|
| ||||||
|
|
|
Son Durakta Veda Sevim GÖÇMEN Bahar geldiği zaman şöyle bir etrafımıza baktığımız da tabiatın yeniden uyanmakta olduğunu, toprağın yeşerdiğini, ağaçların filizlendiğini, her şeyin kıpır kıpır olduğunu görürüz. İnsanın bu kadar nimete bakıp da tefekkür etmesi, tefekkür melekesini güçlendirmesi imkansız olmasa gerek. Adil olmak nefsimizi yendiğimiz sürece aslında en kolay, nefsimize yenik olduğumuz sürece en zor bir haslet... Herkes kendi çapında belki de adil olduğunu iddia edebilir. Ama adaleti kendisine göre yontarak kullananlar da aramızda yok değil hani... Onlar da kendince yaptıkları nefis muhasebesi sonucu "adiliz" diye kendilerini kandırabilirler. Sadece böyle düşünmek karşımızdakinin gönül kırgınlığına sebebiyet verebilir. Kırsak da insanları, bazen değil çoğunlukla bu kırgınlığı telafi edebilecek fırsatlar çıkacaktır. Önemli olan bu fırsatları değerlendirip bir daha nefsimize uymamak değil midir? Haksızlıklara karşı kırılmak, tavır almak en doğal hakkıdır insanın... Kulların isyankarlığına karşı Rabbimde insanlar gibi kırgınlıklar yaşasaydı ne olurdu acaba? Güneş bir daha doğmasaydı, havadaki oksijen miktarı bîr gün azalsa ya da çoğalsaydı, nice olurdu insanların hali? Ya da nice olurduk düşünsenize... Bitkiler; “dallarımı kırıyorlar” diye incinse de bir daha hiç açmasaydı, meyve vermeseydi ağaçlar... Toprak bir daha baharı karşılamasaydı... Sonuç ne kadar şaklabanlık yapsak ta değişmeyecekti. Gücümüz yetmezdi de zaten. Hatadan münezzeh olan mimarı mutlak Rabbim de varlıkları yaratırken insanlar haricinde yarattıkları için kırgınlık duygusunu var etmemiş... Ama biz insanlar öyle miyiz? Hemen kırılıveririz... İnsan olarak üzüntülerimiz, iç çekişlerimiz, kırgınlıklarımız, hatta isyanlarımız olur. Bu duygularımızın, bu tepkilerimizin doğruluğunu, yanlışlığını bîr tarafa atarsak biz insanız diyoruz, en büyük hatalarımızı bile ufacık bir bahaneyle kapatıp, insan olmanın sebebine yapışıp, insanlığımızla örtüştürüyoruz. Evet, arzularımız sürdükçe, emellerimiz var oldukça; karanlıklarda, elemlerde, kırgınlıklarda bir katma değer olarak bizlerî bırakmayacaktır. Biz insanlarda Cenabı Hakk'a aît hakikatlerin gölgeleri vardır. Biz bu gölgeler sayesinde bunların birer asılları olabileceği kanaatine varırız. Öyle ki bu sınırlı şeylerin her yönüyle sınırsız birinden geldiği aşikardır. Hatta bizdeki tulu emel, ölmeme arzusu, ebedi hayat iştiyakı cennet isteğî Cenabı Hakkın ebediyetinden gelen arzular olsa gerek... Bir dergide okumuştum; "Pervasızca ölümden korkar insan bir o kadar da cenneti ister aslında bilir de ölmeden cennete gidilmeyeceğini..." Evet, ölmek istemeyiz ama cennetî de îsteriz. Her şey bu kadar çapraşık olmamalı hayatımızda. Hedefimizle çelişkiye düşmemeliyiz. Umduğumuz şeyleri hayata geçirmek için katlanmamız gereken bir geçiş varsa ona seve seve evet diyebilmeliyiz. Buranın bir geçiş yeri olduğunu bilerek Allah’ın bizlere lütfettiği engin rahmetinden doya doya faydalanıp ötelere iştiyak edebilmeliyiz. Bir istasyonda bekleme salonundaki kalabalıklarla avunduk durduk. Gelenler oldu, gidenler oldu. Gelenlerin hepside hiç gitmeyecek gibiydiler. Bazen biz bile hiç gitmeyeceklerine inandık sanki. Ama gerçek olan şu ki burası son durak... Elbette gelenler; trenleri geldiğinde bir gün ebedi güzergahlarına gideceklerdir. Ne kadar kırılsak da, darılsak da gidene hoşçakal diyecek kadar insanız...
|
|
| ||
|
|
||||||