M. Halis Kukul'un Mektubuna
Cevabi Bir Değerlendirme

Aşkın e-HALİ
 

 Sayın Halistin Kukul Bey'in zahmet edip dergimizi eleştirmesi ve dergimizle ilgili güzel dileklerde bulunması bizi fazlasıyla memnun etmiştir. Çok teşekkür ederiz sevgili M. Halistin Kukul Bey'e.

Halistin Kukul dergimizi ciddiyetle inceledi ve kendi görüşü doğrulusunda bir değerlendirme yaptı. Keşke herkes Halistin Bey'in yaptığı gibi yapsa. Bir yazar bir başka yazara eserini gönderiyorsa eleştirilerini bekliyorum anlamına gel ir. Hal istin Kukul Bey de Paşa Çeten'in gönderdiği dergiye karşılık söz konusu eleştiriyi yapmıştır.

Paşa Bey elbette iyi dileklerini bildirecektir her hangi bir şekilde sevgili kardeşimize ama ben bu vesile ile hem dergimizin dil anlayışından bahsedeceğim hem de halistin Bey'e cevap vereceğim inşallah.

Sevgili M.Halistin Kukul Bey ve de beliren ilk kanaat, dergiyi yeterli hazırlık yapmadan çıkardığımız intibaıdır ki biz de buna katılıyoruz. Doğru söze ne denir... Vaziyet o intibaı veriyor. Hakeza üç aylık bir dergide aynı kişilerin birkaç şiiri veya yazısı bulunmaz, şeklindeki ifadesi bizce de makuldür ama Necip Fazıl üstat da yalnız kendisinin ve bir iki kişinin yazılarıyla dergi çıkarmıştır.

Halistin Bey dergimizin sayfalarının boş bırakıldığını ve bir koca sayfanın bir kısa şiir veya bir karikatürle değerlendirilmiş olmasını yadırgadığını söylüyor ve bu durumu kağıt israfı şeklinde yorumluyor. Bu da bir bakış açısıdır ama bize göre bizim yaptığımız doğrudur ve kısa veya uzun her şiir bir sayfa hak eder Aşkın e Hali'nde.

Dergide karikatürü bir aksesuar olarak kullanmadı^onu da diğer eserler kadar önemsedik. Fakat biz Halistin Bey'e müteşekkiriz bu konuya eğilmemize vesile olduğu için. Bu sayıdan itibaren karikatürleri biraz küçülteceğiz ama birer sayfada yayınlamaktan vazgeçmeyeceğiz.

Sevgili Halistin Bey "Derginizin ismini de anlamış değilim, yeni çıkarken bunun izahı ile sanat anlayışının temelleri ifade edilmeliydi; mesela derginin en başta dil anlayışı nedir ifade edilmeliydi."diyor mektubunda.

Başkaları böyle yaptı diye biz de aynısını yapmak zorunda değiliz.Hem biz biraz da kasıtlı davrandık bu konuda.Nasrettin Hoca üstadın fıkrasındaki misal gibi önce yürüyelim başkaları yürüyüşümüze bakıp karar versin istedik nereye gittiğimizin..

İnsanımız hala bölünmüşlükten kurtulmuş değil. Birileri bir işe başlarken hemen biz falancayız diye bir yerlere göndermeler yapar, kendini tarif eder, icazetini alır, rahat eder. Biz bunun yanlış olduğu kanaatindeyiz. Bu coğrafyada dil anlayışımız şöyle veya sanat anlayışımız böyle demek bir bakıma siyasi tavır belirlemek anlamına gelmektedir. Biz bir edebiyat dergisi çıkarmak istedik siyasi parti değil…

Edebiyat dergisi muhafazakar bir dil anlayışı veya devrimci bir bakış tarzıyla hareket etmemelidir. Edebiyat adı üstünde ideali değil hazırdaki dili kullanır. Aşkın e Hali'ne bu açıdan baksaydı sevgili Halistin Bey herhalde dergimizin isminin ne anlama geldiği hakkında bir malumata sahip olurdu.

Halistin Bey’in dilbilgisi ve imla hakkında eleştirisini doğru bulmuyoruz. Türkçe’de ”ya" demeden    "ya da" denmez anlayışına ise hiç katılmıyoruz. Aşkın e Hali’nde  "ya da"  şeklindeki kullanımlar doğru kullanımlardır. Dilbilgisinde "ya" demeden "ya da" denmez diye bir kural yoktur,.. zira Türkçe sözlüklerde "ya" demeden "ya da" .denmiştir, hatta Halistin Bey bile "ya" demeden "ya da" kullanmıştır mektuplarında.

M.Doğan'ın Büyük Türkçe Sözlük kitabında şu şekilde kullanılıyor "ya da" bağlacı:

"Eşitsizlik":İki ya da daha çok şeyin eşit olmaması durumu. "Nüksetmek":Ar(Hastalık ya da başka bir durum) Geri dönmek, depreşmek.

Bu sözcüğü yani "ya da" sözcüğünü "ya" demeden kullanan pek çok kişi var yazın dünyasında..Bu kelimeyi ilk defa biz kullanmadık ki hesabını biz verelim.Kaldı ki yanlış bir kullanma söz konusu değildir.Bu kelimenin bu şekilde kullanılışı yanlış olsa bile bu çok yaygın bir yanlıştır ki dilde yaygın yanlış olmaz.Bir sözcük yaygın hale gelecek kadar hayatiyet elde etmişse o dilin kendisi olmuştur.Diller yaygın hale gelmiş kelimelerden oluşmazlar mı?

Ritim, Yunanca bir kelime ve felsefede, edebiyatta, müzikte olayların düzenli aralıklarla yinelenmesi niteliği, düzenlilik, ittırat; ritmik ise düzenli aralıklarla yinelenen, düzünlü, tartımlı, muttarit anlamlarına gelir.

Muttarit ve ittırat gibi kelimeler bir zamanlar Türkçe idi ama şimdi değiller. Böylesi kelimeler ölü kelimelerdir. Bunlara sözlük denen dil arşivlerinde rastlan ir. Biri Arapçadan geçmiş ama ölü, diğeri Yunancadan geçmiş ama diri. Allah için söyleyin muttarit mi Türkçe ritmik mi ya da düzümlü mü? Düzün ve tartımlı, kelimeleri belki bir gün Türkçe olacak ve ritmik kelimesinin yerini alacaklar ama şimdi Türkçe olan ritmik kelimesidir. Demek ki form, atmosfer, refleks, imaj, öykü, teori, pratik, referans, randevu, anekdot ve bunlara benzer kelimeler nerden gelirlerse gelsinler Türkçedir.. Ha deyince hayran olan Türkün değişken ve dinamik bir Türkçeye sahip olmasında yadırganacak ne var ki?

Halistin Kukul Bey'e göre "özgürlük " kelimesini kullanmak iyi değilmiş onun yerine hürriyet kelimesini kullanmak gerekirmiş.

Bu tespit yani iştir. Özgürlük hürriyet kelimesinin anlamlarını da içerir ama hürriyet kelimesi özgürlüğün içerdiği anlamların hepsini içermez. Özgürlük kelimesi solcuların Türkçeye bir katkısıdır. Bir zamanlar bu kelime Amerika ve Amerikancılara karşı kullanıldı. Türkiye özgürdür özgür kalacaktır diye bağırdılar yıllarca. Bu konuda bir mücadele verildi bu ülkede. Ülkemiz için özgürlük istiyoruz diye öldülerbu insanlar. Bu özgürlük kelimesi o günlerden geçti Türkçeye.

Hürriyet kelimesinin bu coğrafyada güncelliği on dokuzuncu yüz yılda olmuştur. O dönemde insanlar mücadelelerini bu ülkede serbestlik ve kölelikten kurtulmak üzerinde yoğunlaştırmışlardı. Yüz yıllık bir kölelikten kurtulma ve serbest kalma mücadelesinin yadigarı olarak girdi hürriyet kelimesi Türkçeye.

Hürriyet, özgürlük, şimdi de bağımsızlık kelimesi. Hürriyet kelimesinin güncelleştiği zamanlarda özgürlük kelimesinin ifade ettiği ortam yoktu, özgürlüğün güncelleştiği günlerde ise bağımsızlık kelimesiyle ifade edilen anlam ihtiyaç değildi.

Türkçe de özgürlük kelimesinden önce hürriyet kelimesi serbestlik ve kölelikten kurtulma anlamında kullanılırken artık eş anlamda özgürlük kelimesi de kullanılıyor. Özgürlük kelimesi hürriyet kelimesinin ifade ettiği serbestlik ve köle olmama anlamından başka kendibeslek anlamını içermektedir ki biz dergimizin başyazısında özgürlük kelimesini bu anlamı ifade ettiği için kullandık. Bağımsız kelimesini de kullanabilirdik ama o zaman daha siyasi bir kelime kullanmış olur, istediğimizi ifade edemezdik.

Dil anlayışında kelimelere özel bir taraftarlık ya da özel bir hasımlık olmaz. Biz bir kelimeyi kullanırken o kelimenin menşeine değil o kelimenin Türkçe içindeki hayatiyetine ve anlatmak isteğimiz manayı ifade etme özeliğine bakarız.

İnceltme işareti ve şiirlerde büyük harf kullanmayışımızın nedeni sadece bir tercih meselesidir. Bu kadar ülke Arap Alfabesi kullanıyor ve büyük harf sorunu yok. Hatta bir zamanlar bizde de Arap Alfabesi kullanılmıştı ve kimse Türkçe konuşmuyoruz diye bir dertten muzdarip değildi. Arap Alfabesi kullanıyoruz öyleyse kendimize göre bir uyarlama yapamayız denmemiştir ve bir sorun yaratmamıştır. Belki de büyük harf kullanmamak daha estetik ve daha kolay yazmaya sebep olacaktır. Biz böyle bir denemede bulunduk ve bu da bizim buluşumuz değildir.

Eş anlamlı kelimelerin tercih ediş nedenlerimiz üzerinde yapılan eleştirilere de cevabımız olacaktır.

Güzelim cevap kelimemiz dururken neden yanıt kelimesini kullanıyorsunuz diye soruyor sevgili Halistin Bey.

         Bu soru bana torunları arasında ayrım yapan büyük ebeveynleri hatırlattı. Kelime ne bilsin nasıl ve kimin elinden meydana getirileceğini? Uyduruk olmak ya da olmamak kelimenin kendi elinde mi ki biz o kelimeyi suçlayalım?

Yanıt kelimesi imla kılavuzlarına ve sözlüklere girmişse halkın ve yazarların dilinde karşılık bulmuşsa benim o kelimeyi uyduranlara husumetim var bundan dolayı ben yanıt kelimesini aforoz ettim demek ne acayip bir tavırdır. Bizim anlayışımızda her türlü kan davası kötüdür ve haramdır. Hem ne zaman meşrulaştı patrona kızıp işçiyi dövmek adeti?

Uyduruk ya da değil bir dilde ne kadar çok eş anlamlı diri ve dinamik kelime varsa o dilin yazarları o kadar şanslıdır. Bazen kelime tekrarları bıkkınlık verir okuyucuya. Yazar bu olumsuzluğa fırsat vermemek için bazı cümlelerde "cevap" bazı cümlelerde "yanıt" kullanır. Yine gah sözün gelişinden, gah başka nedenlerden dolayı yazar eş anlamlı kelimeleri kullanmak zorunda kalır. Bu işlerin kimseye zararı olmaz; yeter ki kelimeler cümlede yerini yadırgamasın. Elbette aynı cümlede "yanıt" ve "cevap" kelimeleri bir arada kullanılmaz. Hayat, yaşam, düş, rüya, hayal nerden ve nasıl geldi önemli değil; bizim için Türkçede bir yerleri olsun yeter. Eş anlamlı her kelimenin anlam yönünden birbirinden farkı vardır. Yazar bazen ifade etmek istediği anlamı ancak uyduruk diye beğenilmeyen bir kelimede yakalıyor? Hem sonra bu dil yalnızca Türk dünyasının dili değil ki. Bu dil Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların ortak ifade aracıdır. Bu dilde kürdün, Laz’ın Çerkez’in, Rum'un, Ermeni'nin, Boşnak'ın, Arnavut’un, Arap’ın, Fars'ın, İngiliz'in, Fransız'ın bir etkisinin olmadığını söyleyebilir miyiz? Türk dünyası denen dünyanın bizim dilimize ne katkısı olmuştur ki şimdiye kadar? Solcusu, sağcısı dinlisi dinsizi, bu topraklarda yaşayan insanların hepsi Türkçe konuşur. Hatta Türkçeye Türkçülerden çok Türkçü olmayanların katkısı olmuştur desek herhalde yanlış konuşmuş olmayız. Ecevit ,"olanak","olasılık",kelimelerinin takipçisi olmuş ve en az bu iki kelimeyi Türkçe' ye kazandırmıştır. Onun ayarındaki siyasetçilerin her biri Bülent Ecevit gibi kendi meşreplerine uygun ikişer kelime kazandırsalardı, Türkçe şimdi daha zengin bir kelime hazinesine sahip olurdu.

Hayat anlayışlarını beğenmediğim insanları övmek hoş olmuyor bizim için ama gerçekleri duygusal bahanelerle hasıraltı etmek de Müslüman'a yakışan bir şey değil.

Aşkın e Hali sevgili Halistin Kukul Bey’e tekrar teşekkür eder.

Beyefendinin eleştirileri olmasaydı herhalde söz buralara inmezdi.