Bir Metafor Olarak Şiir

Mehmet OKUMUŞ

        Şiir bilinmeyenin ve bilinmeyecek olanın sınırlan üzerinde yangın çıkaran hecelerin araştırılmasıdır

Cari Sandburg

Jacgues Derrida şiiri kirpiye benzetir. Bu benzetmeyi kullanırken yürek kelimesi ya da imgesi üzerinde fazlaca durur. Ona göre şiirin kaynağı ve hareket noktası yürektir ve kirpi buradan başlar bütün devinimine. Ancak bu kirpinin yaşam alanı, sadece kırlar ve meskun olmayan yerler değil, aksine; cemiyetin ortasıdır. Sosyal hayatın içinde kendine yaşam alanı edinen kirpi için, gözden ıramak bir yasadır. Bu yasanın tek değiştirilemez maddesi ise yalnızlıktır. Yalnızlık, kirpinin, kırdan patikaya, oradan otoyola girebilme cesareti gösterebilmesinin yegane silahıdır. Çünkü otoyol, diğer bütün yollara nazaran daha tehlikelidir. Zira ezilmek gibi dehşet bir sonuç, kader olabilir. Savunma mekanizması olan dikenleri, aslında otoyolda tehlike arz eden araçlara mukavemet etmede kullanılacak kadar sağlam değildir. Buna rağmen kirpi bazen otoyolun karşı kıyısına geçmeyi göze alır. Bütün bu mealdeki benzetmelerin bir filozof olan Derrida'nın ağzından çıkması oldukça garip. Naiflikleri ve sertlikleri göz önüne alınırsa, daha garip hale gelir bu teşbih. Yürek, kirpi ve şiir.

Derrida aslında bu benzetmeyi, şiirin daha çok tematik yapısı ile alakalı yapmış aslında Ancak düşününce, yerinde bir benzetme olduğunun yanında, şiirle ilintili anaç bir düşünsel örgünün nüvesini taşıyan tahayyül olduğu sonucu da çıkarılabilir. Çünkü şiir yüreklerin coşkunluğuna neden olan lirik, pastoral, epik didaktik. bir yazın türü olarak görülüyor ve görüş mesabesinde eserler veriliyor. Oysa şiir yüreklerin azadettiği kelimelerin bütünüdür. Yani, herhangi bir tehlike esnasında yüreğin içinde kalkan kirpi dikenlerinin açtığı onulmaz yaralar olmalıdır şiir. Okur kaza yapma pahasına, gördüğü dikenlerden ürkmeli ya da dikenler onu ürkütmelidir. Yaşam ve ölüm arasında sökün eden hayatın, kurallarına ram olmuş bir şiir yazıcısının kaleminden sadır olan söz dizimlerinin coşkunluğuna neden olan tutsak kelimeler değil, bilakis coşkun yüreklilerin tamamen özgür kıldığı, hatta böyle bir ürkütmeyi başarması elbette düşünülemez. Bu heybetin belirgin yöntemleri olarak kullanılabilecek öğün aşırı ilaçları da var değil. Somut olarak sayılabilecekler arasında yukarıdaki benzetmeyle paralel olarak yalnızlık ve acı eklenilebilir belki. Yalnızlık ve acı. Kirpinin oklarını içinde doğrulttuğu bir yüreğin acısı.

Bu önermeler şiire toplumsal bir hüviyet kazandırma çabaları olarak algılanmamalıdır. Tam tersi; şiirin, hiçbir toplumsal mükellefiyeti olmamakla birlikte yazıcısının bu tarzda üstlendiği sorumlulukları bertaraf etmek gibi yıkıcı bir yanı vardır. Ötesi şiire bir kalem gelir.

Kısaca şiir öteki sanatların üstlendiği barışçıl bir ruha sahip değildir.

Çünkü şiir hayatla savaşan şairin, tanrısıyla arasındaki göksel iletişimdir. Nasıl ki göklerin yere vahyi kutsal kitaplarsa, yerin göklere vahyi de şiirdir.