Yazınsal Metinlerde Kıtsch Olgusu ve Popüler Saygınlık

Mehmet AYDIN KAL

Orhan OKAY Hoca, popüler romanla ilgili düşüncelerini ortaya koyduğu bir yazısında "...popüler roman edebiyatın üvey evladıdır. " cümlesiyle özetler düşüncesini. Bu saptama doğrudur. Aynı bağlam içerisinde aykırı duruşlarıyla bağlam dışı kabul edilen ya da edilmesi konusunda ısrar gösterilen çalışmalar her sanat dalında olagelmiştir. Ne var ki resimden heykele, yazından mimariye, müzikten sinemaya tüm sanat dallarında sanatsal olmadığı gerekçesiyle savsaklanan, görmezden gelinen, tartışma konusu dahi edilmeyen böylesi çalışmalar kendi iç dinamiğinde inanılmaz bir okunurluk ya da izlenirlik düzeyi yakalamıştır. Kolay tüketilebilirliği ile popüler kimlik kazanan bu çalışmaları estetik ve sanatsal yoksunlukla suçlayıp ucuz edebiyat ürünü olarak tanımlamak ise hep genel geçer bir tavır olmuştur.

Üreti düzleminde hiçbir sanatsal kaygı duymadan sadece resmetmek, betimlemek, benzetmek çabaları içinde ortaya konan çalışmaların yüksek sanat ürünü, evrensel bir sanat diyalektiğinin dışavurumu gibi tanımlanması olası değildir. Kolay algılanabilirliği ya da farklılığı noktasında tüm bakışları üzerine çeken bir nesnenin sanatsal mükemmellik iddiası olamaz. Bu anlamda yapıtın popülerliği ile içkinliği tartışılabilir bir konudur. F. Eraslan'ın da altını çizdiği gibi, popüler sanat adı altında kendine özgü normları ve disiplini olan bir akım, izm ya da eğilim kesinlikle yoktur. Bu, daha çok güncel bir tavrın genel geçer tanımıdır. Dolayısıyla popüler sanat, olsa olsa, belli bir zamansal düzlemde belli kitlelerin yoğun ilgisine maruz kalan ve yine belli bir süreçte dinamizmini yitiren herhangi bir sanat ya da bir akımı ifade eden bir tanımlama olabilir. Hatta bu bağlamda, toplumsal yanı olan her olgu için popüler olma ya da olmama hali söz konusudur. Popüler bir kişiden, popüler bir olaydan, popüler bir yazardan, ressamdan, yapıttan söz edebilirsiniz. Bu çok doğaldır. Zamansal düzlemde " in " leri ve " out'ları olan tüketilebilir her olgu popüler kimlik altında sorgulanabilir. Gösterilebilir kolay örneklerin ötesinde, belli sözcüklerin dilde popülerlik kazanmasından bile söz edilebilir. Sözgelimi; her açıklama gerektiren cümleye " atıyorum..." diye başlama, ya da geçmişe duyulan özlemi ifade etmek için " nostalji " sözcüklerini yalama oluncaya kadar kullanmak da popüler sözcüklerin dayanılmaz cazibesini göstermek için uygun örneklerdir. Bunların ötesinde özellikle postmodernist anlayışlarda açılım kazanarak bilinçli olarak ortaya atılan pop-art çalışmalar da yok değildir. Özellikle Andy VVarholl' un ünlü pisuvarıyla ortaya konan düşünce her şeyin sanat eseri olabileceği yargısına dayanmaktaydı.

Diğer sanat dallarını bir yana bırakıp salt yazınsal ürünlere yöneldiğimizde yapıtın sanatsal olup olmadığı konusu daha bir somutlaşır. Türk yazınında hiçbir yazınsallık iddiası güdülmeden yazılmış pek çok roman vardır. Genelde Kemalettin TUĞCU, nun çocuk romanları, Kerime NADİR' in aşk romanları en bilinen örnekler olarak gösterilir ve hep yazınsal değer içermedikleri gerekçesiyle popüler roman sınıflandırması içinde ele alınırlar. Kaldı ki Kemaletin TUĞCU' da yapıtlarını ortaya koyarken yazınsallık iddiasında hiç bulunmadığını söyler. Burada iki şeyi birbiriyle karıştırmamak gerekir. Kemalettin TUĞCU'unun yapıtlarını yazınsallıktan uzak bulma ile onları işlevsiz, hiç niteliksiz bulma arasında fark vardır. Düz bir mantıkla TUĞCU romanlarını yok saymak ya da görmezden yanlış bir tutumdur. Özellikle çocuklara ilk okuma çağlarında okuma alışkanlığını kazandırmaları düzleminde kayda değer çalışmalardır. Tematik düzlemdeki kitsch olgusu ise toplumsalın göstergesidir. Orhan Pamuk, Kara Kitap' ı, yazarken Kemalettin TUĞCU'dan bir şeyler öğrenmiş olduğunu söylemekten geri durmaz ve onu, daha ilginç kılan yanın ise şehir hayatına, İstanbul hayatına gösterdiği sevgi olduğundan söz eder. Köprü altı çocukları, yeraltı tünelleri, dilenci çeteleri, seyyar satıcılar, okul hayatı, şehrin kalabalık köşeleri gibi şeyler... PAMUK' un sözünü ettiği gibi, Kemalettin TUĞCU yazdığı yıllarda dünyadan kopuk bir burjuvalar ülkesi olan Türkiye' nin korkuları ve umutlarıyla çok başarıyla oynamıştır. Melodramatik duyarlığında, hayat kavgası veren çocuklara gösterdiği dikkatlerde, Dickens'dan bir şeyler vardır. Yılmaz Erdoğan bir şiirinde " bizim Kemalettin Tuğcularımız vardı..." derken onun en azından hayatın bir döneminde okunur bir yazar olduğunu ve " bizim " iyelik ekiyle benimsenmişliğe işaret etmektektedir. Aslında Kemalettin TUĞCU'ya varmadan daha gerilere gidildiğinde popüler romanlar sıkça görülmektedir. Ahmet Mithat Efendi' nin " Hasan Mellah" " Hüseyin Fellah" gibi bir solukda okunacak romanları ya da Hüseyin Rahmi Gürpınar' ın düz bir anlatı tekniği içinde halkın beğenisine yönelik olarak yazdığı " Kaynanam nasıl Kudurdu ", " Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç " v.b gibi onlarca romanı hep aynı düzlemde ele alınacak yapıtlardır. Orhan Okay Hoca'nın da vurguladığı gibi geçmiş yüzyılda popüler romanın müşterileri, daha ziyade az veya çok okur-yazar olan, öğrenim seviyesi yüksek olmayan, kenar mahalle kahve müdavimleri, kasaba memurları belki daha da önemlisi ev kadınları olmuştur. Eser açısından bakıldığında elit edebiyatın konuları neyse, popüler romanın konuları da aynı olmuştur. Aşk, macera, tarihi, polisiye, sosyal vs. Dili halkın anlayacağı seviyede olmakla beraber itinalı bir üslupla da yazılmamıştır. Kurgu tekniğine dikkat edilmemiştir. Romanda anlatıcı yani yazarın durduğu yer belirsiz ve karışıktır; çok defa bugün ilahi bakış açısı dediğimiz tarzda kaleme alınmıştır. Sürekli vakalara dayandığı için tahliller de hemen hemen yoktur. En başarılı olanları, vakaları en sürükleyici olanlardır. Bu durumda genel sınıflama içinde macera romanları arasında düşünmek daha doğru olur.

Türk yazın tarihinde gerçek isimlerinin yanı sıra takma isimle farklı türlerde yapıt veren yazarlara sıkça rastlanır. İlk akla gelen, Peyami SAFA'dır. Server BEDİ takma adıyla yazdığı "Cingöz Recai " polisiye romanları, döneminde en çok okunan romanlardır. Peyami Safa yazınsal değeri olan hacimli romanlarını kendi adıyla yayınlamıştır. Bir romancının yazarken farklı isim kullanma gereği duyması olsa olsa yazdıklarının nitel ayrımının farkındalığı olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla tematik düzlemi benzer bile olsa tekniği, biçimi, biçemiyle yazınsaldan ayrı duran popüler anlayışlı romanların farklı düzlemde değerlendirmek en doğru olandır.

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki yapıtın çok ses getirmesi ya da üzerinde çok konuşulması onun yazınsal değerinin bir göstergesi sayılamaz. Çünkü bir yapıt salt tematik farklılığıyla değil hem biçim hem de içerik düzlemindeki tutarlılığı ile yazınsal kimliğini bulur. Buna en güzel örneklerden birisi son dönemlerde adından sıkça söz edilen Melisa P.' nin " Yatmadan önce 100 fırça darbesi " dir. İkinci kitabı " Yusufçuk Gece Gelir" ile ilgili olarak Tempo dergisinde kendisiyle yapılan röportajda, İlk kitabını 16 yaşında, ikinciyi 19 yaşında yazdığından söz ederek bu üç yıl içinde üslubunu geliştirmeye çalışmakla yetinmeyip, edebiyata da 16 yaşında baktığımdan daha farklı bakmaya çalıştğından söz eder. Çünkü ilk kitabı yazdığı zaman, yalnızca lise eğitiminin verdiği bir edebiyat bilgisine, bir lise öğrencisinin bakış açısıyla yaklaşıyor olduğunu ekler. Biçim ve içerik düzleminde yazınsallık iddiası olmaması gereken bu günlüklerden devşirme romanın bu denli ilgi çekmiş olması şüphesiz 16 yaşında bir kızın yaşadığı ilişkileri tüm çıplaklığı ile kaleme almış olmasındandır ve uzun soluklu gündemde kalmayacağı kesindir. Popüler kültürün bir dayatması olarak bu tür örnekler sıkça karşımıza çıkacaktır. Nitekim otobiyografik çalışmalarından sonra hayatını da filme dönüştürmeyi tasarlayan Tracey Emin de 1963-95 yılları arasında yaşadığı cinsel deneyimleri teşhir eden "Bugüne Kadar Yattığım Herkes 1963-95" isimli sergisinde bu tarihler arasında yattığı erkeklerin isimlerini bir çadıra işlemişti ve son derece ilgi çekmişti. 2000 yılında " My bed " isimli sergisinde ise cinsel ilişki izleri taşıyan iç çamaşırlarını ve yatağını sergileyerek yine büyük ilgi çekmişti. Bu arada Fransa'nın tanınmış modern sanat uzmanlarından biri olan olan 54 yaşındaki Catherine Millet' in "Catherine M.'nin Seks Yaşamı" isimli otobiyografik kitabını da unutmamak gerekir. Büyük tartışmalara yol açan bu kitabında Millet, çocukluğundaki mastürbasyon öykülerinden, arabada sex yapmasından ve grup sex deneyimlerinden, lezbiyen ilişkilerden bahsederek ayrıntılı betimlemelere giriyor ve neredeyse 5 bin erkekle birlikte olduğunu fakat sadece 49 unun adını hatırladığından söz ediyor. Bu kitap dünya çapında 2.5 milyon sattı ve kendisiyle birlikte porno bu değilse nedir gibi bir eleştirel soru getirdi. Popüler kültürün en gözde malzemesi olan cinsellik, kadın v.b unsurlar insanların dikkatini kolayca çektiği için sanatsal çabalarda da öne sürülmesi çok kolaydır. Dahası düpedüz pornografi olan bir çalışmanın sanat normları içerisinde okur ya da izleyiciye sunulduğu durumlar da az rastlanılır değildir. Sözgelimi heykeltraş Jeef Koons ve sevgilisi Cicciolina'nın cinsel ilişki pozisyonlarını hiç sakınımsız sergiledikleri yağlıboya ve üç boyutlu çalışmalardan oluşan 1990 Venedik Bienalindeki sergi de pornografinin sanat olduğunu iddia etme yönünde ilginç bir örnektir.

Bir yapıtı yüksek sanat yapıtı gibi görme ya da kitsch olarak değerlendirme algısal bir durumdur ve tümüyle okur ya da izleyicinin entelektüel doygunluğu ile ilintilidir. Seçkin bir estetizm ve çok ince beğeniye dayalı bakış açısında aslında bizi çevreleyen pek çok obje kitschtir. Duvarınızda asılı, kaba hatlarla kol saatine benzetilmiş bir duvar saati, buzdolabınızın kapısına eşinizin astığı meyvemsi nesneler, yol kenarlarında el sanatı ürünü diye satılan abartılı objeler, popüler kaygılarla janjanlı bir baskı tekniğinde parlak kağıda bastırılmış gösterişli bir kitap pekala kitsch olabilir.

Bireyin beğeni düzeyine göre anlam kazanan kiç daha çok estetik düzlemde kendini belli eder. Özgün bir yanı olmayan ve daha çok kopya ya da benzetilmiş bir estetik görsel Iiğiyle dikkati çeker. Bunun yanı sıra içerik düzleminde ısrarla bireyin acıma, efkarlanma, kahretme v.b duygularına odaklanır ve onları tetikler. Bir örnek teşkil etmesi noktasında, Cemal Safi' nin " Sensiz İki Gün " şiiri kiç öğelerle doludur: " Ayağıma prangalar taktılar / Gözlerimi dağladılar yaktılar / İki koldan bir alnımdan çaktılar / çarmıha gerdiler sensiz iki gün " Birbirini yineleyen uyaklı dizelerle arabesk bir söyleme bulanmış bu şiiri tebessümle okumaktan başka bir şey gelmiyor elden. Bestelenmiş halini dinleyip haz almak içinse herhalde çok farklı bir ruh halinde olmak gerekir.

Aslında bir sanat yapıtını kitch unsurlar taşıdığı gerekçesiyle sanat dışı görmek tüm sanat dallarında aynı temele dayanır. İster roman, ister sinema fimi, ister resim ya da mimari olsun kitsch'in onlardaki yansısı çok kolay belli eder kendini. Tüm o gösterişine rağmen kistsch olarak görülebilir. Ya da içerik düzleminde dilin özensiz kullanımı, sözcüklerin sıralanışı, kurgu v.b yapılar estetikten uzak, kitsch bir yapı gösterebilir. Böylesi yapıtlar dinamik gibi görünmelerine rağmen aslında durağandırlar. Bir şey söylemekten çok söylenmişi yinelerler ve bunu yaparken de rahatsız edici, boğucu bir betimlemeye sahiptirler. Tüm bunların yanı sıra yüksek sanat ürünü olan kimi yapıtların da zaman içerisinde kitschleşmesi olasıdır. Yapıtın üzerine odaklanan çok yönlü bakışlar, onun medyatik ya da reklamsı bir malzeme gibi kullanılması zaman içerisinde o sanat yapıtını kiçleştirmektedir. Örnek mi istiyorsunuz ? Leonardo Vinci' nin ünlü Mona Lisa'sı ... 0 artık bir kitsch.