|
Akıllı ve Kurnaz
Teoman ŞAHİN
Nesnel ya da
cismani kavramları tanımlama konusunda becerikli olan insan bunun
dışındaki soyut niteliği ağır basan kavramları tanıma da
zorlanmaktadır. Özellikle birbirine benzeyen kavramlar büyük
sıkıntılara neden olurlar. Örneğin kurnazları ve akıllıları ele
alalım.
Kurnaz da hayal
kurabilir, plan ve analiz yapabilir, hedef belirleyebilir, kurnaz da
beyninden faydalanır, nöronlardan, kimyasal tepkimelerden etkilenir.
Kurnaz da, öğrenir, bilgiyi depolar, işler ve kullanır. Kurnaz da
sorunu tespit eder, analiz ve çözümlemelere girer. Kurnaz da
gerektiği kadar bilgili, kültürlü, eğitimli olabilir. Kurnaz da
merak eder, soru sormayı bilir, yanıtları değerlendirebilir sosyal
davranabilir ama kendisine tuzak kurduğunun farkına varamayacak
kadar da kördür.
Akıllı ve kurnaz
aynı giysilerle karşımızda duran ikiz kardeşlere benzer ama yaşam
onların ayırt edilmesini zorunlu kılar. Ayırt etmek gerekir çünkü
ilahi ses sürekli akıllı olmaya çağırır. Bunca benzerliklerine
karşın bu ikisini ayırt etmeye yarayacak veriler de vardır. Bunların
ayırt edilebilmesinin ön şartı hareketliliktir. Hareketsizken
ayrılamayan ikiz kardeşler hareket ettiklerinde ayrım ipuçlarını da
vermeye başlar. Gülüşler, sesler, tavırlar onların ayırt edilmesi
konusunda fikir verir. Hareketle birlikte temel bilgilere sahip iyi
bir gözlemci bir süre sonra bu hareket edenin akıllı mı kurnaz mı
olduğunu anlayabilir.
Akıllı iman ile
birlikte hareket ederken, kurnaz doğru olmayanla birlikte gezip onu
doğruymuş gibi sunar. Kurnaz yanıltma çabasından asla vazgeçmez.
Kurnaz potansiyel bir tehdit içerdiği için hareket ettiğinde çevresi
için de tehdit oluşturur. Kurnaz özünde potansiyel olarak
barındırdığı özelliklerini hareket ettirir kibirli, merhametsiz,
bedbaht, hayadan uzak, hile ve fitneye yakın, ihtiraslı, haksızlığa
meyilli haller ortaya koyar.
Kurnazın
kanaatkarlık, şükür, takva ya da tövbe diye sorunu yoktur ve üst
düzeyde nankörlüğü barındırır. Sürekli fazileti küçümseyen, fitneden
kaçmayan, bencil kendine ait unsurları yücelten bir ruh haletinde
bulunur.
Mümin akıl olmadan
iman olmayacağını vahiy beyanıyla bilir ve imansızlığın kurnazlık
olduğunu anlar.
Kurnaz sürekli
çıkar hesabıyla meşgul olurken ve hatta büyük çıkarları için küçük
ödünler de dahi bulunabilirken, akıllı; fedakarlık, merhamet,
hoşgörü konusunda hiçbir hesap yapmaz. Kaz gelecek yerden tavuk
esirgenmez diyen atamızın kurnaz olduğunu herhalde anlarız. Akıllı
insan, ilişkilerinde güven esasına göre hareket ederken; kurnaz
şüphe esasını çıkar hesabından ayırmaz. Akıllı bilgi olayına hakka
varmak, itaat ve ibadet için araç olarak bakarken, kurnaz hak ya da
batıl olmuş önemsemez. Bilim birisi için iyiliğin aracıyken, diğeri
için sömürü aracıdır. Akıllı her zaman ilahi sesi yol gösterici
olarak kabul ederken, kurnaz kendi görüşüne değer verir.
Akıllı ve kurnazın
hareketleri farklı yönlere doğru olur. Temelde gidilecek yönün ne
olduğunu bilmeyenler bu ikisini hareket halindeyken bile ayırt
edemez. Bu nedenle kurnazların yanındaki kalabalıklar daha çok olur.
Onlar nesnel dünyadan pek çok örnek taşırlar yanlarında. Kurnazların
yolları yanlış yöne gitmesine karşın daha süslüdür ve göz alıcı
sunumları onların çekicilik yönünü bilmeyenleri aldatır. Bu nedenle
Hz. Ali(as) dostlarına Hak ile batılın ayırt edilmesinde kişilere
bakılarak hareket edilmesini eleştirir ve :"Hakkı tanıyın hak ehlini
de tanırsınız" der. Böylece önceliğin hak yöne verilmesini, hakkın
yönünü bildiğimizde kimin o yöne gittiğini de görebileceğimize
işaret eder.
Tarihi nakiller de
bize bu noktada yön gösterir. Hz. Ali(as)den nakledilen bir
rivayette Cebrail Adem(as)'in yanına indi ve dedi ki:
Ey Adem! üç şeyden
birisini seçmeni önermekle emrolundum. Birini seç, diğer ikisini
bırak. Adem ona:
Ey Cebrail! Bu üç
şey nedir? diye sordu.
Cebrail: Akıl haya
ve dindir dedi. Adem:'Ben aklı seçtim'dedi. Bunun üzerine Cebrail
haya ve dine: 'Haydin dönelim, onu bırakın" dedi. Haya ve din dedi
ki: Ey Cebrail! Bize "akıl neredeyse siz de orada olun1 diye
emredildi.
Bunun üzerine
Cebrail:
"Öyleyse size
emredildiği gibi hareket edin." dedi ve geldiği yere doğru yükseldi.
Yine On iki
İmamların altıncısı İmam Sadık(as)'dan gelen bir rivayette; Ravi
diyor ki:
İmama sordum: Akıl
nedir? Buyurdu ki: Rahman'a kulluk sunmanın aracı ve cennetleri
kazanmanın aleti olan bir yetenektir.'Dedim ki:
Peki öyleyse
Muaviye'nin sahip olduğu yetenek nedir? Buyurdu ki:
Onunkine kurnazlık
denir. Akla benzer; ama kesinlikle akıl değildir.
Elimizdeki İslami
ölçülerle aradaki farkı anlayabiliriz. Kişinin gidiş yönü ondaki
yeteneğin ne olduğunu gösterir. Diktatörlerin, zalimlerin,
belamların, tağutlann, dolandırıcıların, hırsızların taşıdıkları
akıl gibi görünen şey aslında akıl değil akıl benzeridir, onların
hedefleri dünya ile sınırlıdır; çünkü iman boyutunda sorunları
vardır.
Zeka özü
itibarıyla nötr bir özellik barındırmasına karşın zekaya doğru yön
verilmezse tehlikeli bir şekilde kurnazlığa hizmet eder. Kurnazınki
de zeka benzeridir ama zeka değildir çünkü eğitilmiş ve imanlı aklın
kontrolündeki zeka hakka hizmet etmenin ve hakka yönelmenin
aracısıdır.
Kurnazlık geri
zekalılığın değişik bir versiyonu olarak karşımıza çıkar; ama o
kendisini hem akıllı hem de zeki sanır, zannına uyar, gider.
|