|
“Bir
Rüzgârsın, Gayrı Gelme”
Kenan YAŞAR
.../.../2006
Ey sevgili
Duydum ki neden
sana kapılarımı kapattığımı soruyormuşsun, beni tanıyanlara... Bu
mektup belki yazılmayacaktı, hafızan "nisyan ile malul" olmasaydı.
Hatırla ki
yıllardır sen, benden kaçarak, beni yok sayarak yok olmayı seçtin.
Her bahar, zehirli
atıklarını boşaltıp giden gemilerden oluyordun. İnci mercan taşımaya
hazır bir durumdayken, nasıl oluyordu da bu hale dönüşüyordun.
Ansızın başını alıp gidiyordun. Vedasız gidiyordun. Bende ne varsa
alarak gidiyordun. Bir tanrı misafiri gibi geldiğin evi soyup giden
gibiydin. Gün ağarmadan şehir uyanmadan gidiyordun.
Geride hüzün ve
acının bayrağı dalgalanıyordu.
Yelkenlerini
doldurup seni götüren rüzgar bir gün fırtınaya dönüp seni
kovalıyordu. Ve sen önünden kaçtığın bitkin kırık bir tekne gibi
sularıma demir atmak için bana doğru koşuyordun.
Her gemi limandan
ayrılırdı. Her gidiş suçlu değildi. Borçlu değildi vefasızlıklara.
Her gidiş ihanete bir bedel değildi. Sevgiyle beslenen gidişlerde
olurdu. Özlem; bir çınarın kökleri gibi yüreğe dağılırdı. Dallarında
umut tomurcukları patlardı.
Sen hep baharda
gider, güzde gelirdin. Kışı sezerdin. Son bir liman olarak bana
gelirdin. Korsanların örselediği, yağmaladığı yüreğinde ne varsa işe
yarayan, boşalmış bîr halde dönerdin. Dilin elin her halin "bir daha
olmayacak" derdi. "Ben eski ben değilim" derdi.
İçini temizlemek
için boşalttığın zehirli atıklar yüzünden kimseler yanıma gelmez
olurdu. Koca bir kış senin yaralarını sarardım. Ne zaman güneşin
sıcaklığını hissetsen, gözün yola bakardı. Yüzünü uzun bir
yolculuğun telaşı sarardı. Pastırma yazlarda bile gide yazardın.
Her gelişinde
atıkların içime çöküyordu. Ve gidişinle aldatılmış olmanın tekrar
tekrar kandırılmış olmanın hüznüyle sularımı delirten fırtınalar
çıkıyordu. Sularıma döktüğün zehirli atıklar dip dalgalarla yüzeye
çıkıyordu. Yüreğim daha fena kanıyordu.
Ben aslında sana
değil kendime kızıyordum. Saramadığım yara, başımdan atamadığım bir
bela oluyordun. Zaafım oluyordun.
Sen, beni kırarak
gittiğin yerlerde kırılmak için gidiyordun. Dağılmak için
gidiyordun. Nasılsa limanlar dört mevsim bekler. Her liman her
gemiye açık değildir. Belki de bu durum seni yanlışa sürüklüyordu.
Ben sana
küsüyordum. Martılar sana haber uçurduğunda martıların gözlerinin
görmediği zehirli atıklarla ölen balıkları ikram edip yanında
tutuyordun. Bir meltem gibi estiğin denizde bir müddet sonra
kasırgaya dönüşüyordun. Ben gelgitlerimle kıyıda ki kayalara hüznün
şiirlerini yazıyordum.
Sen hiç yalnız
kalmadın. Ben gemisiz kaldım. Sen limansız kalmadın ki...
Seni kovalayan
gemileri yokluğunda almadan bekliyordum. Şeytana verdiği sözden
dönemeyenler gibi ben de sana verdiğim sözden dönemiyordum.
Pire için yaktığım
yorgandan önce, ben yanıyordum. Her yangında çektiğim acının
imarıyla ayakta duruyordum.
Her gidişin bir
kurşun kaleminin, açacağa yönelişi gibiydi. Mumun ateşe koşusu
gibiydi. Karanlığın güneşe gidişi gibi tükenmek için gidiyordun.
Yağsız kandil gibi fitilini yakıyordun bensiz. Subaşlarında salkım
söğüt gölgesinde uyuyup kalan yolcular gibi üşüyordun.
Göçmen kuşlar gibi
masum değildi gidişin. Zehrin sihri çekiyordu. Kim bilir belki de
yüreğine düşen leke silinince lekeni arıyordun. Herkes aslında biraz
acıyordu sana.
Sen yaprak gibi
iradesiz savrulurken, içinde ki beyazın belirmesinden korkuyordun.
Aynadan korkuyordun. Olduğunu görmekten korkup meçhulün kollarına
sığınıyordun.
Ölümünün geldiğini
düşünen filler gibi gidiyordun. Her gidişte filler mezarlığını
bulamadan geliyordun.
Her yıl dört
mevsimdi. Sen beşinciyi arıyordun. Beşinci boyutta başka iklimlere
giderim sanıyordun. Oysa yüreğinde ki kirlenmemiş parçalar peşini
bırakmıyordu.
Hiçbir su, su
özelliğini kaybedecek kadar başka şeyleri çözümleyemezdi. O zaman
ateşleri özlüyordun ateşten fazla. Yanıp buhar olacak kazanlar
arıyordun. Ama her ateşte yanışında buhar olan su değil, kazanın
dibinde ki tortu oluyordun. H20'nun her zaman O'su oluyordun ve
benden başka hiç kimsede H2'yi bulamıyordun.
Sen iflah olmaz
bir mevsimin en kararsız günüydün.
Ben kendi kozasına
çekilen bir tırtıl oluyordum sensiz. Kendi kozamda daha başka
güzellikler buluyordum. Sen her dönüşünle kozamı bozuyordun. Her
yeni başlangıcım yarım bir kelebek yarım bir tırtıl olarak
kalıyordu.
Sanki bende
unuttuğun şifreni arıyordun. "Sonsuza kadar terkedilmiş bir yerin
kilitli kapısı olarak kalma korkusu" sarıyordu seni.
Mevsimler değişti.
Takvimden birer birer düştü sözlerin. Açıldı seni tutan sığınağın
kanatlı kapıları. Mayınlar arasından geçmenin heyecanıyla son defa
gittin.
Kendinden
kaçıyordun belki de... Yorgun bir gidişti. Bir bitişti biraz.
Başka iklimlerde
kaybolacak bir bulut, bir rüzgar oldun artık, gayrı gelme kapılarım
tüm bu yüzden kapalı.
|