|
| ||||||
|
|
|
20.03.2008 ÇORUM Sevgili Mehlika; Her düşünen bir bilen anlamına gelmez. Sorsan söyleyecektim düşüncemin konusunu, ama sen sadece benim ne yaptığımla ilgileniyorsun? Sıhhatin nasıl, ne yiyorsun, ne içiyorsun gibi şeyler soruyorsun. Gerçi, hayatımla böyle ilgilenmen beni mutlu ediyor ama benim hayatım yemek içmek, yatmak kalkmak, tansiyonumu takip etmek, şekerimi ölçmek veya bir iki arkadaşla sohbet etmekten ibaret değil ki? İnşallah bundan sonra biraz da düşüncemin sıhhatinden, okuyup okumadığımdan, neler düşündüğümden sorarsın. İnanın ki bu sorular da en az diğerleri kadar beni memnun edecektir.. Bu gün sen sormuşsun da ben de cevap veriyormuşum gibi yapıp neler düşündüğümü sana anlatmak istiyorum. Sıkılmazsın değil mi? Biliyorum, olay benimle ilgili olunca sen zaten sıkılmazsın ama yine ben seni fazla meşgul edip, benimle ilgili " şimdi ne yapıyor, beli ağrıyordu, doktora gitti mi acaba ?"gibi hoşuma giden o güzel düşüncelerden seni uzaklaştırmak istemiyorum. Her neyse Mehlika'm, ben bu aralar "Mektup nedir?" nasıl yazılır, güzel mektup yazanlar olmuş mu büyük yazarlar arasında, diye düşünüyorum. Geçenlerde Rus yazar Vlademir Mayakovski'nin " Lili Brik'e Mektuplar" adlı kitabı elime geçti. Bir çırpıda okudum. Öyle sıcak, öyle doğal, öyle sevimli ki... Mektuplar çok uzun değil. Konular uzun uzadıya ele alınmamış. Ne felsefi mektuplardaki sabun kalıbı kokan kavramlar var, ne de soğuk kelimeler. Her şey diri ve canlı... Biraz da senin mektuplarına benziyor... İstersen bir tanesini okuyayım. İşte Mayakovski'nin Lilisine yazdığı mektup: "Segili Lilik'im, Bundan böyle kimse az okuduğumu söyleyemeyecek; çünkü sabahtan akşama senin mektubunu okuyorum. Bunun beni bilgili yapıp yapmayacağını bilmiyorum ama daha şimdiden sinirlerim düzeldi. Beni minik köpeğin olarak incelersek açıkça söyleyeyim ki, seni kıskanmama gerek yok, kuçu'n içler acısı durumda; kaburgaları sayılıyor, tüyleri diken diken ve kan çanağına dönmüş gözünün önünde, akan gözyaşlarını gizlemek üzere sarkıtılmış cascavlak bir kulak. Doğadan anlayanlar sevgisiz, yabancı ellere bırakılan minicik köpeklerin bu duruma düştüklerini söylüyor. Evden dışarı çıkmıyorum. Kadınlarla arama üç dört sandalye koyuyorum, üstüme zararlı bir koku salmasınlar diye. Tek kurtarıcım basımevi... Sabahın dokuzunda damlıyorum oraya. Şu sırada " Fütüristler Günlüğünü" basıyoruz. Cep defteri için teşekkürler. Bu arada alıp götürdüğün resim konusunda Dodia'yla anlaştım, sana armağan ediyorum onu. Defterine, bir solukta iki şiir yazdım. Uzun olanını gazeteye göndereceğim; adı: "Yürüyüşümüz" Kısası da şöyle: Karlar tükürüğe dönüşmeye başladı bile Kent sırtından atmada kışı Yeniden ilkbahar geliyor işte Bir ağa çocuğu kadar salak ve geveze. Bu kez başka kimseyi öpmüyorum, kimseye selam göndermiyorum, bu mektup "sana Liliam" dizisinden. " İnsan"ın başına "sana, Liliam" yazabildiğime ne seviniyorum bilsen! Mayakovski Sevgili Mehlika, Nasıl beğendin mi Mayakovski'nin mektubunu. İstersen bu mektubu arkadaşlarından bir kaçına da okuyabilirsin. Ben zaten biliyorum, özel mektubumuzu kimseyle paylaşmayacağını. Anlarsın ya özel mektuplar yabancılara değil akraba, dost, yakın arkadaş gibi kişilere yazılır. Böyle mektuplar içtenlikli ve doğal bir anlatımla yazılırlar. Hitap da okuyacak kişiye olan ilgiye göre olur. Özel mektuplar resmi ve iş mektupları gibi açık sade ve düz anlatımlı değildir. Adı gibi şahsa özeldir. Evet Mehlika'm, Böylesine uzun ve can sıkıcı mektuplar istemiyorsan sen kendini yorma. Sen yine bildiğin gibi yazmakta devam et. Yeter ki yaz. Senin her mektubun bir başka ilaç benim için. Mayakovski'nin dediği gibi mektubunu okurken sinirlerim yatışıyor, rahatlıyorum. Yalnız ne olur mektubunun sağ üst köşesine tarih ve yer adı yazmayı unutursan da kağıdın sağ alt köşesine imzanı atmayı unutma. Bilir misin senin imzan bana senin hayalini getiriyor. Selam ve sevgiler. Toprak SAYGIN
|
|
| ||
|
|
||||||