Metin Demirci'nin Aşkın e Hali Edebiyat
Dergisinin Tanıtım ve Şiir Gecesinde yaptığı konuşma

Metin DEMİRCİ

" Bir gün Mecnun, Leyla'sını aramak için bir deve hazırlamış. Sürmüş deveyi çöle. Çölde epey yol almışlar. Derken, bir ara Mecnun Leyla'sının hayaline dalıp gitmiş. Uyanınca ne görsün, deve Mecnun'un durumundan yararlanıp, kalktıkları yere geri gelmiş.

Mecnun daha bir heyecanlı, daha bir arzuyla ve daha bir kararlılıkla yeniden sürmüş devesini çöle. Hayale dalmamak için pek çok uğraşmış ama bir zaman sonra dayanamamış ve yine dalmış Leyla'sının hayaline. Uyanınca görmüş ki deve yine eski yerinde. Yavrusunu koklayıp duruyor. Bunun üzerine Mecnun: ' Ey deve! Senin Leyla'n burada, benimki ise çölde... Haydi, hoşça kal' demiş. Yapayalnız yayan düşmüş yeniden, çöllere.   "

Sultan Veled/ Maarif

İşte böyle: Herkesin bir sevdası var. Gençlerin sevdaları ve umutları; yaşlıların bilgi, birikim ve tecrübeleri, paracıların ise para kasaları var. Her kes bir miktar bir şeylere aşık. Herkesin sevdası hep kendine göre. Her aşık yaratıcının bir başka tecellisine cezb oluyor ama işin farkında değil.

Gerçek şu:Her düşünenin, her hayal edenin, muhakkak bir umudu olmalıdır. Dahası düşüncelerin, duyguların, hayallerin, umutların doğru dürüst ifade edilemeyişi, toplumlarda meydana gelen olumsuzlukların esas nedenidir. Her insan sevdiğini en güzel bilir ve bunun neden böyle olduğunu izah etmek ister. İnsan ya kendisini ifade etmekten, ya da bir başkasının kendi kendini ifade etmesinden hoşlanır. İnsanlar hala Yunus'u seviyorlarsa, Karacaoğlanın, Pir Sultanın şiirlerini zevkle okuyorlarsa ve hala Leyla-Mecnun, Ferhat- Şirin, Kerem-Aslı masallarına rağbet ediyorlarsa ve hala birileri Karun olmaya çalışıyorsa,öyle anlaşılıyor ki; bu toplum hala duygudan, düşünceden ve hayalden kopmamıştır.

Ancak bizim camia epey bir zamandır yeni bir şey üretemiyor. Leyla - Mecnun ayarında eserler verecek yazarlardan yoksunuz. 0 birkaç büyük şair de yetmiyor bu topluma. Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve diğerleri. . . . Sonrakiler de var, ama onları sadece bizim de şairimiz var demek için kullanıyoruz. Elin oğlu şunu söylüyor: Doğuluların eski kitaplarını okuyun, batılıların ise yeni kitaplarını. Yani ülkemize gelen meraklı her edebiyatçı hemen Konya'ya koşuyor.

Biz mi ne yapıyoruz? Biz insanın, ilk günden beri iyiyi, güzeli düşündüğüne, güzel hayaller peşinde koştuğuna, hayata dair güzel duygular beslediğine inandık. Biz hep, bu iyilik ve güzellik ve umut tutkunlarının, toplumları ayakta tuttuğu kanaatinde olduk. Bu konuda bir yere bir ocak açılırsa, söyleyeceği olanların bu ocağa rağbet edeceğini düşündük ve bundan dolayı Aşkın e Hali Edebiyat Dergisini, Paşa Çeten, Kenan Yaşar ve ben; yani biz üç sevdalı kurduk.

Deve ve Mecnun misalini göz önüne alarak başkalarının sevdasını yönlendirmek yerine bize gelenlere, iyiyi, güzeli, tarif ve tasvir etme yollarını öğretmeye çalışıyoruz. Haydi diyoruz: İfade et duygunu, düşünceni, hayalini umudunu, aşkını. Bak diyoruz, insanlık bu işi hep yapmış. Bizden öncekiler bize, birçok tecrübe bırakmış. Onlar bu işi öykü dedikleri, şiir dedikleri, makale, deneme, mektup, propos dedikleri yapılarla gerçekleştirmişler. Kendi coğrafyamızda ise gazeller, mesneviler, koşmalar, ağıtlar ve daha nice güzellikler var. Sen de bu tecrübeleri yaparak yaşayarak öğren. Biz sana neyi düşüneceğini, neyi seveceğini, neyi hayal edeceğini değil; düşünceni, duygunu ve hayalini nasıl ifade edeceğini öğretelim istiyoruz.  Her kes sevdiğine doğru gitsin diyoruz. Kimse zorla deve gibi çöle sürülmesin. Mecnun Çöle, Kerem Yaylaya, Ferhat dağa, ya da bir başkası bir başka yere yönelmiş fark etmez bizim için diyoruz. Sağdan düşünüyormuşsun, soldan düşünüyormuşsun, geriden düşünüyormuşsun, vatan derdine yanmışsın, yarınlar kurmaya hayallerin varmış, fark etmez bizim için diyoruz. "Sevmek" kelimesinin bir kaç bin şekilde söylenebileceğini öğretelim istiyoruz günümüz sevdalılarına; gencine, siyasetsine, sanatçısına, esnafına, çiftçisine. Herkese; az dur, biraz da bizde konakla, diyoruz. 0 zaman anlayacaksın diyoruz, her kelimenin bin bir anlam taşıdığını. Bunun sanatını biz yapıyoruz ve yaptıklarımızı da Aşkın e Hali Dergisinde yayınlıyoruz.

Hem sonra artık yalnız da değiliz. Bu yolculukta Halit Yıldırım, Mehmet Okumuş, Mustafa Balyaz, Teoman Şahin, Salim Kanat, Mehmet Aydın kal, Gani Aksan, Ramazan Yaşar, Ayşe Melike Kurtaran, Yaşar Solak, Sedat Cevher, Mehmet Evkuran Selçuk Pak gibi yazarlarımızla birlikte, ülke çapında pek çok edebiyatçımız var, taşın altına elini koyan.

Bu iş sizi ilgilendirmez mi? Evet ilgilendirir. Siz konuşuyorsunuz değil mi? Bir diliniz var epeydir kullandığınız. Biri el atmışsa dilinize, eğip büküyorsa, bozup yapıyorsa, alışık olduğunuz söyleyişlerden farklı söyleyişler farklı anlamlar, farklı kalıplar kuruluyorsa, bu seni ilgilendirmeyecek öyle mi? Bilmem şu kadar yılın eseri ruhunla birileri mücadeleye girmiş, sen bundan bana ne diyeceksin. Sen sesini çıkarmayacaksın, öyle mi?

Sevgili dinleyici!

Şunu söylemeye çalşıyorum: Sen binlerce yılın birikiminden oluşan ruhuna, yeni bir şey katmaya çalışanlara kayıtsız kalamazsın. Ya sen bu olaya dahil olur, bu süreçte yerini alırsın, desteklersin veya kösteklersin. Ya da olayı okursun, izlersin şimdi yaptığın gibi. Ben senin bundan aşağıda kalabileceğini düşünmüyorum. Unutulmamalıdır ki ruhumuz, dilimiz üzerinden büyür ve gelişir. Dilsiz ruh gelişmez. Ruhsuz toplum ise yaşayamaz. Bundan dolayıdır ki biz; edebiyatçılar, toplum ruhunun mimarlarıdır diyoruz.

Size soruyorum: Tilkinin kurnazlığını nerden öğrendiniz? Ayrıca karganın aptallığına ilmi bir delil mi var? Nerden biliyorsunuz köpeklerin kedilerden daha sadık olduğunu? İlmi bir araştırma sonucu mu bu kanaate vardınız? Güvercin barışın, aslan ise gücün simgesiymiş. Kara gözlü çocuğunuza, ya da sevdiğinize, zeytin gözlüm diyorsunuz. Zeytin dalı ile söğüt dalı arasında, nasıl bir üstünlük olabilir ki? Neden "Uzun ince bir yoldayım/ Gidiyorum gündüz gece" diyen dizeler, dua gibi geliyor bize. İnsanları coşkuyla cepheye sevk eden kahramanlık türkülerini edebiyatçılar yazmadı da kim yazdı dersiniz? Tekrarını seyretmekten zevk aldığımız filmlerin hikayesi edebiyatçıların eseri değil mi? Daha " Nasrettin Hoca" demeden yüzümüzde gülücükler açar; neden acaba? Kim diyebilir Nasrettin Hoca edebiyatçı değildi diye?

Bu millet Yemen faciasını nerden öğrenecekti ilgili edebiyatçı Yemen türküsünü yapmasaydı. Şöyle diyor Yemen Türküsünde şair:

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne figandır
Yemen elleri ne de yamandır
Ah o yemendir gülü çemendir
giden gelmiyor acep nedendir


Çalınan sazları düğün mü sandın
Al yeşil sancağı gelin mi sandın
Yemene gideni gelir mi sandın
Ah o yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir

Kışlanın ardında redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift çorap ile bir de fesi var
Ah o yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir

Hangi tarih kitabı yemen olayını bir milletin ruhuna böylesine nakşedebilir? Bu türküyü ansızın yüreğimizden silseler bizde bir boşluk olmayacak mı? Koyun baba, Somun Baba menkıbeleri, Pir Sultan şiirleri, Köroğlu destanı. Yunus Emre divanı... Mevlana deryası... Süleyman Çelebinin Mevlidi... Nasrettin hocanın ipe un serişi... Denizlinin horozu... Çorumlunun leblebi koydum tasa'sı... Bektaşi nefesleri, Sakarya şiiri, İstiklal Marşı, Çanakkale Şiiri... Karlı kayın Ormanı ya da Yahya Kemalin Sessiz gemisi olmasaydı bizim bir yanımız yavan kalmayacak mıydı? Ya ninniler, masallar, maniler, öyküler, romanlar. . . Oların ruhumuzda bir yeri yok mu?

Diğer cepheler daha mı az acıklı.? O olayları bir şiir bir öykü haline getirecek bir edebiyatçı çıkmadığı için onlar tarihin sayfalarından insanların yüreğine yükselemediler. Mekke savunmasında, kanal harekatında, Galiçya cephesinde kim bilir ne acılar yaşanmıştır; ama talihsizlik şu ki: Bir edebiyatçı çıkıp o trajediye bir şiir ya da bir öykü bir destan yazamadı. Sarıkamış şiiri ve türküsüyle o büyük acıyı yüreklerimize taşımaya çalışanlara bu milletin bir teşekkür olmalı. Oysa tarih boyunca edebiyatçılar egemen güçler tarafından genellikle hor görüldüler, hapsedildiler, yerlerinden yurtlarından sürüldüler. Asıldılar, kesildiler. Ama edebiyatçılar yılmadılar, yılmıyorlar, yılmayacaklar. Bu tutkuya aşk demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Söylemek istediğim şu: Toplumsal ruhumuzu oluşturan ve buna benzer, nice dilsel kalıplar var ki bunları ne fakihler, ne fizikçiler ne mimarlar, ne mühendisler, ne de başka birileri yaptılar. Bu iş ancak ve ancak edebiyatçıların işidir. Velhasıl edebiyat bazılarının, sandığı gibi boş insanların, boş işi değildir.

Sevgili dostlar,

Şimdi konuşmama başlarken okuduğum büyük Üstad Sultan Veled'in kısa öyküsüne dikkat çekerek, sözlerimi bitirmek istiyorum:

İnsan saygılı olsun. Başkalarının sırtından bir yerlere gitmeye kalkmasın. Sevgiliye götüren vasıta nefsin sırtından başka bir şey olmasın.. Zaten bizim işimiz aşığa deve bulmak değil, aşığın gözünü gönlünü açmak; sevgiliye hitabın, güzelliğin, duygu ve düşüncelerin ve de hayallerin ifade şekillerini çeşitlendirmektir. Bize göre edebiyatı hakkıyla kavrayan, düşündüğünü çirkin ifade etmez, düşündüğü şey kötü bile olsa.

Biz, bu alem de kalan hoş sedaların hepsinin, bu yolla bırakıldığına inanıyoruz.

Ne yapalım bu da bizim sevdamız. . . .

Saygılarımla. . . .