|
| ||||||
|
|
|
Halit YILDIRIM Ermeni Komitacılar tarafından 21 Temmuz 1905 Cuma günü Sultan II. Abdülhamit'i öldürmek için bombalı bir suikast düzenlenir. Padişahın Şeyhülislamla konuşmaya dalması yapılan hesapları alt üst eder ve bu bir anlık bir gecikme neticesi Sultan yara almadan kurtulur. Olay sonucu 26 kişi ölmüş ve 58 kişi yaralanmış ve çok sayıda at ve araba telef olmuştur. Meşhur Şairlerimizden Tevfik Fikret bu olay üzerine büyük bir teessüre kapılır ve "Bir Lahza-i Teahhür" yani "Bir Anlık Gecikme" şiirini kaleme alır. Bu şiirinde yapılan terörist saldırıyı alkışlamaktan öte "Şanlı Avcı" olarak tesmiyelediği malum Ermeni Teröristi "kurtuluş saçan gizli bir el" olarak görme gafletine düşer. Tevfik Fikret günümüz Türkçesine uyarlanan ifadeleriyle:
"Gökyüzüne bacak, kelle, kan kemik
yükseldi. ölen, parçalanan ve yaralanan kendi insanına üzülmediği gibi, aksine gökyüzüne yükselen insan parçalarını "övgüye yaraşır darbe" olarak görür. Akıbet o ki Tevfik Fikret gibi bir şairin böylesine vahşi bir olayı alkışlaması Türk Edebiyatı için çok utanç verici bir levha olarak kalmıştır. Zira o yıllarda o patlamadan çok bu şiir insanların gönlünü yaralamış, adeta şok etkisi yaratmıştır. Sultan Abdülhamid bile bu olaydan hatıralarında şu şekilde bahsetmiştir: "Bir Osmanlı padişahı ve halifesine bombayla kasteden Ermeni kundakçılarını alkışlamayı vatanseverlik sayan aydınlar görünce, onlar kim olduklarını tanısınlar diye bu satırları yazıyorum. İnanın hiçbir namuslu Ermeni, padişahına suikast düzenleyen ı ırkdaşına "şanlı avcı" diyecek kadar utanmazlık etmemiştir" Tevfik Fikret, Ermeniler bile bu işi sahiplenmezken devletin en üst makamında oturan padişaha "milleti çiğnemekle eğlenen ve bundan keyif alan bir alçak" diye hakaret edebilmiştir. İlginç olan şu ki Fikret, bu şiiri dolayısı ile hiçbir kovuşturmaya tabi tutulmamıştır. Sadece Çorumlu 7-8 Hasan Paşa vasıtasıyla saraya çağrılarak uyarılmıştır. Maalesef bu gün kimse ağızlarda "kara bir istibdat dönemi" olarak sakız edilen o dönemde böyle bir şiir nasıl yazılabilmiştir diye düşünmez. Bu gün bile böyle bir özgürlükten bahsetmek imkansızdır. Düşünsenize birisi kalksa Ankara'nın göbeğinde bir minibüs patlayıcı ile yakalanan alçakları "ey şanlı avcı, biraz daha dikkat etseydin de yakalanmasaydın" diye bir şiir yazsa varın olacakları siz düşünün artık. Keşke o bomba sahibinin ve yandaşlarının elinde patlasaydı da, kimseye maddi manevi zarar vermeden geberip gitselerdi. İşin ilginci aynı Tevfik Fikret 1891 yılında Mirsad Dergisinin açtığı yarışmada Abdülhamid'e övgüler yazdığı şiiriyle birincilik kazanmış, yine 1894 yılında Malumat Dergisinde Sultanı öven bir şiirini yayınlamıştır. Necip Fazılın ifadesiyle: "Seciye cephesi, baştanbaşa rücuların seciyesi... Önce iman, sonra inkar; önce Abdülhamid'e övgü, sonra sövgü; arkasından Meşrutiyet ve İttihatçılara düşmanlık... Hakikatte, Tevfik Fikret, içinde yaşadığı cemiyetin (realite)sine asla nüfuz edememiş, elde palet, birkaç tabiat tasviri yapmış, münakkah (düzenlenmiş) manzumeler yazmış bir firariden başka bir şey değildir. Tevfik Fikret daima fikirleriyle hayatının tenakuzu içinde yaşadı." Üstad onun sanatçı yönünü de şu şekilde adeta hırpalamaktadır: "Şiir dilini nesir dili haline sokmak ve adi bir tebliğ vasıtası haline getirmek, şiir ve fikirde saf kıymet olarak hiçbir derinliğe ulaşmamak ve en cüce Garp sanatkarlarının tesiri altında kalmak; sadeleşen dili en yakası açılmamış lügat cambazlıkları altında boğmak, misilsiz bir hodbinliği ahlak ve fedakarlık şeklinde göstermek ve üstelik memleket içinde belli başlı bir propaganda çatısı altına sığınıp hakiki cemiyet saflarındaki mücadele şartlarından firar etmek..." Tevfik Fikret iyi bir şairdir, eğer şairlik sadece ebedi kıstaslarda ölçülerek verilen bir paye ise. Şair yaşadığı topluma, inançlarına ters düşen ve milli vicdanı yaralayan mısralar yazabilirse toplumun bu şairi benimsememesi en tabii bir refleks olacaktır. Tevfik Fikret'in bu meyanda daha nice incileri vardır. Hatta o dönemde yazdığı:
"Ey kitabı köhne
yırtılır
yarın gibi benzer şiirleri yüzünden Mehmet Akif ile söz düellosuna girmiştir. Ancak 1912 yılında yazdığı ve aslında 1908 31 Mart Hadisesi sonucu Yıldız Sarayının yağmalanmasına üzülerek tüm memleketi Yıldız Sarayına benzeterek yazdığı 'Han-ı Yağma'daki (Yağma Sofrası) dizeler elbette ki kabule şayandır.
"...Bugünkü mideler kavi, bugünkü
çorbalar sıcak, Nitekim önceleri savunucusu olduğu İttihat ve Terakki Cemiyetine "İrtikap ve Tedenni Çetesi" ismini bile takmıştır. Gönül ister ki kalemleri güçlü olan insanlar kalemlerini tıpkı bir cerrahın şifa dağıtan neşteri gibi kullanabilsinler. Edebiyat tarihimize "Bir Lahza-i Teahhür" gibi utanç vesikaları eklememiş olsun. Keşke Tevfik Fikret de kalemini milletin inançlarına, değerlerine karşı kullanmasaydı...
|
|
| ||
|
|
||||||