Ölümden Mektup

Sedat CEVHER

Ey densiz Beşer

Bugün mektubunla hüzünlendim. Mektubunla öfkelendim. Beşerin işi sadece şaşmak değil çünkü. Beşer düşünmeli anlamaya gayret etmeli. Beşer başka türlü nasıl öğrenecek yaşamayı?

Benim kıymetimi hiç anlamadın zaten. Anlamaya da çal.sınadın. Beni bir ceza zannedersin ve bana lanet okursun. Sen zaten sadece şikayet etmeyi bilirsin. Hiçbir açıklamayı hak etmesen de sana varlığımın anlamını, anlayabileceğini umduğum kadarıyla anlatacağım.

Yaşarken türlü zorluk ve sıkıntı çekersin. Çektiğin sıkıntıların sorumluluğunu bile taşımayı beceremezsin ve kendi varlığın dışındaki sebepleri sıkıntına kaynak gösterirsin. Mutlu zamanların da olur. Böyle zamanlar için kaynak aramana gerek olmaz. Zaten bütün mutluluklar senin için yaratılmıştır. Sen şükretmenin anlamını bile unutmuşsun.

Aslında hem sıkıntıda hem mutlulukta çıkarılması gereken dersler vardır. Bazısında gülmeyi öğrenirsin, bazısında ağlamayı. Bunlar seni sen yapar. An gelir her şeyi yaşamak sanırsın. Ta ki başına bir kaza gelene, ya da hastalanana kadar... Hemen aklına ben gelirim. Bütün mutluluğun biter. Bir anda sonsuz zannedip kaygısızca yaşadığın hayatın kıymetini anlarsın. Daha evvel gözünde çok büyük görünen yaptıkların küçücük olur, yapmak istediklerin bir dev haline gelir.

Beni her zaman bir çıkmaz sokak, bir son olarak görürsün. Bu yüzden beni sevmez senden uzak durmam için her şeyi yaparsın. Sanki benden kaçabilecekmişsin gibi... Oysaki çevrene bir baksan her bitenin ardında taze bir başlangıcın yattığını görürsün.

Bir tırtılın ömrü yeryüzünde sürünmekle geçer. Dünyanın en çirkin yaratıklarından bindir. Yerde görsen ezmeye çalışırsın, çirkinliği senin gözünü rahatsız etmesin diye. Tırtıl zamanı gelince kendisine bir koza yapar. Bunun tırtılın sonu olduğunu zannedersin. Ama gün gelir kozanın içinden dünyada gördüğün en güzel yaratıklardan biri çıkar. Sen o kelebeğin güzelliğine hayran kalırsın. Öylesine güzeldir ki onun bir zamanlar tırtıl olduğuna inanasın gelmez. Ben senin kozanım beşer. Bu durumu kendi kendine anlamasını, senin kadar az düşünen bir varlıktan beklemenin doğru olmadığının farkındayım. Ama gün gelip bir kelebek olduğunda her şeyi anlayacaksın nasılsa...

Benim acımasızlığımdan dem vurmuşsun. Sizin yanınızda ben annelerin şefkat kucağı gibiyimdir. Birbirinizi nasıl incittiğinizin farkında mısınız? Hayır! Bu sorudan vazgeçtim. Kendinize nasıl eziyet edebiliyorsunuz? Kendinize zarar veren her şeyi yapıp, vücutlarınızı kullanılmaz hale getiriyorsunuz sonra karşınızda beni görünce afallıyorsunuz. Taş üstüne taş koymadan yaşarsınız, ölme sıranız geldiğinde isyan edersiniz.

Sadece beşer kendi yaptığının cezasını başkalarına yükleyip, aldığı ödülü kendisine yormaya çalışır. Hayatı insan, doğuştan hak ettiğini sanır. Ölümse insana göre insafsız bir cezadır. Siz sahip olduklarınızın ne kadarını hak ettiğinizi oturup düşünme zahmetine katlansanız, zaten benimle bir sorununuz kalmayacak.

Beni hayatın olağan bir parçası olarak kabul edip, hayatında güzel ve iyi şeyler yapmaya çalışırsan ne geceleri yatağında terler dökersin, ne de hayatın zindan olur.

Benim hiç gülümsemediğimi yazmışsın. Evet, ciddi olduğum doğrudur, ama zannettiğinin aksine ben hiçbir insanın acı çekmesini istemem. Gerçek şu ki yaratılmış her şeyin "var olma" amacı vardır. Her varlık "var olma" amacını gerçekleştirmek için çalışır. Merak ettiysen söyleyeyim; bu denli sıkıntılı bir işim olduğu halde benim de gülümsediğim anlar vardır. Mesela ağır bir hastanın acısını dindirirken gülümserim.

Bunları okuduğunda anlayacağından şüpheliyim. Çünkü beşer dinlemek yerine duymakla yetinir. Görmek yerine bakmakla yetinir. Hissetmek yerine dokunur. Anlamak yerine düşünür. Nedense hiçbir şeyi hakkıyla yapmaz. Özellikle yaşamayı beceremez. Sonra da hayatın kısalığından dem vurur.

Merak etme, görüşmek konusunda istekli değilim. Benden nefret edip korkmak yerine aldığın her nefesin kıymetini anlaman dileğiyle...

Emri HAK