Bosna'da Gizli Zaman

Paþa ÇETEN


      Gecenin sisi
þehri sarmýþtý. Gözlerim ihanet yataðýydý, bir karýþ ilerisini göremiyordum. Ezan sesleri gökyüzünü kuþatmýþ ve kim bilir hangi evlerde hangi acýlar gözyaþlarýna karýþýp süsleniyordu.

Sabah insanlara hangi sürprizi sunacaktý. Ýçimde deðirmen gibi dönen bir kasýrga vardý. Hangi gül bahçesini porsutup uyuþturacaktý. Derken gece savrulup sabah geldi. Bu sabah, baþka sabah idi. Hedef vurulmuþtu tam on ikiden. Bu bendim...

Güneþ boyunu gösteriyordu doðudan. Gündüzün saat sekiziydi. Evimin dýþ giriþindeki zil hiç bu kadar acý acý çalmazdý. Bir saat evvelinde kahvaltýmý yapmýþ, söz verdiðim randevuya kendimi hazýrlýyordum ki, ekip arabasý evimin önünde göründü.

Tekrar zil çaldý, kapýyý açtým. Ýki polis karþýmda... Devlet yüzlü. Gülmeyen. Nasýrdan farksýz... Ýdeolojinin birer askeri olmuþlar. Nefesleri kör kuyudaki leþ gibi kokuyordu. Sistemin kokusu bu olsa gerek, diye geçti aklýmdan.

Acýmasýzca hareketleri kendilerini eleveriyordu. Aðýzlarýndan çýkan ilk söz: "Uzat ellerini!!!", oldu.

Uzattým ellerimi, birleþtirdim. Gümüþ renkli kelepçeyi bileklerime vurdular. Eþim, evde, oyuncaðý alýnmýþ hýrçýn bir çocuk gibi aðlýyordu. Polisler iki yanýmda, beni, aþaðýda bekleyen ekip arabasýna götürdüler. Zafer kazanmýþ komutan gibi maðrurdular.

Otomobilin kapýsýný açtýlar. Lüks bir koltuða oturdum. Ellerim kelepçeli, yýlanýn sýrtýndaki yarasýna konan sinekler gibi. Cinler beynimin içini gýdýklamaya baþladý.. Baþýmý arabanýn camýna vurarak kurtulmak istiyordum. Sonra frene basar gibi irademe bastým ve heyecanýmý yatýþtýrmaya, sakin olmaya çalýþtým.

Arabanýn içindeki polisler insanlýðýn / birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü maddelerinden hüküm giymiþ azýlý bir hainin görüntüsünün resmini çiziyorlardý kafalarýnda, nefret ýþýklarýný gözlerinde yakarak. Aklýmýn filmini çekiyorlardý kendi yazdýklarý senaryolarda.


       Beni, Allah'tan ve kendimden ba
þka kim tanýyabilirdi ki? Ekip arabasý hareket etti.

Cenaze arabasý gibi evimizin önünden aðýr aðýr ilerledi. Mahalle ve sokak sakinleri maymun görmüþçesine beni seyrediyorlardý. Bana bakýyorlardý. Bu, ömrümün bana býraktýðý en kötü mirastý. O kadar sarsýldým ki. ölüm aradým, meyil verdim ecele, gelmez mi yurdundan?

Kendimi rüzgarý kamçýlayan süvariye benzetip: 'Haydi, atýný bul da gel", dedim sevgiliye...

Aranýyorum... Kim duyar bu dileðimi?

Bu düþüncelerin halkasýnda karakola girdim. Bodrum katta bir hücreye götürdüler.

Bileklerimdeki kelepçeyi çözdüler, gözlerimi baðladýlar. Ellerime arkadan bir çift kelepçe taktýlar. Bir sandalyeye oturdum. Baþýmý zorla duvara dayadýlar. Bir de polis diktiler.

Ben konuþmak için ýsrar ediyordum. Sistem polisin aðzýna mühür vurmuþ, konuþmuyor. Ölünün mezarda dua beklediði gibi bir þey bekliyordum. Galiba ben bende deðilim, dedim kendi kendime Tartamýyorum tartan teraziyi. Ben burada daha mý güçlendim ne? Hakký haykýran duygular, canýma kale olmuþ. Dil bende maya bulmuþ.

Kendimi Bilali Habeþi'nin yerine koydum. Bana iþkence yapanlara dua ettim. Onlar emir kuluydu, ben Allah'ýn esiriydim. "Kaderime bugünü koyan, elbette kaldýrýr bir gün onu."

Derken kapý açýldý, ayak sesleri duydum. Gözlerim baðlý, beynim çöküntü içindeydi.


        Duydu
ðum sesin kadýn sesi mi erkek sesi mi olduðunu anlayamadým. Bereket versin aðzým baðlý deðildi, yalnýzca gözlerim baðlýydý. Böyle zamanlarda bu bile bir lütuf sayýlýrdý.

Baþým duvarda dayalý, ellerim baðlý. Ne yapabilirdim ki? Dayanýklý olduðumu, ideolojinin yalama görevlilerine göstermek istiyordum ama iþkenceden de korkuyordum. Hele sýfýrýn altýnda 2530 derece soðukta insanýn baþýndan aþaðý soðuk su dökmeleri...

Beni hiç kimseyle görüþtürmediler. Tuvalet ihtiyacýma müsaade ettiler. Diðer odadakilere bunu bile çok görüyorlarmýþ.

Ben aslýnda çok sigara içiyordum, ama verdikleri sigarayý asla kabul etmedim. Açlýða ve susuzluðu dayanabildiðim yere kadar dayandým. Caným içimde kayboluncaya kadar dayanmayý, kendime bir direniþ olarak takdim ettim. "... Onun yolunda olmak, sabýr göstermek, olgun günün güneþidir."

 

Gözlerim baðlý, ellerim kelepçeli, baþým duvara dayalý, yanýmda heykel duruþlu bir görevli....

 

Özgürlüðü nasýl bir kelepçeliyorum kendime... Yoksa iki dudak arasýndan çýkarak eriyen söz mü? Ya da suda yýkanan kar tanesi mi? Veya þafaðýn koynuna sallanan kýzýllýk mý?

Ýsteyen istediðini alýrsa, kalan bana yeter mi...? Ama ben bir sözün arkasýnda durmalýyým...

Komþusu açken kendisi tok olan bizden deðildir diyen Hz. Muhammed'in buyruðunda...

Açým ama bana kimse sahip çýkmýyor...

Oysa Hakkýn bana sahip çýkacaðýný, önümdeki engellerin bir bir kalkacaðýný, anahtarýn kilidi açacaðýný biliyordum. Hakkýn vaadinin içimde yeþermeye baþladýðýný, baharýn geldiðini, dünyadaki bütün maymun baþlarýn eninde sonunda bana muhtaç olacaklarýný seziyorum. Yolum bu olmalý, diyorum.

Bu düþünceler içerisinde beynimde yatýp saða sola dönerken huzurun vadisinde ayak seslerini duyuyorum. Ben böyle istiyorum, diyorum; ama içimdeki ses; "Hayýr, hayýr, inceldiði yerden kopsun" diyordu.

Ýnsanlarýn arasýnda rezil eden adaletin sistemi insani deðerlerimi felç etti. Dört gece üç gündüz baþ duvara dayalý, eller arkadan kelepçeli, aç, susuz ve sandalyenin üstünde sürülen lekeyle topluma hediye edilen bir canavarým artýk birilerine göre.

Kim ne suç iþlerse iþlesin, dosyamdaki kapýlar her eyleme açýk. Artýk dosyam ellerinde suç üretiyor. Çevremdeki yapraklar sýyrýldý benden. Söyle yalnýz kalan ey yalnýzlýk!

Söyle þimdi ben nerdeyim?. Hürriyetin vanasýný sýkan adalet neye yarar..?

Sonunda beni, amir dedikleri bir adamýn karþýsýna çýkardýlar. Oturdum. "Serbestsin. Hemen þimdi gidebilirsin. Ancak beni bir dinle. Sana haksýzlýk yapýldý. Bu kadar benzerlik olmaz. Aradýðýmýz suçluya týpatýp benziyorsun. Masum olduðun anlaþýldý..."

Bu sözler yalanýn ta kendisiydi.

"Peki"" dedim. 'Niye parmak izi alýp fotoðraf çektiniz? Neden boþ kaðýtlarý imzalattýnýz..?" Yutkundu.

Aniden kalktým. Sabýkalý ve fiþlenmiþ olarak gündüze ilk adýmýmý attým. Bundan sonra dilimi törpülemek için sýk sýk, kokmasýn diye tuzunu aklýma geldikçe beynimin cinlerine ekecektim. /

Hiç akýl erdiremiyorlar, güneþi yolundan kim çevirebilir, gündüzü zindana kim koyabilir?

'...Zulüm, hürriyetin karnýndan çýkana kadar susacaðým..!