|
| ||||||
|
|
|
Baharımızı Kaybettik Mustafa UÇURUM Mevsimler gelip geçer de sonradan fark ederiz zamanın su gibi akıp gittiğini. İçimizde değişip duran mevsim fırtınalarını hissederiz de adını bir türlü koyamadığımız bir burkulmayı yaşadığımızı kabul etmek istemeyiz. Mevsimlerin içinde en çok hangisi sevilir diye sorulsa, genelde baharın, ilkbaharın adı anılır herhalde. Sonbaharın hüznünden, kışın soğuk yüzünden bunalan insanoğlu, ilkbaharı bir kurtuluş olarak görür. Mart ayının aldatıcılığına aldırmadan sokaklara, parklara vurur kendini. Aldatıcı güneşin altında soğuktan sertleşmiş bedenini rahatlatmaya çalışır. Bu geçici mutluluk bile ruhu kapalı kalmaktan bulanmış olanlar için bir ferahlama nedeni olabilir. Dağ, bayır yemyeşil olmaya başlar; ırmaklar çağlar, ağaçlar çiçeğe durur. Küçük şeylerle mutlu olmasını bilenler için bütün bunlar bir mutluluk sebebidir. Bir çiçeği koklamak, bir bahar yeline kendini kaptırmak ve bir süreliğine de olsa umursamamak hiçbir şeyi ancak ilkbahara yakışan bir başına buyrukluktur. İnsanoğlunun hayatı genelde mutlu olmakla değil de şikayet etmekle geçer. En umulmadık şeylerden bile şikayet eden kişiler nasıl mutlu olacağını bilemeyen kişilerdir. Kişi, yazın sıcağından, sonbaharın kasvetinden, kışın soğuğundan şikayet eder de baharın yakınılacak bir yerini bulamaz. Bahar kurtuluştur, ferahlıktır, doğanın ve insanın derin bir nefes alışıdır. Hiçbir mevsimin gelişi bahar gibi görkemli olmaz. Yüzyıllardır bu topraklarda baharın gelişi bir bayram gibi kutlanır adeta. Şölenlerle, törenlerle bu geliş; muştulanır dört bir yana. Yaylalar şenlenir, ırmaklar daha bir keyifle akar. Kuzular şenlendirir dağı bayırı. Tadı tuzu kalmadı diyoruz ya hayatımızın, bu doğrudur. Her gün bir yanımızı yitiriyoruz, her gün biraz daha eksildiğimize şahit oluyoruz. Ne yapsak da hangi yolu denesek de bu gidişi durdurmak imkansız gibi görünüyor. Gelenek, görenek, bayram, seyran derken sonunda baharımızı da yitirdik. Sonbaharı yasayamadan kışa geçiyoruz, kıştan sonra ne olduğunu anlamadan yazın boğucu sıcağı karşılıyor bizi. Nisan ayında sanki kışı yaşadık. Bahar geldi diye kıyılara kaldırdığımız kalın kazaklarımıza tekrar bürünme gereğini hisseder olduk. Adı küresel ısınma, ozon tabakası, nükleer etkiler olsa da sonuç bizi ürkütmeye yetiyor. Baharsız kaldık. Sonbaharın hüznünü doya doya yaşayamıyoruz. Yapraklar dökülmeye fırsat bulamadan ani bastıran soğuklarla kapkara olup kendilerini toprağın kalbine bırakıyorlar. Artık, bir sonbahar serinliğinde ağır adımlarla, dökülen yaprakların arasında yürümenin zevkini çıkaramıyoruz. Kışın içimize saldığı tarifsiz bunaltıcı havasından kendimizi baharın ortasına bırakamıyoruz. Bir bir açan çiçeklere bakıyoruz ki ani bir soğukla solup gitmişler. Sonuç ne olursa olsun, baharsız kaldık dostlar. Bahar demek yeniden doğuş, toprağın uyanışı, insanın yeşile olan hasretinin dinmesi ve vücudun güneş sıcağına olan hasretinin son bulması demektir. Baharla birlikte ıssız her köşe başı canlanmaya, özlediği ahengi yakalamaya başlar.
|
|
| ||
|
|
||||||