Ferrarisini Satan Adamın Düşündürdükleri  

Mustafa HALİT
 

Nuri Pakdi'le atfedilen bir söz vardı;"Bütün kitaplar tek bir kitabı anlamak için okunur."

Kitabımız kelimenin tam anlamıyla bir mucize. Okuması, ezberlemesi kolay manası derinden derin. Dinimizin en büyük mucizesi KİTAP olması nedeniyle ahalide yazıya, matbuata bir saygı halesi mevcut. Bu sırada doktor reçetesi de olabilir kalın hukuk mevzuatları da. Halkımız hepsine saygı duyar, ancak o kadar. Saygısı onu kari yapmayacağı gibi, kitap okuruna karşı belli belirsiz bir hafifseme ile bakar. Yanlış anlaşılmak istemem, kitap ayrı kari ayrıdır onların nazarında.

Biz saf çocuğuyduk masum Anadolu’nun. Bundan kısa bir süre öncesine kadar insanların davaları vardı, mahkemeye düşmeyen. İyi atlarına binip gitmeden önce bu insanlar, kitap okurlardı. Meramını anlatırken kitaplardan delil getirmeye çalışırlardı. Çay, sigara, kitap üç mahrem dosttu. Ali Şeriatı gibi ithal yazarlar bile-okumayanı dövmeseler de, ilmeyeni de adam yerine koymazlardı. Bir sağcı siyasetçinin belirttiği gibi konuşan değil aynı zamanda okur ve yazardık. Her şey okunurdu. Sağdan soldan, kuzeyden güneyden her yerden. Burjuva, komprador burjuva ve işbirlikçilerini yakalayıp asardık, tek tek muhayyilemizde. Zira her şeyin sorumlusu onlardı. Moro'da, Eritre'de, Bosna'da, Şili'de, Brezilya'da, İrlanda'da velhasıl kelam arzın her yerinde elem ve keder içinde olan insanların bütün suçluları da onlardı. Elbette bir gün onlardan olmayacağımıza inanırdık. Biz saf çocuğuyduk masum Anadolu'nun.

Bunları anlatmamdaki gayem; memleketimizde yayımlanan ve Türk Edebiyatında yeni bir soluk olmasını umduğum, Aşkın e Hali dergisinde gördüğüm" Mahmut Süreyya İmzalı-Ferrari sini satan bilge adlı tanıtım yazarına dairdir.
Mustafa İslamoğlu'nun çok satan, çabuk unutulan kitaplarından birisinde insanımızı üç şeye kurban verdiğimizi yazmıştı.

         —Tespih kurbanları
         —Kitap kurbanları
         —Kız kurbanları

Bir ve üç numaralı kurbanları, konumuz dışında kaldığından değinmek istemiyorum. Kitap kurbanına ise bizatihi yaşayarak şahit oldum. Orta Anadolu havalisinden zeki bir fakülte arkadaşım,yine kendi memleketlisi olan başka bir arkadaşımıza" ben de sizin gibi okumak istiyorum ne tavsiye edersin" dediğinde ,arkadaş da halisane bir niyetle;yalnızca sorular soran,teşhis eden,ancak bir türlü tedavi edemeyen kendi tabiriyle "komitacı" bir şairimizin kitaplarını önermişti.Arkadaş,o yazarın kitaplarını aldı satır satır okudu; en sonunda o kitaplar yeryüzünden kalksa tekrar yazacak kadar hafızı oldu.

Nihayetinde şairin çelişkileri arkadaşın çelişkileri oldu. Müslüman olarak kendini tanımlayanların ve yazarın gösterdiği ama çöz-e-mediği "meseleler" dostumuzu üzdü, yaraladı. Depresyona girdi. Akabinde tıbbiyenin ilmi sahasına giren hastalıklara duçar oldu ve arkadaşımız kayboldu gitti.

Derler ki her kitap herkese tavsiye edilmezmiş. Bunun bir hakikat olduğuna inanıyorum. Okunacak milyonlarca kitap, ancak yaşanacak kısa bir ömrümüz var. Dostlarımızı nasıl seçiyorsak, düşmanlarımızı nasıl biliyorsak kitapları da öyle belirlemeliyiz. Bunun için en önemli mecraların başında dergiler gelir. Dergiler yön verir. Devrini yansıtır. Büyük doğu, diriliş ve mavera gibi bir çırpıda sayabileceğimiz dergiler aynı zamanda birer okuldu. Mezunları ve kaçaklarıyla. Aşkın e Hali dergisinin de onlardan aşağı kalmayacağına inanıyorum.

Popüler kültür denen illet sinema ve müzikten sonra kaçınılmaz bir şekilde kitaplara da el attı ve onu aldı bir ürüne dönüştürdü. Metalaştırdı. Tüketim tapınakları olarak görebileceğimiz marketlerin raflarına dizdi. Heri Potır, yüzüklerin efendisi yahut FSB ile modern dünyanın insanını hurafeler, boş inançlarla kuşatma altına aldı. Her biri diğerinden ayrılmış gibi dursa da bu ve benzeri kitaplar üzerine söylenecek o kadar söz bulunur ki, kitapların en az kendisi kadar boş olur sözlerim. Eskilerin tabiriyle pösteki saymaktan öteye geçmez.

Tanıtımı yapılan kitabı elbette okumadım. Okumak da istemem. İstemem zira, Batı için doğru olanın bizim için yanlış olduğuna inanırım. Batı ile Doğuda zamanın, mekanın, insanın farklı olduğunu düşünürüm. Ferrarim olmasını istemem o yüzden satamam. Bir batılıyı bilge yapacak satış bizi yorar. Onun yerine zekat vermeyi, tasaddukta bulunmayı, müslümanca yaşamayı denerim. Yaşayabilirsek... Bizden istenilen tek şey teslim olmamız. Umulur ki bu dergi teslim olmayıp, dimdik ayakta duranların dergisi olacaktır.