|
İnsanlık mı, Eşeklik mi?
Birsen YAMAK
Hani o malum
yokuşta insanları tanımaya başlamanın yüküyle acılar içinde kıvranan
cahil eşeğimiz vardı ya. Sırtındaki yüklere zarar gelmesin diye
bedeni acılarının artmasına aldırmadan yüz üstü uzanarak ve yine de
tüm eşekliğiyle yükleri korumaya devam ediyormuş. Bu kadar ağır
yükün altında ezilen kemikleri de çatlayıp bir eşeğin dayanma
gücünün sınırlarını zorlamanın birazdan kendisini yok edeceği
hususunda bizim cahilimizi uyarmış. Oysaki cahil/hala emaneti
korumanın faziletini eşek inadıyla savunuyor, insanca davranışını
sürdürmekte ısrar ediyormuş.
Doğa kanunlarına
karşı koyamamak ne insan işidir ne de eşek işi. Yaratılmışlığın
kendisidir. Bizim cahilimiz de kemiklerinin çatırdama sesini kulak
denen organıyla duyana kadar karşı koymayı sürdürmüş. Öyle bir an
gelmiş ki 'Ne insanlık, ne de eşeklik, belli ki bu dünyada yaşamanın
tek yolu postu kurtarmak' demiş. Hemen yan tarafına dönerek tüm
yükünü atmış sırtından. Kemiklerini kırılmaktan kurtarmış ama
acılarını kurtaramamış. Acılar daha da devam etmiş yükselmeye,
yükseldikçe de eşekçe duygulan beraberinde sürüklemiş.
Bu güne kadar
eşekliğin felsefesini hiç bilmediğini, eşekliğini yaşaması
gerekirken insanlara özenerek insanca yaşadığını fark etmiş. Yükün
ağırlığını hissettiğinde, daha yolun başındayken yana yatması ve
yükün kendisini ezmesinden kurtulması gerektiğini öğrenmiş.
Başkalarının emanetini hayatı pahasına korumak gibi insanca bir
duygunun neredeyse kendini eşekliğinden edeceğini anlamış.
Günün kalan
saatlerini düşünerek doldurmaya başlamış. Bilge Eşeğin de tesadüfen
bu yoldan geçmesini beklemiyormuş, belki de istemiyormuş artık.
Nereden çıkmış bu Bilge eşek, hem bilgenin kendisine ne faydası
olmuş ki gerçekleri öğretmekten başka. İnsanları tanımadan ne güzel
yaşayıp gidiyormuş eşekliğini, eşekçe. Daha doğrusu eşekliğini bile
yasayamadan insanca. Belki insanlar dönmediğimi görünce bana ne
olduğunu merak edip de beni ararlar diye düşünmüş ve de akabinde
gülmeye başlamış. Bilge Eşeğin kendisine “Dostum, insanlar seni
merak ettikleri için değişkendi yüklerini merak ettikleri için
arayacaklardır" dediğini duyar gibi olmuş.
"Şu insanları
tanımadan dünyadan gitmek isteyip istemediğimden de emin değilim
artık, tanısam insanlara, tanımasam eşeklere yazık oluyor" diye
düşünmüş."Acaba bu yokuştaki günüm ömrümün son günü mü, hiç
sanmıyorum, insanlar kendi yüklerinin selameti uğrunda beni de
kurtaracaklardır" düşünceleri peş peşe sıralanmış o eşek beyninde.
Bu arada köylüler
de pazara gitmek üzere yola çıkan ancak hala dönmeyen eşeklerini pek
merak etmişler, içlerinden birilerini seçerek" Gidin, bakın şu eşeğe
ne oldu, o kadar yükümüz vardı taşınacak, yük taşımak kadar basit
bir işi beceremedi mi hayvan. Biz senelerce taşıdık yükünü nasıl
taşır biliriz elbet, insan işini becermek kolay değil, hele de bir
eşek tarafından, inadı tuttu mu vay halimize".
Yüklerini merak
edip yola koyulmuşlar eşeği aramaya. Bir de ne görsünler? Yükü
sırtından atmış, hem de yanına yatmış. Eşek arayıcı köylüler,
şaşkınlıklarını, kızgınlıklarını ve de acıma duygularını dile
getirmeye başlamışlar. "Yüklerimiz ne hale gelmiş böyle, bir yokuşu
tırmanamadın, bari yan yatacağına yüz üstü yatsaydın da yüklerimize
zarar gelmeseydi, şimdi bu yükler kaç para eder, kime satılır, kim
alır, haydi arkadaşlar tutun eşeğin ucundan, havaya kaldıralım da
yüklerimiz kurtulsun" demişler ve yana yatan yüklerini kurtarmışlar.
Daha işe yaramayacağına karar verdikleri eşeklerini de yokuşta kendi
kaderiyle baş başa bırakmışlar.
Eskiden olsaydı"
Eşeğimiz elden gidiyor, ne eşeklik ettik de kaldıramayacağı yükü
vurduk sırtına, vah, vah, haydi tedavisini yaptıralım/dinlendirelim
de kendine gelsin" demelerini beklerdim insanların. Bunun gibi daha
neler neler. Doktorlarını hastalanmaz, hukukçularını aldanmaz
sanırdım, ne eşekçe düşünceler taşırdım. Bir gün insanları bu
yokuşta tanıyacağımı düşünemezdim bile, önceden tanıdığımı sanırdım
onları. Hep eşeklerin düşünemediklerini, düşünmekten yoksun
olduklarını, düşünmeden yaşadıklarını ve de insanların bizlerden çok
üstün olduklarını... Eşekçe düşünceler bunlar ama yine de
düşünmüyorum işte
Düşünmek insanlara
mahsus bir özelliktir değil mi?0nlara özeniyor, düşüncelerimi
geliştirmeye çalışıyorum, tabii ki eşekliğimin el verdiği ölçüde.
İster istemez geliyor arkası düşüncelerimin. Bunca icat varken yük
taşıtmak için neden aralarında yaşatıyorlar ki bizi, isteseler bir
çırpıda tüketirler neslimizi, bunu yapmaya yeterli güçleri var,
sevmediklerini de aralarında yaşatmıyorlar zaten, seviyorlar desem,
neden kaldıramayacağımız onca yükü sırtımıza vuruyorlar?
Birbirlerini
suçladıklarında gösterecekleri örnek bir mahluk bulunsun diye mi
yoksa" Şu insanlarla bir anlaşma yapsak, kendimizi anlatsak onlara.
İşte dahiyane bir fikir. Fakat aramızda dil meselesi var, nasıl
anlaşacağız anlarla. İnsanlar çok yetenekli dil hususunda, bizim
dilimizi öğrenmeleri öyle yıllarını almıyor, çabucak
öğreniveriyorlar, büyümeyi bile beklemeden ama bizim insanca
öğrenebilmemiz, insanlık tarihi kadar uzun sürer. Derdimizi
anlatmanın bir yolu olmalı onlara” diye düşünürken bizim Bilge Eşek
inmiş tepeden.
—Oooo Eşek kardeş,
hala buralarda mısın, beni gördüğüne sevinmedin mi?
—Dertleşeceksek
belki ama yeni bir şey öğreteceksen hayır. Seni tanımadan önce
insanları da tanımıyordum, ne mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyorum
işte, ya şimdi?
—Şimdi
düşünebiliyorsun değil mi?
—Evet, ama sana
teşekkür edeceğimi sanma, keşke hiç karşılaşmasaydık diyorum
— Nede, birilerine
bir şey öğretmek kötülük mü, bak yan yatarak sırtındaki yükün
ağırlığından kurtulmuşsun, benimle tanışmasaydın hala yükleri
korumaya devam edip eşekliğini bitirecektin. Hoş, bir eşeğin
ölmesiyle eşek cinsinin kökü kazınmaz ya, olanlar sana olur,
diğerleri yaşamaya devam ederler dostum.
—İnsanların
bilgileri arttıkça paylaşacakları konuları çoğalıyor ama paylaşacak
insan sayısı azalıyor. Öğrendikçe, öğrenim arttıkça insan kalmaz
etrafında, ne vahim bir durum. Şimdi insanların" Öğrenmemek"
konusunda neden bu kadar ısrarlı olduklarını daha iyi
anlayabiliyorum.
—İnsanların bizi
anlamaları için bizim gibi eşek olmaları gerekiyor ama bizim onları
anlamamız için insan olmamız gerekmiyor.
—Mutlu olmak için
insan mı yoksa eşek mi olmak gerek, bir türlü karar veremedim. Sence
insanla eşek arasındaki en önemli fark nedir?
—Bu dünya için
soruyorsan yaratılış farkı diyebilirim ama öbür dünya içinse,
insanlar bir eşeğin ve de tüm eşekliğin hesabını verecekler, fakat
bir eşek bir insanın hesabını asla. —Öbür dünyayı anladım ama şu
yaratılış farkından bir şey anladım desem yalan olur, gerçi senden
bir şey daha öğrenmemeye karar vermiştim ama yine de öğrenme merakı,
eşekçe bir merak işte.
—Öyle deme sevgili
dostum, senin cahil kalmana da benim yüreğim dayanmıyor. Anlayacağım
bir biçim bulmam gerek.
—Anlamaya
çalışacağım.
—İnsanlar düşünüp
kendi aralarında mahkeme kuruyorlar, sonra da düşünenleri yargılayıp
hapse atıyorlar.
—Allah Allah, peki
bu düşünce şeklinin suç olup olmadığına kimler karar veriyor. Benim
bu yokuşta düşündüklerimi bir öğrenseler, çok şükür ki bizim böyle
bir eşek mahkememiz yok, aksi halde eşekçe muhakemem yüzünden
müebbet hapse mahkum olurdum.
—İnsanlar,
birbirlerini yönetir, işlerine karışır, birbirlerinin kiminle,
nerede, ne yaptıklarını öğrenemeyince rahat uyku uyuyamazlar dostum.
—İnanmıyorum, bilge
olmasan, hani sana da saygım olmasa, insanları çok ama pek çok
kıskandığını söyleyebilirdim.
—Kıskanmak mı,
eşekler bu duyguyu bilmezler dostum, kıskanmak da insanlara
mahsustur
—Şu düşünce suçuna
takılı kaldı aklım. Mademki insanlar düşüncenin iyisini/kötüsünü
ayırt edebiliyorlar, düşünce sahibini hapse atmak yerine, kötü
düşünenin arkasından gitmeyip meseleyi çözemezler mi, yani bir
eşeğin bu kadar kolayca çözüm bulduğu konuda insanlar aciz mi
kalırlar.
—Sevgili dostum,
insanlar çok akıllıdırlar, eğitmek zor hapsetmek kolaydır. Daima
kolayı seçerler. Yoksa kendi yüklerini sana taşıtırlar mıydı?
—Bir de insanlara kendimizi nasıl
anlatsak diye düşünüyordum. Oysaki eşekliğin felsefesini anlatmamıza
gerek yokmuş, Onlar bizi zaten iyi tanıyorlarmış, asıl bizim onları
tanımamız gerekliymiş.
—Yaratılış
Felsefesini kavramak zordur dostum. Yaratılmışların en yücesi,
insanlar bile hala yeteri kadar kavrayabilmiş değiller, bir eşeğin
idrak etmesi ve de bir cahile anlatmaya çalışması, çok tehlikelidir.
—Hiç değilse öbür
tarafta bir üstünlüğümüz olsun insanlardan, burada hep hor görüldük
de. İster misin öbür yaşamda biz onların tahtına kurulalım.
—Başkalarının
tahtına kurulmak gibi insanca bir düşünceye kaptırma
kendini/kendileri için istediklerini başkaları için de isteselerdi,
ya da kendileri için istemediklerini başka lan için de
istemeselerdi, mutsuz olmazdı insanlar
—Neden insanların
yükünü taşıyoruz ki hala?
—Yük taşımak eşek
işidir elbet, hem de insan yükünü taşımak, yüklerin en ağırı.
—Neden insanların
bir arada yaşamadıklarını, birbirlerine yardım etmekten
kaçındıklarını şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Oysa biz insanların
yüklerini dünya kurulduğu günden beri taşıyoruz. Anlamadığım şey,
yıllarca yük altında ezilip cahil kalan ben, sefa sürüp bilge olan
sen.
—Sevgili dostum, bu
kadar rahat bir hayat bilge oldumsa mirasyedi sahibimin eşekliği
sayesinde oldum. Fakir insanlar arasında ne öğrenebilirsin ki
faziletten başka. Aklı geliştiren paradır. Eşekliği geliştiren
cehalet/erdemliği geliştiren sefalettir.
—Tüm yaşamım
boyunca öğrenmem gerekenleri şu birkaç saat içinde öğrendim bu
yokuşta, bana öğreteceğin bir şey kaldığını sanmıyorum.
—Bak dostum, şimdi
insanlar gibi bilgelik taslamaya başladın, bu dünyada öğrenilmesi
gerekli bilgilerin kendi bildiğin kadar olduğunu zannettiğinden
böyle konuşuyorsun.
—Hayır, hayır
dostum, bu yokuş beni birkaç saatte senin kadar bilge yaptı, hatta
seni de geçtiğimi övünerek söyleyebilirim. Bir tahmin et bakalım
hangi konuda?
—Bunu bilmeyecek ne
var ki dostum, elbette ki EŞEKLİK konusunda.
Meğerse mesele; çok
şey bilmekte olduğunu zannetmekteymiş, az şey bildiğin bilincine
varınca mutsuzluk olmazmış...
|