başlarsa, maddi
beklentiler karşılanmadığında dostluklar da kaybolup gider.
Dolayısıyla böyle bir ortam insanı sahte davranışlara iter.
Dostluk konusunda,
"Dost ile ye iç ama alışveriş yapma" diyenler var. Dostlarımızla
yiyip içiyoruz ve bunu normal karşılıyoruz, iyi de dostluğumuz neden
ticaretimizi engellesin ki? Alışverişlerde dostları tercih etmemizin
ne zararı olabilir? Belki de bu anlayışın arkasında dostluğumuzun
ticaret kurallarını etkileyeceği ve bundan ticari olarak zarar
göreceğimiz korkusu yatıyor. “Dostluğunuz ticaret kurallarınızı
etkilemesin, ticaretinizi her ihtimale karşı sağlam temellere
oturtun ve buradan doğacak sorunlarla dostluğunuzu da tehlikeye
atmayın" diyenler daha doğru söylüyorlar, ama ticaret ve çıkar için
dostluk kurmanın hainlik olduğu da bir gerçektir.
"Dostluk
kara günde
belli olur" derler, iyi de gerçek
dostluğu
bulmak için
kara günler
mi geçirmemiz
gerekir? Kara gün
geçirmediysek
durumumuz ne olacak?
Dostluğun ölümden
sonra işe
yaramayacağını,
dostlukların
dünya
ile sınırlı
olduğunu
savunanlar var. Bu aynı
zamanda sevgilerin
ölümle
son bulacağı
anlamına da gelmez mi? Dostluk, öldükten
sonra da geçerliliğini
koruyan, ölmeyen
bir yapı
sunarsa
güvenilirliğini
korur.
Ötelere
uzanmayan dostluklarımızda
güvenli
bir ortam oluşturabilir
miyiz? İnsanlar sevdikleri ile haşr
olacaklarsa, laik anlayışın
dayattığı
gibi dünya
dostlukları
ayrı,
ahiret dostlukları
ayrı
olabilir mi? Ahirette birlikte olmaya cesaret edemediklerimizle bu dünyada
da birlikte olmamak daha yerinde olsa gerek.
"Kişi
dostunun dini üzeredir. Öyleyse
her biriniz, kiminle dostluk kuracağına
dikkat etsin" (Hadisi Şerif)
"Yaşamda
hiçbir
şey
dostluk kadar değerli
olamaz." (Aristoteles) "Gerçek
dostluğun
ne olduğunu
bilirim. Bildiğim
için
de dostumu kendime çekmekten
çok,
kendimi ona veririm." (Montaigne)
Dostluğun
kurallarından
bazıları
insanın
kendisiyle barışık
olması,
kendisini iyi tanıması,
ne istediğini
bilmesi, muhatabına
karşı
net olmasıdır.
Seni mutlu etmek dostunun mutluluğu
olmuşsa,
onu mutlu etmek de senin mutluluğun
olmuşsa;
dostluk dilini konuşabiliyorsunuz
demektir.
|