Açılışa Davet

H. Mustafa AKTAŞ

Evin uzun zamandır tepeden tırnağa tamire ihtiyacı vardır. Bugün yarın, bugün yarın derken evi tamire bir türlü sıra gelmez. Aslında ekonomik sıkıntı da yoktur evi tadilat ve tamirat etmek için. Bir türlü sıra gelmez dedik ya işte öyle.

Yasar Amca bütün isini gücünü ayarlayıp bu kıs aylarında daha doğrusu kış arifesi günlerde evine çeki-düzen vermeye karar verir.

Ev geçiminde mutad olan, içişlerinin evin hanımına bırakılmasıdır. Ev hamını eksik, gedik, tadilat, tamirat, alınacak, verilecek... Her ne ihtiyaç/harcama kalemleri varsa hepsinde sonsuz ve sınırsız yetki sahibi olmalıdır eğer erkek geçim ehliyim diyorsa.

Yaşar Amca'nın evinde durum pek de böyle değildir. Eşi Nazan Teyze dış işlerinde olduğu gibi içişlerinde de kendine fazla bir iş düşmediği için evin eksik ve gediğine çok fazla karışmaz. Zira görünen köy kılavuz istemediğinden eşi Yaşar Amca anında ortaya çıkan sorunlara, açılan gediklere müdahale etmekte, acil soruna acil çözüm bulmaktadır.

Yaşar Amca, sinnine göre yetmişe merdiven dayamış bir ihtiyar delikanlı, Nazan Teyze de eşini üç-beş yaş geriden takip eden çocuklarının hanım anasıdır.

Yaş elliyi hele de altmışı geçince, kadınlarda romatizma, ayak-bilek, bel ağrıları, erkeklerde prostat klasik Türk hastalığıdır. Ama bu ailede klasik biraz bozulur Yaşar Amca kalbiyle sorun yaşar. Esprili ve sevecen kişiliğiyle tanınan Yaşar Amcanın kalbi kabına küçük geldiğini düşünerek büyümeye başlar.

Kışın arifesi desek de Ocak, aslında kışın tam orta ayıdır. Mevsimler değişti ya hani şu küresel ısınma denilen 2006 ve 2007 yıllarında kendini daha çok hissettiren iklim değişikliği yüzünden.

Ocak ayının başında evin tadilatına karar verilir. Geçen sene olduğu gibi nasıl olsa kar-yağmur olmayacaktır. Önce evin eskiyen alt döşemesi laminat olarak yenilenir. Pencereler gözden geçirilir, dolaplar kontrol edilir, peteklerin havası alınır. Bu kadar tadilat ve tamirat, boya ve badanasız olmaz. Yapılan temizliğin ardından "oh be1 denilerek sakince ve tertemiz bir kış çıkarma amaçlanır.

Yaşar Amca ve Nazan Teyze, günlerce ayakta kalmışlar açıkçası yorulmuşlardır da. Temizliğin bittiği akşam yenilenen evin son halini eş-dost ve akrabalarla kutlamayı düşünürler. Esas kutlama ve bir anlamda evin yeni halinin açılışı bir sonraki güne bırakılmakta, şakayla karışık çelenk, çiçek bile beklenmektedir.

O akşam yakın akrabalarla yenilen yemek ve sohbetten sonra misafirlerin gitmesiyle birlikte yenilenen eski evin yorgunluğu ile Köroğlu Ayvaz(karı-koca) kendilerini yatağa zor atarlar. Eski evin yenilenen yüzünün keyfinin çıkarılacağı ilk gecenin derin uykusuna dalarlar.

Sabah ezanıyla birlikte Nazan Teyze uyanır, namazını kılar. Yaşar Amca'yı şöyle bir dikizler "çok yorgun olmalı ezanı duymadı bile, uyandırmayayım, kalkınca namazını kaza etsin bari" der. Namaz sonrası sessiz ve sakince tekrar Yaşar Amca'nın yanına süzülür. Nazan Teyze saat dokuz civarında tekrar uyanır, kalkar. Büyük bir keyifle kahvaltı hazırlar. 'Haydi Yaşar! Kalk, çayımızı içelim..." diye seslenir.

Yaşar amcanın duyduğu, duyacağı yoktur. "Bu adam bu kadar ne yatıp duruyor, ölüm uykusuna mı yattı” diye söylenir. Yine de yorgunluğuna verir. Fakat bir taraftan da gün Cuma'dır ve Cuma namazı vakti yaklaşmaktadır. İster ki, Nazan Teyze eşi, kahvaltısını yapsın, namaza hazırlansın ve Cuma'ya gitsin. Bu niyetle Yaşar Amca'nın başına tekrar varır ve:

“Kalk artık, Cuma vakti geldi, kahvaltını yap, Cuma'ya git” diye sesini yükseltir.

Yine cevap gelmeyince, yorganı açıp omzundan hafifçe silkeler. Yaşar Amca'nın başı yastığa düşüverir. Neler olduğunun bir anda farkına varmasa da acı gerçeği anlaması uzun sürmez... Aklına gelmeyen, aklının ucundan bile geçmeyen başına gelmiştir Nazan teyzenin.

Yoksa? Evet, yoksa?

“Yasaaar!” diye haykırır Nazan Teyze. Öyle bir haykırma ki, apartman yankılanır, komşular kapılara çıkar, sesin geldiği eve koşar. Nazan Teyze'yi bilmediği yerlerle telefon ederken bulurlar. Sık sık aradığı oğlunun telefonu bile hafızasından uçmuş, telefonun tuşları bir türlü tanıdık seslerle muhatap edecek numaralar çevrilmesine izin vermemektedir.

Güç-bela oğluna ulaşılır. Oğlunun aracılığıyla herkese.

Sırası mıydı şimdi? Ama iş işten geçmiş, mangalda köz, söylenecek söz kalmamıştır artık.

Giden adına kalanlar Kıvırcık Ali'nin bir türküsünü terennüm ederek seneleri geri çağırmış mıdır bilinmez... "Bağbandım gül deremedim/Derip yare veremedim/Tez geçtiniz göremedim/ Geriye dönün seneler..."

Açılışa istediği çelenkler, çiçekler cenazesine geldi. Kabına sığmayan kalbi fırladı yerinden büyüdü büyüdü içine aldı gitti. Yenilenen evin açılışına beklediği dostları ebedi yolculuğa uğurlamaya geldiler onu.

Meğer açılış yenilenen evine değil, yenilenen yenidünyasına imiş.