Halk Edebiyatı ve Halk

Metin DEMİRCİ


        Toplumlar kendisini adam etmeye kalkan edebiyatçılara fazla ilgi duymaz.Toplum derdiyle dertlenen,acısını sancısını seslendiren,toplumsal neşeyi ve zevki halkı sollamadan formlaştıran edebiyatçıları kendine yakın bulur.Hele yazar ve şairler yabancı bir fikre veya yeni bir oluşuma çağırıyorsa halk bu işe hiç gelmez.

Nedense anonim olmuş şiirleri daha çok sever halklar.Belki de edebiyatın bir bölümüne Halk Edebiyatı denmesinin arka planında bu olay yatmaktadır.

Bu halk Karacoğlan'dan hoşlanmıştır. Karacoğlan'ın "Ala gözlerini sevdiğim dilber/Şu gelip geçtiğin yollar övünsün”sözlerini hiç yadırgamaz.

Yine Pir Sultan Abdal'ın "Öküzün damını alçacık yapın/Yaş koman altını kuruluk sepin/Koşumdan koşuma gözlerin öpün/İrençberler hoşça tutun öküzü"mısralarına sıcak bakar bu halk.

Sosyal ve siyasal bir yarasının şöyle bir form kazanmasından memnundur halk.

         "Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
         Elinde kamçı fakiri ezer
         Yorganı döşeği mezatta gezer
         Hasırdan serilir çulumuz bizim"

Ayrıca acısını sancısını umudunu yüklenen halk ozanlarına da muhabbeti fazladır toplumun.

         "Anavorza at oynağı,
         Kana belendi gömleği
         Kıyman aşiretler kıyman
         Kör karının bir değneği"

Çadırlar dağa kuruldu
          Hücum borusu vuruldu
          Bir Sarıkamış uğruna
          Doksan bin fidan kırıldı"

Bu sözlerde kendini bulur bizim halkımız.

Halk bu huyundan hiç vazgeçmez. Yunus Emre ve benzerlerinin Anadolu'da başlattıkları yeni bir toplum inşası toplumdan çok bir iktidar literatürü yarattı. Halk Yunus Emre'yi sevdi ama Yunus Emre'nin açtığı çığır halktan uzak bir Edebiyat oluşturdu ve buna Divan Edebiyatı dendi. Divan Edebiyatı halka değil Osman oğullarına bir dil ve yaşantı getirdi. Halk ve idarecileri anlaşamaz duruma geldi. Halk derdini arzuhalciler vasıtasıyla duyurur oldu amir ve memurlara.

Fransız İhtilali'yle değişen dünyaya ayak uydurmak isteyen Osmanlı ve ilgili divancılar başka havalardan söyler oldular ama yine halktan uzaktı bunlar da. Tanzimat Edebiyatı denen bu yeni edebiyata da yaban kaldı halk.Baştaki her hareket halka bir çok acı ve sancı getirdi.Tanzimat şair ve yazarları da divan edebiyatı şairleri ve yazarları gibi yabancı kaldı.

Sonra kurtuluş savaşı ve cumhuriyet... Yeni bir toplu yaratma operasyonları ve suni edebiyat akımları. Halka mal olmayan halka uzak akımlar.

(Devlet imkanlarıyla, yüzyıla yakın, okullarda okutularak, ezberletilerek halka mal edilmeye çalışıldığı halde İstiklal Marşını halk yeterince içselleştirdi diyemiyoruz.)

Ne acıdır ki okumuş yazmış kişilerden, üniversite öğrencilerinden, büyük edebiyatçılardan bile İstiklal Marşı'nı baştan sona kadar okuyabilen çok az kimse vardır..

Dağ başını duman almış marşını halktan bilenler daha fazla olsa gerek. Onun da bir başka halkın anonim türküsü olduğunu söyleyenler var. Anlaşılan halk halkın dilinden anlıyor.

Cumhuriyet döneminde yetişen büyük şairler de var elbette. Yahya Kemal Bayatlı, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Sezai Karakoç. Fakat bunların da halkta fazla bir ilgi uyandırdığı söylenemez.

Yahya Kemal'in birkaç şiiri haricinde fazla bilinen ve halka mal olan şiir olduğu kanısında değilim. Nedense Yunus Emre ismini bile Yahya Kemal'den daha yakın buluyor halk kendine.

Bu halka hep toplum mühendisliği edasıyla yaklaşılmıştır. Başka toplumlar böyle bir muameleye tabi tutulmuşlar mı bilmem ama Türk halkı bu yaklaşımdan hiç vareste kalmamıştır.

Mehmet Akif Ersoy, Asım'ın Nesli diye şiirler yazdı bu halka. Necip Fazıl zindandan Mehmet 'e şiir yazdı. Büyük Doğu Marşı sundu halkına. Büyük şair Nazım Hikmet Rusya'dan kurtuluş reçeteleri gönderdi Kanlı Kayın Ormanlarından.

Şimdilerde bir büyük şair bu milleti şiir kurtarır demeye getiriyor.."Türkiye'de şiir ülke hayatının teminatıdır" diye. Anlaşılan o da bir toplum mühendisiymiş, üstatların yolundan devam ediyormuş bilemedik. Şairler böylesine hızlı giderken hiç acele etmeyen halka" Türkiye'de şiir ülke hayatının teminatıdır" demek yoksa bu halka söylenecek bir şeyimiz kalmadı, yeni bir şeyler bulmak gerekir anlamına mı geliyor?

Unutulmaması gereken; şu ki bu halk artık doğanın kucağında sere serpe yaşayan bir halk değildir. Köyler şehirlere akın etmiş, yarı şehirli yarı köylü bir yapı oluşmuştur. İletişim araçlarının çok hızlı gelişimi Osmanlı toplum yapısını yok etmiştir.

Artık kırsal kesimin vazgeçilmez davuluna şehrin kalabalık havası dar gelmektedir. Halk düğününde hangi çalgının çalınacağını, hangi eğlencenin, hangi usul ve erkanın hakim olacağını bilemez haldedir. Halk pek çok şeyin kendisini ifade etmediğini bile bile yeni durumlara ayak uydurmaya çalışıyor. Davul çalıyor halay çekmeye kalkıyor fakat çekilen halaydan kimse memnun değil. Hoparlörden gelen müzik kimseyi tatmin etmiyor. Halkın büyük kısmı ortalıkta göbek atan mini etekli kızlardan utanıyor.

Bu trajedi böyle devam edip gidiyor. Düğün salonlarında halk masalarda sadece seyirci. Katılım sıfır.

Osmanlı ve daha önceki dönemlerde halk vardı, elit vardı. Elit el iti iğinde bir zevke sahip ve hayatı ve Edebiyatı ona göre idi; Halkın ki de halkça halka göre şekillenmişti.

Şimdi el itin edebiyatı var, ama halkın ne edebiyatı var ne de yaşam tarzı. Ama bunun böyle gitmesi düşünülemez. Gün gelecek birileri bu halka yakın düşünmeye başlayacak ve şiirler yazacak, yeni edebiyat tutturacak sonunda elitler yeni bir edebiyat oluştururken canı yanan halk da tutup acısını, sancısını, zevkini, neşesini seslendiren seslere sarılıp yeni bir halk edebiyatı gerçekleştirecektir. Velhasıl İsmet Özel' in " Türkiye'de şiir ülke hayatının teminatıdır" sözüyle yeni bir süreç başlamıştır. Bu söz yeni oluşacak hayatın tarih düşümü gibidir.