Şiir Tahlili

Çelebi ÖZTÜRK

Aşkın e hali dergisi'nin msn adresini kaydetmişim, lazım olur, diye... Sanırım, bir yazar dostumun gelen iletisindeki toplu msn adreslerinden aldım.

Bir akşam tesadüfean taşıtım Metin Demirci Bey'le. Edebiyat üzerine başlayan sohbetimiz hayli koyulaştı ve sonunda gelip şiire dayandı.

Birbirimizi tanımıyorduk henüz, ancak tanımaya ne lüzum var ki! Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi dostane bir sohbet içerisindeyiz, işte...Bir dost, bir arkadaş gibi edebiyattan konuşuyoruz msn'de...Konu şiir olunca tanışıklığımız ilerliyor! Konu şiir olunca birbirimize ısınıyoruz, yakınlaşıyoruz. Öyle ya, ortada şiir varsa birbirimizi tanımamız doğal...Kıtaları birbirine yaklaştıran şiir değil mi? Şiir değil mi insanları birbirine sevdiren, kaynaştıran...

Şiir, tarihi sürecinde toplumlara ayna vazifesi görmüştür. İnsanların geçmişleri ile ilgili tarihi olayları, kahramanlıkları farklı bir duygu atmosferi içinde, farklı bir dil ile okuyucuya yansıtmıştır. Günlük çalkantıların getirdiği stres v.b. olumlu-olumsuz gelişme ve değişiklikler bu şekilde okuyucuya aktarılmıştır. Bu haliyle şiir gerçeğin aynası değil midir? Tüm gerçekliğiyle ruh halimize yansıyan edebiyatın bu türünde sahtecilik olabilir mi?

Kuşları, böcekleri, ağaçlan, hayvanları ve insanı sevmeyen şiir yazamaz. Şirin mayası sevgidir. Şiirde görülen en büyük özellik insan sevgisidir. İnsanın olmadığı yerde sevgide olmaz. Şiirin olmadığı yerde kargaşa meydana gelir. Anarşi ortaya çıkar. 0 halde şiir, insanı sevdiren, insanları birbirine yaklaştıran bir sanat dalıdır.

Sait Faik, "İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir." der.

Evet, Metin Demirci ile dostluğumuz sanki yıllara dayanıyor. Birbirimizi anlıyor, birbirimizin yüreğine sesleniyoruz. Şiir, duyguların dil yardımı ile açığa vurulmasıdır ki, biz de edebiyatın bu türü ile bunu gerçekleştiriyoruz.

"Sevmek" isimli bir şiirini gönderdi bana. Şiirin tahlilini yapacaktım.

Sevmek, insanları sevmek, yaradandan ötürü yaradılanı sevmek...Öyle değil midir? Yüreği hiç sevgi tatmamış insan, insanı sever mi? Sevgi sıcaklığını tatmamış bir kalp Tanrı sevgisini bilebilir mi?

Sevmek, herşeyden önce nedensiz, karşılık beklemeden sevmek...Sevgili gibi seversen karşılık beklersin. Sevmek acı verir. Bu acı insanı olgunlaştırır. "Acı insanı gökyüzüne ulaştıran merdiven gibidir" der bir İngiliz Atasözü...

         Bir şiirin tahlil çalışmasını yapacak kişinin, şiiri sanatsal yönüyle ele alıp, gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarabilmek için öncelikle şairi iyi tanımış olması gerekir. Ancak, henüz tanıştığım Metin Demirci'nin daha önce hiçbir eserini okuma fırsatım olmadı. Bu nedenle, sanatçının edebi kişiliğini bilemediğimden kendimi eksik ve çıplak hissediyorum.

Şiirin ismi sevmek olunca tabi ki dikkatimi çekti. Okuyucuyu da daha fazla merakta bırakmamak için hemen şiirin tahliline geçiyorum.

A-DİL: Sevmek isimli şiirin en belirgin özelliği sade ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmış olmasıdır. Burada şairin Türk diline derin sevgi ve saygı beslediğini anlamak mümkündür. Şair, sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanmakla aslında gelenekçi bir yönünü de ortaya koymaktadır. Zaten geleneklerine bağlı olmayan bir şairin sanatının da bayağı, kısır olacağını bilmemiz gerekir. Aslında şair, dil'i ile evrensel olma yönünde ilk basamağı çıkmıştır! Bu dil ve sadelik ile tüm şiirleri gelecek yüzyılda her yaşta rahatlıkla okunabilir. Rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki, şairin herkese hitap etmek istediği anlaşılmaktadır.

B-KAFÎYE: Bil indiği gibi, serbest tarz şiirin yazımında belli bir kural yoktur. Bir kurala bağlı olmaması nedeniyle basit ve kolay görünür. Halbuki gerçek böyle değildir. Kurala bağlı şiirler çok kolay yazılırlar. Önemli olan kuralı iyi bilmektir. Serbest tarz şiirlerde gerek kelime seçimleri, gerek konu seçimleri ve gerekse kurgunun hiç bozulmadan baştan sona kadar aynı şekilde götürülmesi zordur. Çok iyi şairler dışında bunu gerçekleştiren pek yoktur.

Türk Milleti şair ruhludur! Sokakta kime sorsanız şiir yazdığını söyler. Ancak yazılan yazılara baktığınız zaman şiir olmadığını, kötü nesirden ibaret karalama olduğunu görürsünüz! Serbest tarz şiirlerin belli bir kurala bağlı olmaması nedeniyle serbest tarz şiir yazımında patlama yaşanmaktadır. Seviyesiz, disiplinsiz ve kötü karalamadan öte geçemeyen bu yazımlar (dikkat edilirse şiir demiyorum) Türk şiirine büyük zarar vermektedir. Bu tür şiir yazdığını zannedenler, kelimelerin yan yana getirilerek, sözcüklerin alt alta sıralanmasıyla şiir yazdıklarını zannetmektedirler. Aşkın e hali dergisi aracılıyla onlara şöyle seslenmek istiyorum: Kendinize eziyet etmeyin! Lütfen yazmayın! Lütfen Türk şiirine zarar vermeyin!

Serbest tarz üzerinde üç yıldır inceleme yapıyorum. Serbest tarzın kurallı şiir olan hece vezninden daha zor olduğu malumdur. Bu tarzla şiir yazan bir şairin hece veznini, aruz veznini çok iyi bilmesi gerekir. Buradan hareketle, serbest tarzı kendi yöntemlerimle disiplin altına almak ve belli bir kurala dayamak için yaptığım çalışmalar son şeklini almıştır. İşte bu şiirde de bu çalışmanın örneğini görmek beni sor derece sevindirdi.

sevmek

anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş - a
döne döne gider imiş yıllar meçhule - b
dağlar aldattırmış gül de bülbül de - b
sevmeyinen eskir imiş gönüllerde - b
el ele diz dize göz göze yüz yüze - a
gelen gidince giden gelince aynı yere - a
diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler - b
sevgilinin yüzüyle yüzlensinler gü
zelce – a

al al olmuş yanakları yağmurdan - a
dudaklar
ı çatlamış toprak gibi - b
ne olmu
ş yani eskimişse elbisesi sevgilinin - a
bir terzi ki ol der oldurur astar
ın yüzün hemen - a
yaz pembe g
üz pembe toz pembe derken - a
yine her
şey olur -c
yine bir sevmek kal
ır sevmeye neden - a

Birinci kıta; a-b-b-b, ikinci kıta; a-a-b-a, üçüncü kıta; a-b-a-a-a-c-a kafiye örgüsü ile yazılmıştır. Serbest tarz şiirde böyle bir kafiye örgüsü görmemiş olanlar için şaşırtıcıdır! Halbuki, Gelenek ve İkinci Yeni Şiirleri incelendiğinde Sezai Karakoç'un şiirlerinde de bu yöntem görülür.

Şiirin teknik unsurlarını meydana getiren özellikleri bilerek ve anlayarak okunması halinde şiirden daha bir zevk alınacağı muhakkaktır.

Sevmek şiirinde musiki havası vardır. Türk Halk Edebiyatının Türkü türünün zevkini yaşatmakta olan sevmek şiiri, aynı zamanda serbest tarz şiirlerin hece vezninde olduğu gibi bir kurala bağlı olarak yazılması halinde şiirin disiplinli, estetik ve daha kuvvetli olabileceğinin sinyalini vermektedir.

Şiirdeki konu anlatımı ve kurgusu başarılıdır.

Şair, noktalama işaretlerinden hiçbirine başvurmamıştır. Şiirin genel yapısı itibariyle noktalama işaretlerine ihtiyaç duyulmamış olması, şairin duygu ve düşüncelerini ifade ediş tarzındaki kuvveti ve gücü göstermektedir. Şairin büyük harfi de tamamen kaldırdığı görülmektedir. Şiirdeki bu genel yapı okuyucunun edebi duygularına hitap etmektedir.

C-ZAMAN: Birinci kıtanın ikinci mısrasında "döne döne gider imiş yıllar meçhule" mısrasında şairin zaman hakkında takındığı tavrı net olarak görebiliyoruz.

Yıllar geçtikçe yaşlanır insan...Farkında olmaz yaşlandığının. Yıllar meçhuldür! Ne getireceği, ne götüreceği bilinmez. Ve "sevmeyinen eskir imiş gönüllerde" derken de zaman hakkındaki düşünceye son noktayı koymaktadır. Zira, "eskir" kelimesi bize geçmiş yılları hatırlatmaktadır. Yani burada gecen bir zaman söz konusudur. Biliriz ki, seven asla unutmaz sevileni. Yüzü asla eskimez. Hayalde hep o canlılığı ile durur, hatırlanır. Zaman eskitsede herşeyi sevilenin yüzü eskimez.

Şiirde mistik bir hava mevcuttur. Teşbih sanatı kullanılmış ve gizli ifadeler vardır, "diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler' mısrasında huri, bilindiği gibi cennetteki güzeldir, "sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce" mısrasında ki "sevgili" beşeri anlamda bir sevgili de olabilir, Tanrı'da ifade ediliyor olabilir. Şairin mana bakımından çok derin ve gizli bir ifade ve imge kullanmış olması buradaki sevgilinin kim olduğu konusunda bizi şaşırtmakla birlikte, sanki Tanrı'dan bahsedildiği konusunda bir yargıya sevkediliyoruz.

Bilindiği gibi divan şiirlerinde bu tip gizli ifadeler çok sık kullanılmakta ve teşbih sanatları daima ön plana çıkmaktadır.

Bu şiirde şairin aktüalitenin, mevcut zaman (içinde yaşanılan) değil, Tanrı'ya ulaşan sonsuz zamanın adamı gibi bir ifade söz konusudur. Burada bahsedilen, içinde yaşanılan zamana ait şeyler değil, Tanrı'nın kendisidir.

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler
          sevgilinin y
üzüyle yüzlensinler güzelce

mısraları fani zamandan ziyade, öteki aleme ait zamandan bahsediyor ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen
  
       bu m
ısra öne sürdüğümüz fikri desteklemektedir.

D-MEKAN: Sevmek şiirinde, beşeri manada sevgiliye duyulan özlem ifade ediliyormuş gibi görünsede, şairin, aslında sevgiliye ulaşmak için mekanı aşma duygusu içinde olduğu söylenebilir.

"sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce" mısrasında mekanı aşma hayali vardır.

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen
yaz pembe g
üz pembe toz pembe derken
yine her
şey olur

mısralarında bu düşünce daha kuvvetli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sevmek
şiirinde, şairin asıl derdi bu dünya değildir, "anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş/döne döne gider imiş yıllar meçhule/dağlar aldattırmış gül de bülbül de1 mısralarından anlaşılması gereken, şairin mekanından daha ötelere gitme hayali ile yaşadığını görüyoruz, "gelen gidince giden gelince aynı yere" mısrasında şairin asıl düşüncesinin bu dünya ile ilgili olmadığını anlıyoruz. İslam felsefesine göre kabul gören "topraktan gelip toprağa gitme" inanç ve düşüncesi burada kuvvetli bir şekilde ifade edilmektedir.

E-İNSAN: Şiirdeki insanın, "diyeceğim o ki" söz tamlamasından da anlaşılacağı gibi şairin kendisi olduğu kuvvetli bir şekilde vurgulanıyor. Burada benlik duygusunun öne çıktığı görülüyor ki, bu da şiire bir lirizm katıyor,

al al olmuş yanakları yağmurdan        
  
       dudaklar
ı çatlamış toprak gibi

mısraları incelendiği zaman şairin Ben'lik duygusunun aşırı derecede öne çıktığı görülecektir. Zira, yağmurda yanağın al al (kırmızı ve/veya pembeleşme şeklinde bir renge bürünme) olamaycağına göre burada çok gizli ve kuvvetli bir sevgiye özlemin ifadesi mevcuttur. Bu ifade, kendini ağlamak şeklinde göstermektedir. Burada, yanağın yağmurdan al al olmasını, şairin ağlamaktan yüzünün kızarması şeklinde anlamak gerekiyor. Dudakların toprak misali çatlaması da bu ihtimaali kuvvetlendirmektedir. Hatırlayalım, toprak ancak susuzluktan kurur. Toprağa can veren şey su'dur. İnsanında yaşamasını sağlayan şey yine sudur. Toprak ve insan gibi iki farklı varlığın yaşaması için elzem olan şeyin özelliğine dikkat ediniz! Buradan anlaşılması gereken susuzluk Tanrı'ya duyulan büyük sevgi ve özlemdir. Yani, ona kavuşmanın bir özlemidir! Dolayısı ile o'nun inayetine duyulan bir özlem mevcuttur. Buradaki özlem, susuzluk olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle şair perişandır! Bu da ben'lik duygusunu öne çıkarmakta ve şiire lirik bir ifade katmaktadır.

"sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce" mısrasında şair, tasavvufi anlamda bir arzu ve istekle karşımıza çıkmaktadır.

F-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Sevmek şiirini, şiir okumuş olmak için okuyup geçtiğiniz zaman şiirdeki duygu ve düşüncenin tamamen beşeri bir aşk söyleminden ibaret olduğu kanısına varabilirsiniz. Böyle düşünmek doğaldır: Zira, bir şiirdeki gizli mana ve kuvvetli tasvirleri bulup ortaya çıkarmak için şiir bilgisine sahip olmak gerekir. Bu mana da, bu şiiri beşeri bir aşk şiiri olarak okuyup geçen okuyucu bu tahlili okuduktan sonra şaşıracak ve "biz şiiri bilmeden okuyormuşuz!" düşüncesine kapılacaktır.

Sevmek şiirinde öne çıkan ana tema, Tanrı sevgisi ve özlemidir.
   
      diyece
ğim o ki tüm ceylan gözlü huriler
         sevgilinin y
üzüyle yüzlensinler güzelce

mısralarında Tanrı sevgisi ve özlemi açıkça ortaya çıkmaktadır. Şiirin genelinde görülen sevgi, insan sevgisi değil, gizli ifade edilen Tanrı sevgisidir. Şairde iman kuvvetli olmakla birlikte bunu hissettirmez. Ancak, bu özelliğini son kıta da görebiliriz. Son kıta da, gelenin, gidenin hep aynı yere (yani toprağa) vardığı belirtilerek, tüm güzellerin, Tanrı'nın yüzüyle yüzlenmeleri, arzusu ifade edilmektedir. Tasavvufi anlamda bir yakarıştır bu...Tanrı'ya olan aşkın (sevginin) özlemi dile getirilor. Bir korkusuzluk havası da sezilmekterdir. Çünkü imanlı insanlar korkusuz olurlar.

G-KENDİNİ AŞMA: Bir şairi ve eserlerini yakından tanımadan, o'nun sanatsal kişiliği hakkında bilgi sahibi olmadan sadece kısa bir şiirine göre değerlendirebilmek oldukça güçtür. Şairin diğer eserlerinde hangi duygu ve düşünce çerçevesinde kendini aşmaya çalıştığını bilmek, incelemek gerekir.

Bu eksikliğimize rağmen kendimizi zorluyoruz: Sair, "al al olmuş yanakları yağmuıdan/dudakları çatlamış toprak gibi/ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin/bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen/yaz pembe güz pembe toz pembe derken/yine her şey olur/yine bir sevmek kalır sevmeye neden" mısralarında Tanrı'ya duyulan sevginin, özlemin acizliği ve çaresizliği içinde görülürken, aynı zamanda Tanrı'nın kuvvet ve kudretini de göstermektedir. Bahsi geçen "eskimiş elbise" söz tamlaması, beşeri anlamda elbise değildir. Dedim ya, şair kuvvetli tasvirler kullanmaktadır. Şiirde çok gizli, derin manalar vardır. Burada sözü edilen elbise, insan teni, derişidir! Yıllar geçtikçe insan tenide farklılaşır, derisindeki dirilik, canlılık kaybolur, rengi değişir! Ancak şairin umutsuzluğa kapılmadığı gibi, bir umursamazlık içinde olduğunu görüyoruz. Bunu da "ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin" mısrasında "ne olmuş" söz tamlamasında boşverme, dikkate almama ve umursamama şeklinde göstermektedir. Çünkü biliyor ki, Tanrı istediği herşeyi istediği an yapar. O'nun için gelmiş, geçmiş, ezel, ebedi diye bir sınır yoktur. Bunu da "bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen/yaz pembe güz pembe toz pembe derken/ yine her şey olur" mısralarında açıkça dile getirmektedir.

Şairin, sevmek şiirinde, çağdaş düşünceye göre, bir duygu ve düşünce içinde kendini aşma çabası ve fikri içinde olduğunu görüyoruz.

Kainatı yaratan Tanrı'nın kendisidir. Bu nedenle herşeyin sahibi olan Tanrı sevilmekte ve özlenmektedir. O'nun kudreti karşısında ise aciz kalınmaktadır. Hiçbir şey, hiçbir kimse nedensiz sevilmez, sevilemez. Sevmenin kesin bir dille nedeni vardır. Bunu da "yine bir sevmek kalır sevmeye neden" mısrasında yine üstü kapalı gizli ve derin mana ifade eden kelimelerle ifade etmektedir.

H-ANLATIŞ TARZI: Metin içerisinde de belirtmeye çalıştığım gibi, serbest tarz şiirin herhangi bir kuralı yoktur. Bu nedenle serbest tarz şiir yazmak çok daha zordur. Konu bütünlüğünü, kurgu, duygu ve düşüncelerin ifade ediliş tarzı, seçilecek kelimeleri bulmak ve yerinde kullanmak zordur. Deyim yerinde ise, kelimelerle top gibi oynamak gerekir! Şairin incelediğimiz sevmek isimli şiirinde birden fazla mısraların ikiye, hatta üçe bölünebildiğini görüyoruz. Bölünebiliri bu mısraların kendi içinde ayrıca bir beyit ya da kıta oluşturduğunu, bunlarında kendi içinde yer yer yarım kafiye taşıdığını görüyoruz.

          yaştan imiş.................../yıllar meçhule
          da
ğlar aldattırmış...../ gül de bülbül de
           el ele /diz dize/g
öz göze/ yüz yüze
          gelen gidince/ giden gelince/ ayn
ı yere

Görüldüğü gibi hem kendi içinde bölünebildiği gibi/ aynı zamanda da yarım kafiye örgüsü taşımaktadır.

Okuyucuyu biraz daha şaşırtalım ve serbest tarzda da bunlar olur mu, dedirtmeye devam edelim!

el ele = 3 - diz dize = 3 - göz göze = 3 - yüz yüze = 3
          gelen gidince = 5 - giden gelince = 5 -
         diyece
ğim o ki tüm ceylan gözlü huriler =14
         sevgilinin y
üzüyle yüzlensinler güzelce  =14

şiirin ikinci kıtasının üçüncü ve dördüncü mısraları 14'lü hece vezni ile yazılmıştır.

Şiiri incelediğimizde şairin hem kendisi, hem sanatı hakkında bilgi sahibi oluyoruz aslında. Şiirin her mısrasının kendi içinde ikiye, üçü bölünüyor olması, bunların kendi içinde yarım kafiye düzeneği ile ve hece vezni ile yazılmış olmaları, bize şairin serbest tarzı basit görmediğini, hece ve aruz veznini bilerek şiirlerinde uyguladığını anlıyoruz.

Şiirlerinde yarım kafiye örgüsünü sıkça kullandığı izlenimini edindiğimizi de söyleyebiliriz. Sevmek şiirindeki meçhule, bülbül de, gönüllerde, yüz yüze, güzelce, yağmurdan, sevgilinin, hemen, derken, neden kelimelerinde kulmanılan yarım kafiye örgüsüne dikkatinizi çekerim: Halk şiirinde kullanılan bir kafiye örgüsü mevcuttur.

Herkesin anlayabileceği duru bir Türkçe kullanması, ayrıca halk şiirlerinde sevilerek sıkça kullanılan kafiye örgüsü ile şairin, kelimelerle adeta top gibi oynadığını, böylece anlatmak istediği duygu ve düşünce kalıbına zemin hazırlayarak hiç zorlanmadan ustaca dile getirdiğini görüyoruz.

Şairin duygu ve düşüncelerinin oluşumunu ifade eden fikirleri dile getirirken kullandığı özelliklere topluca göz atalım.

a)    duru Türkçe
   
      b)    herkesin anlayabilece
ği sade bir ifade
  
      c)    m
ısraların kendi içinde bir- iki bölüme ayrılıyor olması
  
     
d)    mısraların yarım kafiye örgüsü ile yazılmış olması
  
      
e)    mısralarda 14'lü hece ölçüsünün kullanılmış olması
         
f)     bazı halk deyimlerinin kullanılması

 "sevrneyinen eskir imiş gönüllerde" mısrası bize, halk arasında sıkça kullanılan şu deyimi hatırlattı, "yad gide gele akraba olur/gidip gelmeyi akraba yad olur/gözden ırak olan gönülden de ırak olur" Bu deyimlerin hepsi eş anlamlıdır. Hepsi de netice olarak aynı m3anıy ifade etmektedirler.

Şair, birinci kıta da hızla kayıp giden yıllardan, ikinci kıta da sevgiliye duyulan özlem ki, bu Tanrı aşkı, sevgisidir. Üçüncü ve son kıta da ise, Tanrı'nın kuvvet ve kudretini gizli ve derin ifadelerle tasvir etmeye çalışıyor.

         Sevmek şiirini okurken zevk aldığınızı hissedeceksiniz. Bu zevki veren unsurlar şiirdeki sadelik, ahenk ve duygu yoğunluğudur.

Şiir, ilk bakışta karmaşık bir yapıya sahip gibi gelebilir. Hatta anlatım ve kurgu zayıf gibi görünebilir. Ancak şiirin tahlil kusmında açıklamaya çalıştığımız unsurlar dikkate alındığında, şiirin hiçte zayıf olmadığını, aksine herkesin anlayamayacağı gizli ve çok derin manalar ifade eden kuvvetli tasvirler kullanıldığı anlaşılacaktır. Şiir, güçlü bir poetikanın ürünüdür. Nitekim şiirde kullanılan aliterasyon, mısraların kendi içinde ve çapraz ses uyumu, tekrarlanan kelime, ses ve kafiye ile bütünleştirilmiş söz tamlamaları ve mısralar şiirin ne kadar zengin, ne kadar musiki havası yansıttığı hakkında fikir verecektir.

Sevmek şiiri çok güçlü bir şiirdir.

Merhum Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın, Yunus'un şiirleri için ifade ettiği gibi, sevmek şiiri tamamen "dil orkestrası" halindedir.